Önder Apo’nun 27 Şubat 2025’te yaptığı “Demokratik Toplum ve Barış Çağrısı”nın üzerinden bir yıl geçti. Aradan geçen sürede halkın beklentileri somut anlamda karşılanmamış olsa da Kürt halkı, her şeye rağmen “barış” demekten vazgeçmedi. Yıllarca süren çatışmalı ortam binlerce hikayeyi de içinde barındırırken, bu hikayelerin tanığı olan kadın, çocuk ve gençler bu sürecin başarıya ulaşması için mücadelelerini sürdürmeye devam ediyor. Yaşadıkları kayıplara, erteledikleri yaslara, bulamadıkları kemiklere ve sevdiklerine duydukları özleme rağmen, “Daha özgür yarınlar için” diyerek barışı talep etmeye devam ediyor. Bu isimlerden biri de çatışmalı süreçte iki çocuğunu kaybeden ve cenazelerini de mücadele ederek alabilen Barış Annesi Kudret Eryılmaz (66).
Bir oğlunu 2014’te Kobanê direnişinde bir kızını da 2019’da Muş’ta yaşanan çatışmalarda kaybeden Kudret Eryılmaz, yaklaşık on beş yıldır Barış Anneleri ile birlikte barış mücadelesi veriyor. Yaşamını yitiren oğlunun vasiyeti ile yıllardır barışta ısrar eden Kudret Eryılmaz, bu süreçte hem oğlu hem de kızının cenazesini alabilmek için aylarca bekledi.
Çocuklarını kaybettikten sonra da mücadelesine devam eden Kudret Eryılmaz, 27 Şubat çağrısının ardından başlayan sürecin herkesin sorumluluğunda olduğunun altını çizerek, “Herkes elini taşın altına koymalı” dedi.
‘HEPİMİZİN HİKAYESİ ORTAK’
Kudret Eryılmaz, “Oğlum Kobanê’de yaşamını yitirmeden önce bana, ‘Özgür bir yaşam için mücadele et’ dedi. Ben de onun ardından ne dağ ne taş ne yol demeden barış demeye devam ettim. Oğlumun cenazesini o dönem kendi ellerimle gömdüm; ancak ona ait olduğunu bilmiyordum. Günler sonra yaptığımız testle cenazenin bize ait olduğunu öğrendim. Ondan sonra kızımın da cenazesini parçalanmış halde bize gösterdiler. Kızımı tırnaklarından ve dişlerinden tanıdım. Tanımama rağmen bize cenazeyi vermediler. Dört ay bekledikten sonra, cenazeyi defnedildiği yerden alabildik” dedi.
‘HER ŞEY ÖZGÜRCE BİR YAŞAM İÇİN’
Yaşadığı bu durumun herkesin hikayesi olduğunu ve bu acılara rağmen mücadeleyi sürdürdüklerini ifade eden Kudret Eryılmaz, “Ben bu zulüm ve baskının sona ermesi, bu topraklara barışın hakim olması ve çocukların özgür bir yaşam sürdürmesi için bu yola girdim. Bu fikirle gitmediğim yer, çıkmadığım dağ kalmadı. Canlı kalkan eylemlerine katıldık, bütün köylere gittik. Barışın hakim olması gereken her yerde biz vardık. Yine cezaevlerinde başlatılan açlık grevi eylemleri zamanında her gün eylem yapıyorduk; darp edilmediğimiz, işkence görmediğimiz bir gün kalmadı. Biz ne istedik? Sadece ‘biz yandık başkası yanmasın’ dedik” diye konuştu.
‘HİÇBİR ZORLUK BİZE ‘AMAN’ DEDİRTMEDİ’
Bu mücadeleyi sürdürdüğü süre boyunca en az yirmi kez Ankara yollarına düştüğünü ve bu talebini Ankara’da da haykırdığını belirten Kudret Eryılmaz şunları söyledi: “Bir ay içinde üç defa Ankara’ya gittiğimiz günler dahi oluyordu. Bazı insanlar bize, ‘Yorulmuyor musunuz, daha ne kadar sürecek?’ diyorlardı. Bu süreçte gittiğimiz yolun bize zor ve uzun olduğunu düşünüyorlardı. Ama bizim için asıl zor olan, hiçbir şey yapmadan evde oturmak. O yüzden ne gittiğimiz yollar ne de maruz kaldığımız işkenceler bize ‘aman’ dedirtmedi. Barışın değerini hem burada hem Ankara’da herkese anlatmak istedik. Her yola çıktığımızda da ne hastalıklara ne açlığa ne de zorluğa bakmadan gidiyorduk. Bu çaba sadece kendimiz için değil, herkes içindi.”
‘HERKESİN ELİNİ TAŞIN ALTINA KOYMASI GEREKİYOR’
Yaşanan onca acıdan sonra başlatılan sürecin sahiplenilmesi ve çalışma yürütülmesi için çağrıda bulunan Kudret Eryılmaz, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu süreç sadece bir kişinin, bir kesimin değil; herkesin süreci. Herkesin bu süreci bu önemde sahiplenmesi gerekiyor. Biz kimsenin canının yanmasını istemiyoruz. Hiçbir acının, hiçbir yasın diğerinden farkı yok. Biz, paketlerle elimize geçen cenazeler ve bu barbarlığa rağmen barış demeye devam ediyoruz. Bizim dışımızda da herkesin elini taşın altına koyması ve çalışması gerekiyor.
Bir canımız var; o da inşa edilecek barışa kurban olsun. Biz çocuklarımızın, torunlarımızın bu topraklarda özgürce nefes almasını istiyoruz. Bu süreç evinde oturma süreci değil. Barış diyen herkesin bir yerden tutması gerekiyor. Savaş bir çare değil.”
Source: ANF News