AP Genel Kurulu’nda Rojava’ya dönük saldırılar tartışıldı

ap-genel-kurulu’nda-rojava’ya-donuk-saldirilar-tartisildi

Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurulu, Strasbourg’daki oturumunda “Suriye’nin kuzeydoğusundaki durum, sivillere yönelik şiddet ve kalıcı ateşkesin gerekliliği” başlığı altında kapsamlı bir tartışma yürüttü. İnsani yıkımın boyutlarının yanı sıra Rojava’ya yönelik saldırıların arkasındaki güç dengeleri, Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) rolü, Türkiye’nin pozisyonu ve Avrupa Birliği’nin (AB) politik tercihleri tartışmanın ana başlıkları oldu.

Tartışmanın ardından siyasi gruplar arasında ortak bir karar tasarısının hazırlanacağı ve Perşembe günü Genel Kurul’da oylanacağı açıklandı.

Oturumun merkezinde üç ana başlık yer aldı: Kobanê üzerindeki fiilî kuşatmanın kaldırılması, Suriye’nin kuzeydoğusunda kalıcı ateşkesin tesis edilmesi ve Rojava’ya açık bir siyasi statü tanınması. Çok sayıda parlamenter, federasyon benzeri düzenlemelerin “gerçekçi ve tartışılması gereken bir seçenek” olduğunu savunurken, Kürtlerin Şam’daki geçiş sürecinde muhatap alınmadığı hiçbir çözümün sürdürülebilir olmayacağını vurguladı.

‘KUZEY VE DOĞU SURİYE, DEMOKRASİNİN TURNUSOL KÂĞIDIDIR’

AB Komisyonu adına konuşan Dubravka Šuica, Esad sonrası dönemin kırılganlığına dikkat çekerek başladı: “Esad rejiminin düşüşünden bir yıl sonra Suriye hâlâ son derece kırılgandır. Suriye’nin kuzeydoğusundaki gelişmeler belirleyici olacaktır; bu bölge, hükümetin gerçekten demokratik olup olmayacağının turnusol kâğıdıdır.”

Šuica, 30 Ocak anlaşmasına değinerek, Kürt güçlerinin güvenlik yapılarına entegrasyonunu ve Kürt dilinde eğitimin tanınmasını hatırlattı. Aynı zamanda petrol sahaları, havaalanları ve sınır kapılarının Şam denetimine geçmesini öngören maddelere işaret eden Šuica, “Bu anlaşma, Kürtlerin askeri ve güvenlik yapılarına entegrasyonunu, yerel ve merkezi düzeyde siyasi temsillerini ve Kürt dilinde eğitimin tanınmasını içermektedir; ancak kritik altyapıların hükümet denetimine geçmesini de kapsamaktadır” dedi.

‘ŞAM’LA İLİŞKİ KOŞULSUZ OLAMAZ’

Güvenlik risklerine değinen Šuica, IŞİD tehlikesinin sürdüğünü vurguladı: “IŞİD’in yeniden canlanma riski sürmektedir ve bazı tutukluların kaçma ihtimali ciddi bir güvenlik sorunudur. Risk yönetiminde Şam hâlâ temel muhatabımızdır.”

Šuica, bu noktada AB’nin Suriye’ye yaklaşımının koşulsuz olmayacağını net biçimde ortaya koydu: “Şam’la kurulacak herhangi bir ilişki koşulsuz olamaz. İnsan hakları güvencesi, azınlıkların korunması ve gerçek demokratik denetim mekanizmaları olmadan Suriye’ye tek bir euro dahi aktarılmayacaktır. Her türlü mali destek sıkı bir siyasi ve hukuki izleme sürecine bağlı olacaktır.”

Šuica, geçmiş deneyimlere gönderme yaparak AB’nin çizgisinin değiştiğini özellikle vurguladı:

“Yardımların rejimi meşrulaştıran bir araca dönüşmesine izin vermeyeceğiz. Uluslararası toplum bu süreci yakından izleyecektir.”AB’nin finansman çerçevesine değinerek koşulluluğun altını çizdi: “Avrupa Birliği en büyük insani yardım sağlayıcısıdır; ancak insani yardım tek başına yeterli değildir. Yeniden inşa ve kalkınma finansmanıyla desteklenmelidir.”

