Emperyalist devletlerin ve işbirlikçilerinin desteğiyle Colani’nin öncülüğündeki HTŞ çetelerinin Suriye’deki yönetimi ele geçirmesinin ardından, Alevi halkına yönelik soykırım saldırıları sürüyor. Bu saldırılar Türkiye’de yaşayan Alevilerde büyük kaygı yaratırken, AKP-MHP iktidarının saldırılar karşısında sessiz kalan tutumu eleştiriliyor. ANF’ye konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya, Suriye’de yaşananların bir mezhep savaşı değil, emperyalist güçlerin ve selefi örgütlerin ortak politikası olduğunu vurgulayarak, Türkiye’deki iktidarın bu sürece verdiği desteği eleştirdi.
‘SURİYE’DEKİ İKTİDAR DEĞİŞİKLİĞİ EMPERYALİST GÜÇLERİN MÜDAHALESİDİR’
İbrahim Karakaya, Suriye’deki iktidar değişikliğinin, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında emperyalist güçlerin kendi çıkarları doğrultusunda gerçekleştirdiği bir müdahale olduğunu belirterek sözlerine başladı. Bu müdahalenin Arap Baharı ile Tunus, Fas, Libya ve Suriye’ye kadar uzanan bir süreç olduğunu dile getiren Karakaya, “Emperyalist güçlerin bölgeye müdahalesi Arap Baharı ile Tunus’ta başladı. Fas, Tunus, Libya derken sıra Suriye’ye geldi. Fas ve Tunus’ta yapmak istedikleri değişimde başarılı oldular ama Libya’da hala çatışma devam ediyor. Suriye’de de 2011 yılında denediler ama tıkandılar. Bu müdahale sırasında Suriye halkları ülkelerinden zorla göç etmek zorunda kaldı” diye hatırlattı.
‘ESAD REJİMİ ALEVİ DEĞİL, ARAP MİLLİYETÇİSİ BAAS REJİMİDİR’
Esad rejiminin Alevilerle özdeşleştirilmeye çalışılmasına tepki gösteren Karakaya, “Esad rejimi Alevi bir rejim değildir; Arap milliyetçisi Baas rejimidir. Esad’ın kişisel Alevi kimliği, Suriye’de bir Alevi yönetimi olduğu anlamına gelmiyor. Esad yönetiminde Sünniler daha ağırlıklıydı. Hatta Esad rejiminin önemli bir siyasetçisi olan Faruk eş-Şara, Colani dediğimiz Ahmed eş-Şara’nın akrabasıdır” dedi.
‘ORTADOĞU’DA ALEVİ KARŞITLIĞININ TARİHSEL KÖKENLERİ VAR’
Suriye, Türkiye ve genel olarak Ortadoğu’daki Alevi karşıtlığının tarihsel kökenleri olduğunu belirten Karakaya, bu katliamların zemininin 13. yüzyılda, “Kızılbaşların katli vaciptir” diye fetva veren İbn Teymiyye ile hazırlandığına, bugünkü selefi grupların ise Teymiyye’yi akıl hocası olarak kabul ettiğine dikkat çekti.
Osmanlı döneminde Ebussuud’un da İbn Teymiyye’nin öğrencisi olduğunu dile getiren Karakaya, “Bu anlamda Ortadoğu coğrafyasında Alevi Kızılbaşlara karşı sürekli diri tutulan bir nefret söylemi ve katliamlar var. Türkiye’de de Maraş, Çorum, Sivas’ta katliamlarla kendini gösteren Alevilere yönelik saldırılar bugün hala nefret söylemleriyle devam ediyor” diye konuştu.
