Dilek Başalan: Erkek devlet şiddetinin verileri tutulmuyor

dilek-basalan:-erkek-devlet-siddetinin-verileri-tutulmuyor

Türkiye’de kadına yönelik şiddet ve özel savaş uygulamaları her dönem sistematik biçimde artarak devam etti. Özellikle Kürdistan’da yürütülen özel savaş, devletin politikalarıyla birleşerek, planlı bir kadın kırımına dönüştü.

Türk devleti, Kürdistan’da yürüttüğü özel savaş uygulamalarının bir boyutunu kadınlara yönelterek, onları kirli ve baskıcı bir sistemin içine hapsetmeye çalıştı. Kadınlara yönelik bu uygulamalar, kural tanımayan bir savaşın ne denli korkunç bir hal aldığını da gösteriyordu. Özellikle AKP döneminde artan bu özel savaş yöntemleri, iktidarın başlangıcından itibaren erkek egemenliğinin hüküm sürdüğü tüm alanlarda kendini gösterdi.

AKP iktidarında artış gösteren bu saldırıların temelinde, devletin özel bir politikası bulunmaktadır. Kadına yönelik yaklaşımlarını her fırsatta açık bir biçimde dile getiren devlet yetkilileri ve iktidarın bugüne kadar kadınlara yönelik bazı sözleri şunlardı:

“Kadına şiddet abartılıyor.”- 7 Mart 2011, Başbakan Erdoğan

“Medya olayları abartıyor. Kadına yönelik şiddet algıda seçicilik.” -Dönemin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin

“Kadın-erkek eşitliğine inanmıyorum. Kadın ve erkek farklıdır, birbirinin tamamlayıcısıdır.” –20 Temmuz 2010, Recep Tayyip Erdoğan

“Çocuğumuz öyle nereye giderse gitsin olmaz. Yalnız bırakılan ya davulcuya ya zurnacıya…” -Erdoğan (Münevver Karabulut cinayeti sonrası)

“Kızlarına sahip çıksalarmış.” -İstanbul eski emniyet müdürü Celalettin Cerrah

“Kürtajı bir cinayet olarak görüyorum. ‘Benim bedenim, benim kararım’ diyenler feministtir.” -Erdoğan

“Kadın ahlaklı olsun, kürtaj yapmak zorunda kalmasın. Anası tecavüze uğruyorsa anası ölsün.” -Ankara eski büyükşehir belediye başkanı Melih Gökçek

“Tecavüze uğrayan doğursun, gerekirse devlet bakar.”- Eski sağlık bakanı Recep Akdağ

“Ben de sizin bacak aranızı çekip gazeteye bastırsam” -AKP Tokat eski milletvekili Zeyid Aslan, kendisinin fotoğraflarını çeken kadın gazetecilere söyledikleri.

“Evdeki işler yetmiyor mu?” Eski orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Erdoğlu, iş aradığını belirten kadına.

“Bir Hanım, aşırı dekolte ile bir yere giderse kabul edilebilir mi? Bir sunucu öyle bir kıyafet giymiş ki olmaz böyle kardeşim.” -AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik’in gazeteci Gözde Kansu’nun kıyafetine tepkisi

“Kadın mı, kız mı bilemem.” – 4 Haziran 2011, Erdoğan

Türkiye’de uzun süredir sistematik bir kadın kırımı yaşanıyor. Kadınlar, erkekler ve erkek devlet aygıtı tarafından hedef alınarak ya da hedefte bırakılarak katlediliyor. Üstelik bu saldırılara karşı adalet sağlamak yerine, katledilen kadınlarda suç aranıyor.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) verilerine göre cinayetleri 14 kat artmış durumda; sadece AKP’nin 23 yıllık iktidarında en az 8 bin 33 kadın katledildi, bin 381 kadın ise şüpheli bir şekilde hayatını kaybetti. Bu verilere, devlet eliyle katledilen kadınlar da eklendiğinde, sayının on binleri bulduğu biliniyor.

‘AKP-MHP İKTİDARLARI ŞİDDETİ MEŞRULAŞTIRAN TARAF OLDU’

Kadın Zamanı Derneği Başkanı Dilek Başalan, kadınlara yönelik saldırıları ve kadın katliamlarını ANF’ye değerlendirdi.