Ursula von der Leyen’in Şam ziyaretini hatırlatan Šuica, konuşmasını şöyle bağladı: “Bu ziyaret 2026–2027 dönemi için 620 milyon avroluk yeni bir iş birliği çerçevesini başlatmıştır; ancak bu çerçeve sıkı koşullulukla uygulanacaktır. AB kapsayıcı bir geçiş için diyaloga devam edecektir.”

Bununla birlikte, birçok milletvekili Šuica’nın çizdiği çerçevenin HTŞ ve lideri Ahmed el-Şara (Colani) kaynaklı tehdidi yeterince ele almadığını savundu. Sahadaki tabloya göre Ocak ayından bu yana yüz binlerce kişi elektriksiz, susuz ve gıdasız kalmış; 270 binden fazla insan yerinden edilmişti. Ancak parlamentodaki tartışma, bu insani felaketin yalnızca sonuçlarına değil, aynı zamanda “kimler tarafından ve hangi siyasi hesaplarla üretildiği” sorusuna yoğunlaştı.

‘SURİYE’DEKİ SAVAŞ AVRUPA’YI DA VURACAK’

Hollandalı vekil Ingeborg Ter Laak (EPP), Halep’ten Reqa’ya uzanan çatışma hattını hatırlatarak IŞİD’i sınırlayan güvenlik mimarisinin çöktüğünü söyledi: “Suriye’de savaşanlar yalnızca Suriye’de kalmayacaktır. Bunun Avrupa üzerinde doğrudan etkisi olacaktır.”

‘İSLAMCI ŞİDDETE TEK EURO YOK’

Macar vekil György Hölvényi (EPP/KDNP) AB’ye sert eleştiriler yöneltti. Hölvényi, Yüzlerce cihadistin serbest kaldığını belirterek 620 milyon avroluk yardım paketinin koşullara bağlanmasını istedi: “Şam, İslamcı şiddete karşı somut adım atmadan bu yardım serbest bırakılmamalıdır.”

Hölvényi, Rojava’daki kamplardan yaşanan kaçışların IŞİD’in yeniden canlanabileceğine işaret ettiğini söyledi ve “Kürt güçleri dolaylı olarak hâlâ Avrupa’yı savunuyor” dedi.

‘KÜRTLER AVRUPA’NIN SİLAH ARKADAŞLARIDIR’

Fransız vekil Nathalie Loiseau (Renew Europe) konuşmasında Kürtleri “Avrupa’nın silah arkadaşları” olarak tanımladı. Kobanê kuşatmasını “dayanılmaz” olarak tanımlayan Nathalie Loiseau, Şam yönetimini siviller üzerindeki baskıyı kaldırmaya çağırdı. Nathalie Loiseau, ABD’nin çekilmesinin ve Türkiye’nin askeri baskısının cihatçı grupların hareket alanını genişlettiğini savundu.

‘KÜRT KADINLAR AĞIR BEDEL ÖDEDİ’

İsveçli vekil Abir Al-Sahlani (Renew Europe), yerel Kürt kıyafetiyle kürsüye çıkarak konuşmasını neredeyse bütünüyle Rojava’nın savunusuna adadı. Suriye tartışmasının aşırı sağ tarafından bir “göç” meselesine indirgenmesini sert biçimde eleştiren Abir Al-Sahlani, El-Şara’nın iktidara gelişinin Avrupa’da “acı bir tat” bıraktığını hatırlattı.

Kürtlerin IŞİD’e karşı savaşta yalnızca kendi topraklarını değil, “Avrupa’nın özgürlüğünü de savunduğunu” vurgulayan vekil, bugün rollerin tersine döndüğünü ve Kürtlerin Avrupa’dan koruma beklediğini söyledi. “Verilmeyen koruma adaletsizliktir; ertelenen adalet ise reddedilen adalettir” diyen Abir Al-Sahlani, AB’ye açık bir sorumluluk çağrısı yaptı.