‘EMEVİ CAMİİ’NDE NAMAZ KILMAK MEZHEPSEL YAKLAŞIMIN GÖSTERGESİ’
Beşar Esad’ın 2024 Aralık ayında devrilmesinin de anlaşmalı olduğunu belirten Karakaya, “Biliyorsunuz, Esad hiç direnmeden ailesiyle Rusya’ya yerleşti ve Suriye’de bir günde yönetim değişti, HTŞ ismindeki cihatçı selefi örgütler iktidara getirildi. Bunlar da emperyalistlere en iyi hizmet edecek gruplar zaten. Suriye’de sonuçta ABD bir pay alma peşinde. Türkiye’deki Erdoğan iktidarı da Suriye’den pay alma hevesinde olan ülkelerin başında gelmektedir ve Özgür Suriye Ordusu, HTŞ’yi besleyen ve onlara destek veren bir yönetim anlayışına sahiptir. Nitekim HTŞ’nin Suriye’de yönetimi ele geçirmesinin ardından Dışişleri Bakanı ve MİT Müsteşarı’nın Emevi Camii’nde namaz kılması da desteğin açık bir ifadesiydi. İmam Hüseyin’in başının sergilendiği bu camide namaz kılmak aynı zamanda mezhepçi yaklaşımın da göstergesiydi. Türkiye’deki iktidar selefileri de besleyen Sünni ittifakı destekliyor” dedi.
‘ROJAVA’DAKİ ÇOK KÜLTÜRLÜ YÖNETİM MODELİ TÜRKİYE’Yİ RAHATSIZ EDİYOR’
Karakaya, aynı zamanda 2011 yılından itibaren Kürtlerin Rojava’da örgütlenerek farklı kimliklerin bir arada yaşadığı çok kültürlü bir yönetim modeli oluşturulmasının Türkiye’de rahatsızlık yarattığını ifade etti.
Türkiye’nin, Kürtlerin Rovaja’da bir statü elde etmesini istemediğini belirten Karakaya, “Rojava’daki model eğer başarılı olursa Türkiye devleti de buradaki Kürtlere aynı modelde, aynı hakları vermek durumunda kalacağı için rahatsız. Suriye’de HTŞ iktidara geldiğinden bu yana hem Dürzilere hem Alevilere hem de Kürtlere karşı savaş açmış durumda. Dürziler örgütlü olduğu ve İsrail desteği olduğu için onlara fazla bir şey yapamadı. SDG’nin askeri gücü olduğu için onlara da gücü yetmiyor. Geriye bir tek Aleviler kalıyor. O nedenle Aleviler organize bir biçimde cihatçı gruplar tarafından katlediliyorlar, hem de kendi coğrafyalarından sürülerek bölgenin demografisi değiştirilmeye çalışılıyor. Bu politikanın en büyük destekçisi ne yazık ki Türkiye’deki siyasal iktidar. Bu kabul edilemez. Neticede Türkiye’de 20 milyona yakın Alevi var. Suriye’de yaşayan Aleviler bizim inanç kardeşlerimiz. Ama illa da İnanç kardeşlerimiz olması gerekmiyor buna tepki göstermemiz için. Mazlum halklara karşı yapılan hiçbir katliama sessiz kalmamak lazım. Biz Aleviler ‘72 millet birdir’ diyen bir inanca sahibiz. Venezuela’da ABD saldırısına da karşı çıkıyoruz, Suriye’deki katliama da. Mazlum halkların yanındayız. Bugün de Suriye’de, Suriye halklarının kendi kaderini tayin ettiği, bir arada yaşamalarının güvence altına alındığı bir düzen talep ediyoruz. Bir etnik kesimin veya bir inanç kesiminin diğeri üzerindeki tahakkümünü asla kabul etmiyoruz” vurgusunda bulundu.
‘DAİŞ ÇETELERİNİN TEKRAR GÜNDEME GELMESİ TESADÜF DEĞİL’
Suriye’de cihatçı çetelerin Alevilere yönelik soykırım saldırılarının yaşandığı bir dönemde, Türkiye’de DAİŞ çetelerinin tekrar gündeme gelmesini de tesadüf olarak görmediğini belirten Karakaya, bu açıdan Türkiye halkları olarak işlerinin zor olduğunu vurguladı.
Türkiye’nin sadece DAİŞ’in değil, diğer cihatçı örgütlerin de cirit attığı bir ülke haline geldiğini kaydeden Karakaya, “Bugün HTŞ ve oradaki HTŞ ile ittifak ve koalisyon içinde olan bütün cihatçı örgütler burada. Türkiye halkları açısından bu çok kaygı verici” dedi.
