Savaşta yeni bir eşik: İstihbarat ve teknolojinin senkronizasyonu

savasta-yeni-bir-esik:-istihbarat-ve-teknolojinin-senkronizasyonu

ABD-İsrail’in İran’a saldırısında açığa çıkan ve üzerinde durulması gereken önemli konulardan biri de İran’ın rehberi (kalesi) konumundaki Hamaney ve çok sayıda üst düzey İranlı yetkilinin ölümüyle sonuçlanan saldırının gerçekleşme biçimi ve ortaya çıkardığı sonuçlardır. Bu saldırı, savaşlar bağlamında teknolojik alandaki gelişmeleri göstermesi bakımından son derece dikkat çekicidir.

Bu saldırı salt hedef odaklı bir suikast değildir; bununla birlikte siber araçların ve yapay zeka teknolojilerinin de oldukça etkili kullanıldığı yeni bir savaş örneğidir. Bu saldırıya ilişkin ABD Genelkurmay Başkanının yaptığı açıklamaya göre, ABD Siber Komutanlığı ve Uzay Komutanlığı, İran’ın iletişim kanallarına yönelik koordineli siber operasyonlar yürüterek ve İran’ın tüm iletişim ile sensör ağlarını bozarak İran güvenlik birimlerinin görme, tespit etme ve yanıt verme yeteneklerini devre dışı bıraktığını belirtti.

Detaylarına tam olarak vakıf olmasak da anlaşıldığı kadarıyla bu operasyonda GPS sistemleri ve Starlink gibi teknolojiler saldırı sürecinde kullanıldı. Bununla birlikte İran’ın uydu ağlarını engelleme ve karıştırıcılarla sinyal bozma gibi faaliyetlere maruz kaldığı anlaşılıyor. Yansıdığı kadarıyla İsrail’in askeri operasyon öncesinde Tahran’da neredeyse tüm trafik kameralarına sızarak anlık görüntüler elde ettiği anlaşılıyor.

CIA ve Mossad’ın sahadaki istihbari faaliyetlerinden elde edilen bilgilerin yanı sıra, siber ve elektronik harp teknolojilerinin kullanımı ile yapay zeka araçlarıyla edinilen verilerin algoritmalar aracılığıyla analiz edilmesi ve bu verilere dayanarak operasyonların yürütülmesi kamuoyuna da yansıdı. Dolayısıyla bu operasyonda iç içe geçmiş yeni bir savaş modeliyle karşı karşıyayız.

Bu savaşta hız ve isabet, istihbarat senkronizasyonu ve yapay zeka algoritmalarının ortaklaştırılması temelinde sağlandı. Bu yeteneklerin ortaklaştırılması sonucunda 800 hedefin bir defada vurulması, savaş sahasında yeni bir eşik oluşturdu. Bu savaşta komuta-kontrolden karar destek aşamasına, elektronik ve siber harpten füze savunmasına, insansız hava, kara ve deniz araçlarına kadar yapay zekanın aktif kullanıldığını, bu yönüyle bir ilk olduğunu söyleyebiliriz.

İnsanın bilişsel kapasitesini aşan veya büyük boyutlarda karmaşık veri setlerinin yüksek hızda analiz edilmesini gerektiren senaryolarda yapay zeka ana unsur olarak işlev görüyor. Literatürde “hipersavaş” olarak tanımlanan bu yeni savaş türünde karar alma ve icra döngüsü milisaniyeler içinde gerçekleşebiliyor. 800 hedefin aynı anda vurulmasına ilişkin verilerin çok kısa sürede analiz edilmesi, karar verilmesi ve sonuçların aynı hızda değerlendirilmesi savaşın boyutunu farklı bir düzeye taşıyor. Bu haliyle yapay zekanın, savaşı insanın algı ve tepki kapasitesinin ötesine taşıdığını belirtmek gerekiyor.

İRAN’IN DİRENİŞ KAPASİTESİ VE OLASILIKLAR

Anlaşılan bir diğer durum, İran devlet aklının 2025 Haziran ayındaki 12 günlük savaştan kendine göre bazı dersler çıkarmış olmasıdır. Savaşı hem askeri hem de politik olarak zamana ve zemine yayarak, ağır yaralar alsa da karşı tarafın zayıf noktalarına yüklenerek yenilmemeye ve dağılmamaya çalışıyor.

