İş güvenliğinin tamamen yok sayıldığı, işçilerin ölümle yüz yüze çalışmak zorunda bırakıldığı Türkiye’de, 2025 yılında 2 bin 105 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Buna rağmen cinayetleri önlemek için herhangi bir adım atılmadı.
İş Sağlığı ve İşçi Güvenliği Meclisi (İSİG Meclisi) İstanbul temsilcisi Serpil Ünal, yaşanan iş cinayetlerini ve yapılması gerekenleri ANF’ye değerlendirdi.
‘KAPİTALİST SİSTEMİN KRİZLERİ ESNEK ÇALIŞMAYI KURAL HALİNE GETİRDİ’
Geçtiğimiz yıl en az 2 bin 105 işçinin iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiğini belirten Serpil Ünal, taşeronlaştırma sisteminin bu cinayetlerinin önünü açtığına dikkat çekerek şöyle devam etti: “Evet, 2026 Ocak ayında en az 146 işçi arkadaşımız iş cinayetinde yaşamını yitirdi. 2025 yılında en az 2 bin 105 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. İş cinayetlerinin en önemli nedeni güvencesiz çalışma. Özellikle kamu kurumlarından büyük sermayeli iş yerlerine kadar iyice yaygınlaşan taşeron çalışma sistemi bu güvencesizliği arttırıyor. Kapitalist sistemin krizleri ve ucuz iş gücü istemesi nedeniyle taşeronlaşma, kayıt dışı çalışma ve esnek çalışma modelleri kural haline geldi.
Patronlar İSİG önlemlerini fazladan maliyet, kârını azaltacak unsur olarak görüyor. Mümkünse hiçbir İSİG önlemi almadan işçiyi çalıştırıyor. Bu da iş kazalarının ve iş cinayetlerinin artmasını getiriyor. Örneğin, inşaatlarda asansör ya da merdiven boşluklarından düşmeler, boşlukların çevresi kapatılarak önlenebilir. Fakat bu basit işlem maliyet ve zaman kaybı olarak görülüyor ve sadece bu nedenle her ay onlarca işçi arkadaşımız can veriyor.”
‘İŞ CİNAYETLERİ EN ÇOK İNŞAAT, TARIM VE TAŞIMACILIK SEKTÖRÜNDE YAŞANIYOR’
İş cinayetlerinin en çok güvencesizliğin yaygın olduğu inşaat, tarım ve taşımacılık sektöründe olduğuna işaret eden Serpil Ünal, sözlerini şöyle sürdürdü: “İnşaat, tarım ve taşımacılık güvencesizliğin en yoğun olduğu sektörler. Fakat güvencesizlik tüm sektörlerde giderek yaygınlaşıyor. Ülkede insanların yüzde 75-80’i asgari ücret civarında ücretle yaşamaya çalışıyor. İşsizlik oranı giderek artıyor. Bu şartlarda işçilerin güvenli çalışma olanakları da ellerinden alınmış oluyor. İşsizlik, patronlar için işçiyi daha düşük ve daha güvencesiz koşullarda çalıştırma imkanı demek. İnşaat, tarım, taşımacılık ve sanayi gibi bir çok sektörde işçiler kayıt dışı çalıştırılıyor. Ortadoğu’daki savaşlar nedeniyle göçler de çok sayıda göçmenin gelmesine neden oluyor. Sermaye sahipleri bunu fırsata çeviriyor. Göçmen işçiler güvencesiz ve çok daha düşük ücretlerle çalıştırılıyor.
İş cinayetlerinin artmasındaki en önemli faktörlerden biri de denetimsizlik ve cezasızlık.
Devletin denetim mekanizmaları neredeyse tamamen işlevsiz. Gerek işçilerin güvenceli çalışması (SGK) gerekse iş yerinin durumu, ruhsat izin vb. gerekli İSİG önlemleri konusunda artık hiçbir denetleme yapılmıyor. Dilovası Ravive Kozmetik, Kartalkaya Oteli, Masquare Gece Kulübü iş cinayetlerini art arda, çok yakın zamanda yaşadık. Geçmişte Soma , Ermenek, Davupaşa, MarmaraPark, Büyükcoşkunlar vb. pek çok örnek var. Ve yüz binlerce iş yerinde işçilerin hayatı tehlikeye atılıyor. İş cinayetleri konusunda patronların bu kadar pervasız olabilmesinin bir nedeni de devletin cezasızlık politikası.
Son on beş yıldır iş cinayetinin sorumlusu olan neredeyse hiç bir patron hapis cezası almadı, hatta bazıları hiç yargılanmadı. Kamu kurumlarının sorumluluğu bulunan iş cinayetlerinde ise kamu kurumu yetkilileri değil yargılanmak, soruşturma yürütülmesine dahi izin verilmiyor. İş cinayeti davalarında ceza alanlar en alt düzeydeki sorumlular oluyor. Cezaların bir çoğunda da ya HAGB (Hükmün açıklanmasının geri bırakılması) uygulanıyor ya da para cezasına çevriliyor.