Kadın cinayetlerinin Türkiye’de her iktidar döneminde yaşandığını, ancak AKP-MHP iktidarları döneminde yoğunlaştığını belirten Dilek Başalan, şunları söyledi:

“AKP dönemiyle ele almak, kadın hareketleri açısından eksik kalıyor. Her iktidar döneminde kadın cinayetleri vardı, ama AKP-MHP iktidarlarıyla birlikte değişen bazı dengeler oldu. İktidarın devletin bütün mekanizmalarında yer edinmesi ve karar mekanizmalarının onlarda olması, yargının bu karar mekanizmasının içerisinde olması, kadınların kazanımlarının geriye çekilmesinde ve engellenmesinde söz kuracak olanların iktidar olması.

Aslında AKP-MHP iktidarında resmi mekanizmaların da şiddeti meşrulaştıran bir tarafı oldu. Mesela anayasa tartışmaları yıllardır yapılıyor, anayasada hiçbir değişiklik olmuyor ama torba yasalarla bir sürü şey değişiyor. Bu torba yasalar, kadın cinayetlerini engelleyen veya önleyen yerde değil; tam tersine kazanımlarımıza saldıran, kadınların sokağa çıkmasını engellemeye çalışan ve söz kurmasını kısıtlayan düzenlemeler içeriyor.”

‘DEVLET GÜCÜYLE HAREKET EDİLİNCE KADIN KIRIMI DA ARTMIŞ OLDU’

AKP’nin aile politikalarının kadın kırımında etkili olduğunu vurgulayan Dilek Başalan, “Tabii, AKP döneminde bu kadar artış olması da aile odaklı yaklaşmasındandır. Aile odaklı yaklaştığınızda, yıllardır kadın cinayetleriyle mücade ederken namus ve töre kavramlarını ortadan kaldırdığımız ve yerine erkek şiddetini odağına alan bir kavram geliştirdiğimiz halde, hâlâ aile, reis ve kravatlı erkeklerin namus cinayetlerine sığındığı bir denge görüyoruz.

Ayrıca katilleri engellemeyen bir sistem var; örneğin bir kadını yaralıyor, cezaevine giriyor ve kısa bir süre sonra çıkıp aynı kadını öldürme hakkını kendinde görebiliyor. Demek ki burada AKP-MHP iktidarının caydırma politikasında bir eksiklik var ya da caydırma politikasını benimsiyor. Onun için yıllardır mücadele ediyoruz. Özcesi, AKP-MHP iktidarı devlet gücüyle birlikte yol yürüdüğünde, aslında kadın kırımı da artmış oluyor ve kadın cinayetleri engellenmemiş oluyor” dedi.

Erkek devlet şiddetinin verilerinin tutulmamasının bilinçli bir devlet politikası olduğunu belirten Dilek Başalan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“25 Kasım için örgütlenirken ve kadın kırımı için söz kurarken ‘erkek devlet şiddeti’ diyoruz.

Erkek devlet şiddetinde, gözaltındaki kadınların maruz kaldığı şiddet, hapishanedeki şiddet, sokaktaki şiddet ve evleri basılarak öldürülen kadınların faillerinin olduğunu biliyoruz. Kaybedilen kadınları da biliyoruz. Bu veriler neden yok? Çünkü bu bir devlet politikası. Ne kadar az veri bulunursa, devlet kendini o kadar var edecek; ama biz zaten bu verilere bakmayan bir yerdeyiz.

Kadın kırımı dediğimizde, kimliksizleştirme politikalarını, savaş mekanizmalarını, erkek egemenlerin bir güç sembolü olarak gösterdiği tecavüz kültürünü, tecavüz sonrası kadınları öldürme, toplumsuzlaştırma ve kimliksizleştirme politikalarını bir bütün olarak ele alıyoruz. İşte bu yüzden, devlet bu verileri hiçbir zaman tutmaz; tutarsa yüzleşmiş olur.”

‘ERKEK ŞİDDETİ VE ERKEK DEVLET ŞİDDETİNİ AYRI ELE ALMALIYIZ’

Erkek şiddeti ile erkek devlet şiddetinin farklı kavramlar olduğunu vurgulayan Dilek Başalan, devletin uyguladığı baskı ve kırım politikalarının erkek devlet şiddeti olarak tanımlandığını belirterek şöyle devam etti:

“Feminist harekette, kadın hareketinde ve akademik çalışmalarda bazı tanımlar vardır. Biz ‘öz savunma’ deriz; bazı çevreler ‘hayatta kalan kadın’ der. Bir kadın sadece kadın olduğu için öldürüldüğünde, bazı çevreler buna ‘kadın cinayeti’ diyor. Ama eğer bir kadın siyasi bir mücadele veya örgütlü bir mücadelenin içindeyse, bu şiddeti ‘erkek şiddeti’ olarak değil, ‘erkek devlet şiddeti’ olarak ele alıyoruz.