“Mozaik savunma” diye açıkladıkları 31 ayrı komuta merkezi kurduklarını, bu komuta merkezlerinin birbirinden bağımsız hareket ettiğini belirttiler. Merkezin ya da herhangi bir komutanlığın çökmesi halinde, diğer komutanlıkların lokal hareket ederek direnişi sürdürme kararı aldıklarını ve bu doğrultuda önceden örgütlendiklerini duyurdular. İç durumlarına dair kesin bilgi bulunmamakla birlikte, şimdiye kadar verdikleri tepkiler bu örgütlenmenin belirli ölçüde sonuç aldığını gösteriyor.

Ayrıca kullanılan teknik, isabet oranı ve hedef yaygınlığı göz önünde bulundurulduğunda, Çin ve Rusya’dan bazı takviyeler aldığı ve bu devletler tarafından füze desteği sağlandığı anlaşılıyor. İran için varoluşsal nitelik taşıyan bu savaş, aynı zamanda Çin ve Rusya için de objektif bir ön cephe işlevi görüyor. Savaşın seyrine baktığımızda, gelinen noktada İran’ın beklentilerinin altında kalsa da dış desteklerle belli bir düzeyde güçlendiği görülüyor.

Mevcut durumda İran’ın hava sahası önemli oranda ABD-İsrail hava gücünün denetiminde olsa da İran’ın ABD-İsrail’e ait Hermes, Heron ve MQ-9 tipi SİHA’ları düşürebiliyor olması, halen belirli düzeyde hava savunma sistemlerinin karşılık verebildiği sonucunu çıkarabiliriz.

Yine İran’ın, kendi içinde “kale” konumundaki kişiyle birlikte savaş kurmaylığını kaybetmiş olmasına ve hava, deniz ve kara unsurlarının ağır bir yıkıma uğramasına rağmen sembolik bazı başarıları da bulunuyor. (Riyad’daki CIA istasyonu ve Amerikan elçiliği, BAE’deki radar sistemi, Katar’daki ufuk ötesi radar, Kuveyt ve Ürdün’deki radarların vurulması bunların başında geliyor). Bu radar sistemleri; füze fırlatmalarını tespit etme, erken uyarı sağlama ve bölge yüksek irtifa hava savunması ile Patriot sistemleriyle entegre çalışma amacıyla tasarlandı. Bu haliyle, düşman unsurlarını önemli ölçüde körleştirdiğini söyleyebiliriz.

İran’ın, öncesinde emir-komuta sisteminin darbe alabileceği ve iletişim kopukluğu yaşanabileceği öngörüsünden hareketle kendisini bu durumlara hazırladığı ve bu temelde planlama yaptığı anlaşılıyor. Bu temelde, kendisini 31 noktada, valilikler bünyesinde lokal komutanlıklar biçiminde örgütledi.

Bu örgütlenme ve inisiyatif verilmiş lokal gruplar kısa vadede bir çözüm olsa da savaşın uzamasıyla kontrolden çıkmaya açık bir durum oluşturuyor. Savaş hedefleri açısından birleşik bir resmin olmaması; yanlış hesaplamalara, gücün istenilen noktalara odaklanamamasına ve sevk-idarede zayıflıklara yol açabilir.

İran’ın iletişim ağları sinyal kesiciler ve karıştırıcılar gibi siber saldırılar karşısında savunmasız bir durumda. Üst düzey komutanlarının önemli bir kısmı tasfiye edildi. Saldırı dalgasının, rejimin güvenlik mimarisini ayakta tutan güçler ve altyapılara yoğunlaştırılmasıyla birlikte askeri kapasitede zayıflama yaşanması beklenen bir durumdur.

Bu, aynı zamanda rejimin iç güvenlik mekanizmasının zayıflamasına ve İran’da otorite boşluğu doğmasına yol açabilir. Böyle bir durumda sınırlı da olsa kara operasyonlarının başlatılması, İran güvenlik aygıtı üzerinde psikolojik yıpranma etkisi yaratabilir ve ülke içinde bazı grupların ayaklanmasını tetikleyebilir.