Abir Al-Sahlani, özellikle Kürt kadınlarının ödediği bedelin altını çizerek, saldırılara maruz kaldıklarını ve “öldüklerinde bile yalnız bırakılmadıklarını, çünkü teröristlerin bedenlerine vahşice saldırdığını” ifade etti. Bu nedenle Kürt bölgelerine yönelik saldırıların derhal durdurulmasını, acil bir ateşkes ilan edilmesini ve Kobanê üzerindeki fiilî kuşatmanın kaldırılmasını talep etti.

Konuşmasını ise şu ifadeyle noktaladı: “Kürtler, sizi görüyoruz, sizi duyuyoruz. Ve bilin ki; Avrupa Parlamentosu’nda dağlardaki mücadele arkadaşlarınız kadar çok dostunuz var.”

 ‘DEMOKRATİK KONFEDERALİZM BARIŞ İÇİN SOMUT BİR ALTERNATİF’

İtalyan vekil Ilaria Salis (Avrupa Solu/The Left), konuşmasına Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin geleceğine dair duyduğu derin kaygıyla başladı. Son haftalarda sahadaki gelişmeler karşısında “en kötüsünden korktuklarını” belirten Ilaria Salis, buna rağmen direnişin ve umudun terk edilmediğini vurguladı: “Son günlerde Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin kaderi ve demokratik konfederalist devrimin bugünü ile geleceği konusunda derin ve karanlık bir endişe içindeydik. En kötüsünden korktuk. Fakat sahadaki yoldaşlarımızın bize öğrettiği gibi, direnişi asla terk etmeyiz. Umudu asla yitirmedik.”

Suriye geçiş hükümetiyle imzalanan 30 Ocak anlaşmasını sahadaki kitlesel seferberliğin sonucu olarak değerlendiren Ilaria Salis, bu anlaşmanın yalnızca diplomatik müzakerelerin değil, bölgesel ve uluslararası dayanışmanın ürünü olduğunu söyledi:

“Şimdi Suriye geçiş hükümetiyle bir anlaşma imzalandı. Eğer bu mümkün olduysa, bu Kuzey ve Doğu Suriye halklarının güçlü ve kitlesel seferberliği sayesindedir. Bu, Türkiye, Irak ve İran’daki Kürt halkının yükselişi sayesindedir. Ve aynı zamanda uluslararası dayanışma sayesindedir.”

Ilaria Salis, bu noktada rehavete kapılmanın tehlikeli olacağı konusunda uyardı. Anlaşmaların çoğu zaman ihlal edildiğini ve her zaman güç dengelerini yansıttığını belirten Ilaria Salis, Avrupa’nın bu süreci aktif biçimde takip etmesi gerektiğini söyledi:“Şimdi tetikte kalmalıyız. Anlaşmanın her bir maddesinin uygulanmasını sağlamak zorundayız. Saf değiliz. Biliyoruz ki anlaşmalar çoğu zaman ihlal edilir ve her zaman güç dengelerini yansıtır. Bu yüzden bu süreci güçlendirmek bizim görevimizdir.”

Ilaria Salis, konuşmasının merkezine demokratik konfederalizm kavramını yerleştirdi ve bunu yalnızca Kürtler için değil, bölge halkları ve dünya için alternatif bir model olarak tanımladı: “Demokratik konfederalizm yalnızca bölgesel bir proje değildir; milliyetçilik, üstünlükçülük ve şiddetin hâkim olduğu dünyada barış ve adalet için somut bir alternatiftir. Bu proje yalnızca Kürtler için değildir: Araplar, Asuriler, Ermeniler, Êzidîler ve Türkmenler içindir; kadınlar içindir; özgür yaşamak isteyen herkes içindir. Bu mücadele hepimizi ilgilendirir.”