Dilek Doğan ve Dilan Kortak ev baskınlarında öldürüldüğünde de bu oldu. Dilan’ın cenazesini Deniz Poyraz taşıyordu; Deniz Poyraz da bir erkek tarafından öldürüldü. Ayrıştırmıyoruz, ama erkek şiddetini ayrı, erkek devlet şiddetini ayrı ele alabiliriz. Türkiye’de verileştirilen veya herhangi bir devlette verileştirilen cinayetler erkek şiddetidir. Sadece Kürt kadın hareketinin öldürülen Kürt kadınları üzerinden bir çalışması olmuştu. Orada erkek devlet şiddetinin katlettiği kadınlar vardı. Bu kadınlar bizim mücadele hakikatimizdir ve bunu da söyleyen bir yerdeyiz.”

‘BUGÜN KADINI DÜŞÜREN, YARIN ÜLKEYİ DE DÜŞÜRECEKTİR’

Erkek devlet şiddetinin, kadını kimliksiz ve toplumsuz bırakmak üzerinden hareket ettiğini ve bunun bir devlet politikası olarak uyguladığını sözlerine ekleyen Dilek Başalan, “Dünya örneklerine baktığımızda, çok yakın tarihte Afganistan var. Kadın kırımından bahsederken, kadını kimliğinden uzaklaştırma ve etnik varlığını ortadan kaldırma durumundan bahsettik. Orada kadınları eğitim alanından uzaklaştırmak, kadınlara asla kendi özgürlüklerini yaşama hakkını vermemek… Bunların hepsi erkek devletinin kendini var etme biçimidir. Çünkü bir kadın üzerinden tahakküm kurabilir ve bunda başarılı olabilirse, tüm ülkedeki tahakkümü eline alabileceğine ve başarılı olabileceğine inanıyor.

Onun dışında, hemen yanı başımızda Suriye’de ve Irak’ta IŞİD terör örgütü vardı. Bunun bir yöntemi vardı: Kadınları köleleştiriyor, köle pazarlarında satıyordu. Hatta Türkiye’de halen kadınların satıldığına dair bilgiler var. Bununla ilgili hukuki çalışmalar ve mücadeleler sürüyor.

Türkiye’ye baktığımızda is, 2015 yılında bunu yaşadık. Sokağa çıkma yasaklarında Nusaybin’de, Cizre’de kolluğun ve askerin girdiği bir evde, ailenin en mahrem yerine girip ‘Biz geldik, yoktunuz’ yazmasını, kadınların iç çamaşırlarını sergilemesini yaşadık. Çünkü bunu yaptığında şunu diyor: ‘Ben devletim; senin en mahremine, namusum dediğin alana girerim.’ Devlet gücü tam da budur.

Yani bir kadın üzerinde kurduğu iktidarı bir savaş yöntemi olarak görüyor; kadını ganimet olarak görüyor ve onu kazandığında savaşı kazandığını düşünüyor.

Filistin-İsrail savaşında, İsrailli bir kadın esir düştüğünde kamyonetin arkasındaki görüntüleri, bir zafer gibi paylaşılıyor. Bugün kadını düşüren, yarın ülkeyi de düşürecek.

Ya da Ekin Wan… Kürt Özgürlük Hareketi’nde mücadele eden bir kadın. Bedeni çırılçıplak sürüklendi. Orada da verilen mesaj netti: Kadın bedenini bir ganimet olarak gören bir anlayış” diye konuştu.

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü için de çağrıda bulunan Dilek Başalan, son olarak şunları söyledi:

“Daha dün gece TJA’nın düzenlediği bir sergiye baskın oldu ve katledilen kadınların resimlerine el konuldu. Çünkü bazı kadınlar, devletin suçlu olduğu mekanizmayı ifşa ediyor. Katledilen bütün kadınlar için bu 25 Kasım da sokakta olmalıyız.”

Source: ANF News

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

mt-sample-background

© 2024 Egerin. All rights reserved.

Scroll to Top

Subscribe to receive News in Email

* indicates required

Intuit Mailchimp