Kendi içerisinde birçok zayıflık ve iç sorun yaşasa da İran devleti, hemen kırılacak küçük bir devlet değildir. 90 milyonluk nüfusu, derin toplumsal kökleri ve küçümsenmeyecek asimetrik yetenekleriyle tarihsel olarak gelişmiş bir bölgesel aktör olduğunu ve süreç içinde sürpriz çıkışlar yapabileceğini gösterdi.

İran’ın stratejik yıpratma savaşını yürütme temelinde hareket etmeye devam edeceği beklenen bir durumdur. İran’ın geleneksel uzmanlık alanı; asimetrik misilleme dalgaları, bölgesel hedefleme ve karşı tarafa maliyet üretme kapasitesidir. Bu haliyle İran devleti ayakta kalabilir; fakat uzun vadede daha kırılgan bir siyasi yapıya dönüşme ihtimali de vardır.

Güçlerin konumları, hedefleri ve üretebilecekleri etki değerlendirildiğinde, yıllara yayılabilecek bir iç savaş sürecinin kaçınılmaz olabileceği herkesin malumu. Mevcut haliyle savaşın kaderinin, boğazlarda ve karada verilecek mücadeleyle belirleneceği anlaşılıyor.

Bu savaş, artık çok daha yapısal, çok cepheli ve çok katmanlı olmasından hareketle, bölgesel bir savaşı aşan bir boyuta evrildi. Enerji piyasaları, küresel ekonomi ve büyük güç rekabeti üzerindeki etkileri düşünüldüğünde, savaşın taraflarının açık ve gizli şekilde artacağı; bunun da uluslararası sistemde daha geniş çaplı değişimlerin habercisi olabileceği gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Özetle, İran savaşı bir ülkenin kaderinden çok daha fazlasını ifade ederken, yeni dünya düzeninin nasıl kurulacağına dair bir mimari şekillenişi de ortaya çıkarıyor.

ABD ve İsrail’in nihai hedefi açık. Buna göre, İran’daki rejimin değiştirilmesi ve kendileriyle tam uyumlu çalışacak yeni bir yapının inşa edilmesi amaçlanıyor. Dünyanın en büyük petrol rezervlerinden birine sahip olan İran’ın, ABD ve İsrail şirketlerinin pazarına açılması; ayrıca bu güçlerin geliştirdiği yeni ticaret rotaları, enerji koridorları ve tedarik zincirlerine entegre edilmesi temel hedefler arasında yer alıyor.

SONUÇ OLARAK

Ne ABD-İsrail demokrasi, özgürlük ve adalet için bu savaşı başlattı ne de İran bu değerlerin savunucusudur. Aksine, her iki taraf da halklara savaş, ölüm, işkence, açlık ve zulüm dayatıyor. Dolayısıyla yakın zihniyetler çatışıyor. Tarafların birbirinden çok farklı olmadığı bu savaşta, halklar açısından taraf olmak çok kötü bir tercih olur.

Esasında bölgede bir hegemonya savaşı yaşanıyor. Şimdiye kadar İran ve Türkiye hegemonyası vardı; kırılmak istendiği görülüyor. Yerine İsrail’in hegemonik bir güç olarak konumlandırılmak isteniyor ve İran da buna karşı direniyor. Bu savaşın sermaye, özellikle de silah ve teknoloji sermayesi çevreleri dışında kimseye bir yararı yok.

İran’ın direnişi de özgür, demokratik bir toplum hedefi için değil; tersine, kendi diktatörlüğünü korumak ve sürdürmek içindir. İran molla rejimi, 47 yıllık pratiğinde Ortadoğu’da oluşturduğu vekil güçler ve kendi içinde yarattığı dini şovenizme dayalı ulus devlet inşasıyla, halklar mozaiği olan toplumsal yapıyı katliam, idam, işkence ve sürgünlerle soykırımdan geçirdi. Sistemini tahkim ederken bir akıl tutulması yaşadı.