Ilaria Salis, konuşmasının sonunda Kobanê üzerindeki fiilî kuşatmayı kınadı ve acil insani erişim çağrısı yaptı: “Kobanê üzerindeki yasa dışı kuşatma derhal kaldırılmalı ve insani erişim şimdi sağlanmalıdır.” İtalyan vekil sözlerini “Bijî Rojava!” diyerek tamamladı.

‘TAKIM ELBİSELİ CİHATÇILIK DA ÖLÜMCÜLDÜR’

Alman vekil Martin Schirdewan (The Left), Ursula von der Leyen’in Şam ziyaretinin Halep’te Kürtlere yönelik saldırılarla aynı döneme denk gelmesini “tesadüf” olarak görmediğini söyledi. Schirdewan ABD ve AB’nin Kürtlere ihanet ettiğini savundu ve şöyle dedi: “Takım elbiseli cihatçılık daha az ölümcül değildir.” Schirdewan, Kürt özerkliğinin tanınmasını istedi ve konuşmasını “Bijî Rojava” ile bitirdi.

‘BERXWEDAN JIYAN E’

Alman vekil Özlem Demirel (Avrupa Solu/The Left), tartışmayı yalnızca güvenlik meselesi değil, aynı zamanda tarihsel adalet ve emperyalizm bağlamında ele aldı. Orta Doğu’nun “büyük güçlerin kinizminin aynası” olduğunu söyleyerek konuşmasına başlayan Özlem Demirel, Kürtlerin tarihsel olarak dört devlet arasında bölündüğünü ve on yıllar boyunca inkâr ve baskıyla karşı karşıya kaldığını hatırlattı:“Orta Doğu, büyük güçlerin kinizminin bir aynasıdır. Tarihi savaşlarla, dış tahakkümle ve yabancı müdahalelerle doludur. Kürtler dört devlete dağıtıldı; on yıllar boyunca varlıkları inkâr edildi ve baskı altında tutuldu.”

Buna rağmen Kürtlerin Rojava’da “umut veren bir model” inşa ettiğini vurgulayan Özlem Demirel, bunu demokratik ve eşitlikçi bir deneyim olarak tanımladı ve Batı’yı sert biçimde eleştirdi:

“Buna rağmen umut veren bir şey inşa ettiler: Rojava. Demokratik, eşitlikçi ve herkes için bir model. IŞİD’e karşı savaştılar. Ve bunun karşılığında bugün Batı tarafından satılıyorlar.”

Özlem Demirel, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Şam’la kurduğu temasları özellikle hedef aldı; Ahmed el-Şara (Colani) ile iş birliğini “ahlaki bir kırılma” olarak nitelendirdi. Ursula von der Leyen’in Kobanê kuşatması karşısındaki sessizliğini kınayan Özlem Demirel; “Ursula von der Leyen, eski bir El-Kaide teröristi olan El-Şara ile iş birliği yapıyor; Alevilere, Kürtlere ve Dürzilere yönelik katliamlara rağmen ona milyarlarca Euro yardım vaat ediyor. Kobanê kuşatma altındayken sessiz kalıyor” dedi.

Konuşmasını Kürt direniş geleneğine atıfla bitiren Özlem Demirel, bunu yalnızca Kürtler için değil, tüm bölge halkları için bir mücadele olarak çerçeveledi: “Kürtlerin tarihinde çok önemli bir söz vardır: ‘Berxwedan jiyan e’. Kürtler tarihlerinde her zaman direndiler; bugün yaşıyorlar ve Suriye’de ve tüm Orta Doğu’da bütün halklar için demokratik, sürdürülebilir ve adil bir çözüm için mücadele etmeye devam edecekler. Avrupa Komisyonu ne yaparsa yapsın, hangi kirli anlaşmaları imzalarsa imzalasın.”

Özlem Demirel konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Onlar mücadele edecekler. Bijî berxwedana Rojava!”