‘SADECE ALEVİLER DEĞİL, LAİK VE SEKÜLER YAŞAMDAN YANA OLAN SÜNNİ KESİMLER DE TEHLİKEDE’
Türkiye’deki iktidarın Suriye’de katledilen Alevileri Esad yanlısı olarak lanse etmeye çalıştığına dikkat çeken Karakaya, “Kadınlar ve çocuklar da mı Esad yanlısı? Bu yaratılmaya çalışılan algı tamamen oradaki katliamı örtbas etmeye dönük bir politika” diye tepki gösterdi.
Alevilere yönelik saldırıların aynı zamanda laik seküler yaşamdan yana olan Sünni kesimlere karşı da tehdit oluşturduğunu belirten Karakaya, bundan ötürü buna en çok tepki göstermesi gerekenin bu kesimler olduğunu vurguladı.
‘BÖLÜCÜ KONUMDA OLAN KÜRTLER DEĞİL, BÖLÜNEN KÜRTLERDİR’
Karakaya, Suriye’de cihatçı çetelerin Alevilere yönelik soykırım saldırılarına karşı sessiz kalan AKP-MHP iktidarının QSD’yi geçici hükümetle anlaşması üzerinden tehdit etmesinin manidar olduğunu kaydetti.
Türkiye’de Kürt meselesinin çözümüne ilişkin bir sürecin devam ettiği bir ortamda bu tehditlerin savurulmasının düşündürücü olduğunu ifade eden Karakaya, bunun iktidarın süreci Suriye’deki gelişmelerin paralelinde yürüttüğünün göstergesi olduğunu söyledi. Bu mantığın yanlış olduğunun altını çizen Karakaya, şunları kaydetti:
“Bir halk, yani Kürtler ve Kürdistan coğrafyası birinci paylaşım savaşında dört ülkeye bölündü. Dolayısıyla burada iktidarın da öne sürdüğü gibi bölücü konumda olan Kürtler değil, çünkü zaten bölünen Kürtlerdir. Bugün Kürtlerin statü sahibi olmasını engellemek haksızlık. Sonuçta bir halkın arasına ülkeler arasında sınırlar çizilmiş. Kürtler bölündükleri dört ülkede sömürge altında yaşamaya mahkum edilmek isteniyor. Türkiye de Kürtlerin hiçbir parçada haklarını elde etmelerini istemiyor. Şimdi barış öyle bir şey değil. Bence Suriye’de sıkışan iktidar süreci lehine çevirmek için barış masası kurdu. Ve bugün aslında Rojava’yı tehdit ederek masadaki DEM Parti ve genel olarak Kürt hareketine gözdağı veriyor. Zaten devletlerin barışı çıkar üzerine kuruludur. Kalıcı barış ancak halkların barışıyla mümkündür.
‘TÜRKİYE SURİYE’DEKİ HALKLARDAN ELİNİ ÇEKMELİ’
Kürtlerin haklarına kavuşması Türkleri rahatsız etmemeli. Bu güvenceyle kendi halklarına bakmaları lazım. Çünkü başka bir halkı baskı altında tutan bir halk özgür değildir. Bunu bilince çıkarmak lazım. Devletlere rağmen bu barışı sağlamak zorundayız. Çünkü bu ülkede insanlar yıllardır ya ölüyor ya da öldürülüyor. Siyasal iktidarlar ve sermaye uğruna insanlar birbirine düşman ediliyor. Bundan kurtulmak lazım. Sonuçta kendi ülkesindeki barışı sağlayamayan bir devletin, başka yerde barış inşa etmesi mümkün değildir. Suriye meselesinin uluslararası bir boyutu var. Yarın öbür gün bu katliamları yapanlar, yaratanlar veya katliamlara sessiz kalanlar uluslararası insan hakları mahkemelerinde yargılanabilirler. Bugün iktidar Suriye’de çıkar noktasında bir kazanım elde etme hesabı içerisinde ama her zaman karlı çıkmayabilir. Dolayısıyla bu oyundan vazgeçmesi ve Suriye’deki halklardan elini çekmesi lazım. Türkiye’de de demokratik ve barışçı bir ortamı yaratılmalı.”
Source: ANF News