Kürtçe üzerindeki baskı, hafızlarda hala tazeliğini koruyan o meşhur “karda yürürken çıkan kart-kurt sesi” inkarıyla başladı. Bugün bu inkarın biçimi değişse de özündeki yaklaşım aynı noktada duruyor. Bu kadım dili, kendi coğrafyasında bir “seçenek” olarak sunan, asimilasyonu bürokratik koridorlara taşıyan sinsi bir süreçle karşı karşıyadır. Mezopotamya’nın eski dillerinden biri olan Kürtçe, milyonlarca insanın ana dili olmasına rağmen kendi evinde adeta bir “misafir” konumuna indirgenmek isteniyor.
Mezopotamya toprakları, medeniyetin, tarımın ve insanlığın ilk kelimelerin doğduğu yerdir. Kürtçe ve onun şiveleri, insanlık yaşamının en köklü parçasıdır. Ancak Cumhuriyet tarihi boyunca bu dil ya “bilinmeyen bir dil” olarak kayıtlara geçirildi ya da uydurma teorilerle yok sayıldı. Bu siyaset sadece Kürt dilini hedef almakla kalmıyordu. Aynı zamanda bu dili konuşan milyonlarca insanın kolektif hafızasını da imha etmeyi hedefliyordu. Günümüzde o eski yasaklar kalkmış gibi görünse de, Kürtçe artık kamusal alandan uzaklaştırılıp dört duvar arasına, yani sadece ev içine hapsedilmeye çalışılıyor.
Nüfusunun neredeyse tamamının Kürt olduğu bir köyde ya da kentte, bir çocuğunun kendi ana diliyle eğitim görmesi için önüne bir “tercih formu” konulması başlı başına bir utançtır. Ana dil, insanın doğumuyla gelen doğal bir hak iken, bu sistemle birlikte devletten alınan bir “izne” dönüştürülmesi ise bir lütuf ve demokrasi olarak topluma sunuluyor. Seçmeli ders uygulamanın geçmişine baktığımız, 2009’daki Oslo süreci ve TRT Şeş’in açıldığı dönemdir. O dönemde toplumda yükselen ana dilde eğitim taliplerini karşılamak yerine, süreci daha kontrolü bir alana çekmek için “seçmeli ders” adımı atılırken, yine kimin neyi seçeceğinin ismi konulmadı. Kürtçe yerine “Yaşayan Diller ve Lehçeler” gibi genel bir başlık tercih edildi. Oysa toplum talebi, Kürtçenin kendi adı ve özüyle bir eğitim dili olmasıydı.
Seçmeli dersler kağıt üzerinde var olmasına rağmen, uygulamada birçok engelle karşılaşıldı. Öğrencilerin yaklaşık 30-40 derse arasında seçim yapabildiği bu sistemde, Kürtçenin seçilmemesi üzerine kurgulandı sistem. Okul müdürlerinden il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerine kadar çeşitli idari kademelerden, belirli derslerin seçilmesi yönünde yönlendirmeler yapıldı. Özellikle dini içerikli derslerin tercih edilmesi yönünde aileler yönlendirildi. Öğrencilerin üç seçmeli ders seçme hakkı varken, bu derslerin çoğunun dini derslerden oluşması da tesadüf olarak gelişmedi. Bunun yanı sıra en büyük sorunlardan biri öğretmen eksikliğiydi. Ailelere ve öğrencilere Kürtçe dersini seçmek istediklerinde, kendilerince çoğu zaman, “Bu dersi verecek öğretmen yok, seçseniz bile ders açılmaz” denilerek başka derslere yönlendirildiler. Bu durum, seçmeli dersin fiilen uygulanmasının önünde ciddi bir engel oluşturdu.
Son yıllarda ise yeni bir sınıflandırma sistemiyle birlikte farklı bir engel ortaya çıktı. Seçmeli dersler üç kategoriye ayrıldı: Akademik dersler, sanat ve spor dersleri ve dini içerikli dersler. Öğrenciler her kategorilerden sadece bir ders seçebiliyor. Kürtçe ise akademik derslerin bulunduğu kategoriye yerleştirildi. Aynı kategoride matematik uygulamaları, bilim uygulamaları ve zeka oyunları gibi ailelerin çocuklarının sınav başarısını artıracağını düşündüğü derslerde bulunuyor. Bu durum, aileleri ve öğrencileri bir ikilemle karşı karşıya bıraktı. Çocuğun akademik başarısını artırmak isteyen aileler, Kürtçe yerine matematik veya bilim içerikli dersleri seçmeye yönelmek zorunda kaldı. Yani bir nevi ortaya konulan yeni sistem ile Kürtçenin seçilmesi daha da zorlaştırılmış oldu.
Okullarda karşılaşılan bir diğer yaygın sorun ise öğretmen eksikliği. Yine şu an bazı üniversitelerin Kürdoloji bölümünde mezun olan binden fazla öğretmen adayı yıllardır atanmayı bekliyor. Bugüne kadar atanan toplam Kürtçe öğretmen sayısı Mecliste DEM Parti’nin verdiği bir soru önergesine verilen cevap ile ortaya çıktı. 235 öğretmen atanması yapılırken, Kürtçe seçmeli ders için aktif görev yapan öğretmen sayısı ise 156 olarak cevaplandırıldı. Aileler ve öğrenciler dersi seçmek istese de “öğretmen yok, seçseniz de açılmaz” cevabıyla karşılaştı yıllardır.
Yıllar içinde aileler çocuklarının Kürtçe öğrenmesi için “seçmeli” derse yönelse de sistemin sadece bunu isim ve propaganda olarak işlediği ve yine kendi içinde yarattığı engellerle bunun önüne aldığını görüyoruz. Geçtiğimiz yıl 60 bin civarında ailenin Kürtçeyi seçmeli olarak tercih etti. Bir halkın ana dilini, Mezopotamya’nın kadim sesini “seçmeli ders” gibi dar kalıplara sığdırmaya çalışmak, bu coğrafyanın tarihine ve insan haklarına aykırıdır. 21 Şubat Dünya Anadili Günü’nde tekrar hatırlamalıyız ki Kürtçe bir lütuf değil, bu toprakların en doğal hakkıdır.
Source: ANF News