‘BİZİ SAVUNANLAR, ŞİMDİ SAVUNULMALIDIR’

İsveçli vekil Evin İncir (Sosyalistler ve Demokratlar/S&D), yerel Kürt kıyafeti ve Ala Rengîn ile kürsüye çıkarak konuşmasını tamamen Rojava’nın siyasal deneyimine adadı. Konuşmasına “Jin, Jiyan, Azadî” sloganının kökenini hatırlatarak başladı: “Jin, Jiyan, Azadî. Bu sözleri hepimiz duyduk; ancak çok azımız nereden geldiklerini biliyor. Bunlar, Rojava’daki Kürt öncülüğündeki yönetimin temelini oluşturan ilkelerdir.”

Evin İncir, bu sloganın soyut bir ifade değil, sahada IŞİD’e karşı verilen mücadelenin dili olduğunu vurguladı: “Bunlar, Kürt kadın gerillaların IŞİD’e karşı direnirken haykırdığı sözlerdir. Suriye’de başkaları savaşmayı reddederken, dünya tereddüt ederken, Rojava’nın Kürt güçleri yerlerinde durdu.”

Rojava’yı “savaşın ortasında inşa edilmiş nadir bir deneyim” olarak tanımlayan Evin İncir, bunu tiranlığa karşı öz yönetim, patriyarkaya karşı kadın liderliği ve mezhepçiliğe karşı birlikte yaşam modeli olarak sundu: “Savaşın ortasında nadir bir şey inşa ettiler: Tiranlık yerine öz yönetim; baskı yerine kadın liderliği; mezhepçi nefret yerine Kürtler, Araplar ve Hristiyanlar arasında birlikte yaşam.”

Evin İncir, Avrupa’ya açık bir çağrı yaparak Kürtlerin yalnız bırakılmaması gerektiğini söyledi ve kalıcı ateşkesin altını çizdi: “Bizi savunanlar şimdi savunulmalıdır. Evet, entegrasyon önemlidir — ama ateşkese saygı da önemlidir; azınlık hakları da önemlidir; Kürtlerin ve Suriye’deki tüm toplulukların onuru, kültürü ve eğitimi de önemlidir.”

Evin İncir, son olarak bugün giydiği kıyafetin ve bayrağın yakın zamana kadar yasak olduğunu hatırlatarak Suriye’nin gerçek anlamda kapsayıcı olması gerektiğini vurguladı:

“Uzun yıllar boyunca bugün giydiğim bu kıyafet ve Kürt bayrağı Suriye’de yasaktı. Suriye’nin gerçekten kapsayıcı ve demokratik bir ülke olabilmesi için tüm topluluklarına saygı göstermesi gerekir.”

‘İSTİKRAR KAPSAYICILIKLA GELİR’

Avusturyalı Andreas Schieder (S&D), Kürtlerin yanı sıra Dürzilerin, Süryanilerin, Hristiyanların ve Êzidîlerin de siyasi sürece dahil edilmesi gerektiğini söyledi.

‘KÜRTLERİ YALNIZ BIRAKMAK İHANETTİR’

Alman vekil Thomas Geisel (S&D), 11 binden fazla Kürt savaşçının IŞİD’e karşı hayatını kaybettiğini hatırlatarak bugün yaşananları “ihanet” olarak nitelendirdi. Kürt güvenlik yapılarını dağıtmanın IŞİD’in dönüşünü hızlandıracağını savundu.

‘ORDU MU, MİLİS Mİ?’

İspanyol vekil Nacho Sánchez Amor (S&D), Şam’ın “ordu–milis” ikili söylemini çelişkili buldu ve Kürt güçlerinin hangi yapıya entegre edileceğinin netleşmesi gerektiğini söyledi.

Polonyalı Adam Bielan (ECR) “Suriye cihatçı kaosa sürüklenemez” derken, Tomasz Froelich istikrarın sınır dışı etmeleri kolaylaştıracağını savundu.
Fransız Jean-Paul Garraud (ID/RN) kaçan cihatçıları “Avrupa’nın kapısındaki zaman bombası” olarak tanımladı.

AP’de hazırlanacak karar tasarısı Perşembe günü Genel Kurul’da oylanacak.

Source: ANF News

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

mt-sample-background

© 2024 Egerin. All rights reserved.

Scroll to Top

Subscribe to receive News in Email

* indicates required

Intuit Mailchimp