2008 yılında yaşanan Davutpaşa patlamasına ilişkin dava tam 16 yıl sürdü. Üst düzey kamu görevlileri yargılanmadı. Ceza alan sanıkların cezalarında ise iyi hal indirimi uygulandı ve para cezasına çevrildi.”
‘SENDİKALAŞMA ORANI ÇOK DÜŞÜK’
Türkiye’de sendikalı olma oranının çok düşük olduğunu, sendikalı olmanın önünde engeller olduğunu dile getiren Serpil Ünal, şunları aktardı: “Türkiye’de kriz bahanesiyle işçi sınıfına yönelik ekonomik ve siyasal baskılar sürekli artıyor. Sendikalaşmanın önüne engeller getiriliyor. Grev ve eylem yasakları, hak arama eylemlerine yönelik polis saldırıları, işçilerin sendikalı olmasını engelliyor. Sendikalaşma oranı çok düşük. Örneğin, 146 işçiden yalnızca ikisi sendikalı.
İş cinayetlerinin yüzde 98-99’u sendikasız iş yerlerinde gerçekleşiyor. Bu durum, sendikaların bu iş kollarındaki etkisizliği anlamına geliyor. Üye sayısı fazla olan konfederasyonların hükümet ve patronlarla iş birliği içinde olması, iş cinayetlerini politik bir mücadele alanı olarak görmemeleri de iş cinayetlerinin artmasına neden oluyor.Meslek örgütleri ve sendikaların bir kısmı ise iş cinayetlerini ‘teknik bir kaza’ gibi görüyor; bunu politik bir tercih ve sınıfsal bir saldırı olarak görmüyor.”
‘İŞ CİNAYETLERİ TEKNİK BİR SORUN DEĞİL, SİSTEMDE KÖKLÜ DEĞİŞİKLİK GEREK’
Artan iş cinayetlerinin teknik bir sorundan kaynaklanmadığını, önlenmesi için köklü bir sistem değişikliği yapılması gerektiğini belirten Serpil Ünal, temel şartın ise örgütlü bir mücadeleden geçtiğini sözlerine ekleyerek şunları söyledi:
“İş cinayetleri ve meslek hastalıklarının önlenmesi sadece teknik bir konudan ibaret değil; köklü bir sistem değişikliği gerekiyor. İş cinayetlerini önlemenin temel şartı, işçinin örgütlü olmasıdır. Sendikalı işçi oranı çok az; fakat sendikalı olmak, bu sömürü ve baskı karşısında örgütlü olmak ve haklarına sahip çıkabilmek anlamına gelmiyor.
İşçiler sendikalı, örgütlü olduklarında ancak İSİG önlemlerinin alınmasını sağlayabilir. Sendikal örgütlenmenin önündeki engeller kaldırılmalı. Sendikasız işçi çalıştırmak fiilen yasaklanmalı ve işçilerin ‘çalışmaktan kaçınma hakkı’ güvence altına alınmalı.
Çalışma saatleri kısaltılmalı; günde en fazla 7 saat, haftada 35 saat çalışma standardı getirilerek yorgunluk ve dikkatsizlik kaynaklı ölümlerin önüne geçilmelidir. İş cinayetlerinin önlenebilmesi için caydırıcı bir yargılama ve cezalandırma uygulanmalı. İş cinayetleri ‘taksirle öldürme’ değil, ‘olası kasıtla’ değerlendirilmeli; sorumlu olan patronlar ve kamu görevlileri somut hapis cezalarıyla yargılanmalıdır. İşçi sağlığı ve iş güvenliği hizmetlerinin kamulaştırılması gerekiyor. İş Güvenliği (İSG) uzmanlarının maaşlarını patrondan aldığı mevcut sistemde, İSG uzmanlarının bağımsızlığı ve gerekli önlemlerin alınması konusunda bir yetkisi ve yaptırımı mümkün olmuyor.
İş cinayetleri konusunda bir diğer önemli nokta, giderek artan çocuk işçi cinayetleri. İki yıldan uzun bir zamandır bu konuya dikkat çekiyoruz. Sermayenin ucuz iş gücü talebini karşılamak için devlet eliyle MESEM (Mesleki Eğitim Merkezleri) gibi uygulamalar üzerinden yasallaştırılan çocuk işçiliğine son verilmeli; mesleki eğitim, okulda ve çocukların fiziksel, biyolojik, düşünsel durumları göz önünde tutularak yapılmalı. Eğitimin tamamen ücretsiz, bilimsel ve her çocuk için erişebilir olması sağlanmalıdır.
İSİG Meclisi olarak iş cinayetlerinin bir kader veya kaza değil; sermayenin kâr hırsı ve devletin denetimsizliği sonucu ortaya çıkan bir sınıfsal sorun olduğunu ifade ediyoruz. Tek amacı daha fazla kâr olan kapitalist sistemde, sadece talep etmekle iş cinayetlerinin önlemesini sağlamanın mümkün olmadığını da göz önünde bulundurarak, işçi sınıfı olarak daha fazla örgütlenmek ve mücadele etmek gerektiğini de vurguluyoruz.”
Source: ANF News