İran’daki rejim, neredeyse yarım yüzyıldır Şii ideolojisi bayraktarlığında, yolsuzluk ve ihtiyaç halinde acımasızca şiddet kullanarak karmaşık bir sistem yarattı. Dokunulmaz ve çözülemez olduğu algısına kapıldı. Vekil güçlere, milyonluk orduya ve halk içerisindeki zorba Besiç gücüne, istihbarat, füze ve dron teknolojisine dayanarak kendi halkına tepeden bakan bir yapı kurdu. Değişimi, demokratikleşmeyi ve reform geliştirmeyi bir tarafa bırakarak, en küçük hak arayışını bile tutuklama, ev hapsi, zindanlarda çürütme ve idamlarla karşıladı.

Halkımızın “sêdare” olarak tanımladığı idam uygulamalarıyla içindeki halkları, etnik yapıları ve demokrasi isteyen kesimleri sindirerek varlığını ilelebet sürdüreceğini sandı. Bir güç zehirlenmesi yaşadı ve halen de yaşıyor. Yaşadığı bu güç zehirlenmesi nedeniyle, kadının saçının bir telinin görünmesini bile işkence ve öldürmeyle karşıladı.

Özgürlük hedefiyle rejimini inşa eden molla rejimi, kendisini dev aynasında görerek bir zulüm ve işkence rejimine dönüştü. Bu nedenle sistem uzun süredir içten içe çürümüş durumdaydı. Yalan, yolsuzluk, yozlaşma, idam ve işkencelerle özdeşleşmiş bir yapı haline geldi. Bu özellikleri ve uygulamaları nedeniyle, etrafına topladığı belli bir kesim dışında İran toplumu bu sisteme karşı aidiyet duygusunu yitirdi, yabancılaştı ve bir çıkış yolu aradı.

İran rejiminin dramatik sürüklenişi, üniter ve dini-mezhebi yapıyı dayatmasıyla daha da derinleşti. Anadilleri, kültürleri, etnisiteleri ve inançları baskılayarak tek dil, tek devlet, tek millet ve tek lider anlayışını dayatan bu siyaset, halkları ötekileştirip yabancılaştırdı. İran örneğinde bir daha görülen ve kanıtlanan; kendi halkının demokratikleşme ve özgürlük taleplerine cevap vermeyen rejimlerin sonunun parlak olmayacağı gerçeğidir.

Silah üretmenin, vekil güçler örgütlemenin, algılar oluşturarak insanların inançlarını suistimal etmenin ve yapay zeka üretimi oyunlarla kahramanlık videoları çekmenin, animasyon videolarıyla savaşları kazanmanın gerçek hayatta bir karşılığı olmadığını, son bir ayda İran örneğinde bir kez daha görmüş olduk. ABD-İsrail saldırısı, İran molla rejiminin kendi içinde ciddi kırılganlıklar yaşadığı bir dönemde gerçekleşti. Dolayısıyla saldırıyı yapanların farklı hesapları olsa da bu zemini hazırlayan, büyük ölçüde rejimin kendisidir

ÇÖZÜM YAKLAŞIMINA İLİŞKİN

İran’daki savaşın uzun süreye ve geniş bir zemine yayılması muhtemel bir durum. Savaş başladıktan sonra İran Cumhurbaşkanlığının ‘içimizdeki sorunları tartışarak çözebiliriz’ açıklamasının, sahadaki gerçeklikle ve savundukları çizgiyle ters olduğu da ortada.

İran rejiminin kendi içerisinde dönüşerek demokratikleşme temelinde bir eğiliminin olmadığı; aksine, bölgede var olan statükoyu korumaya çalıştığı ve kendi içine daha fazla kapanarak demokrasi, adalet ve özgürlük talep eden etnik yapılar ile seküler kesimler üzerindeki baskıyı artırdığı, son savaş sürecindeki uygulamalarından anlaşılıyor.

İran rejimi dar bir zümrenin denetimine girerek kendi toplumuna yabancılaşmıştı. Bu gerçeklikten hareketle, savaş sürecinden parçalanmadan çıkan bir İran rejiminin, kendi yapısal kodları gereği daha milliyetçi bir çizgiye savrulacağı; terör estireceği, idamlarla otoritesini pekiştirmeye çalışacağı ve toplumu sindirmek isteyeceği söylenebilir. Aynı zamanda dış politikada daha agresif ve baskıcı olacağını belirtebiliriz.

ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırılarından da halklar ve özgürlükler açısından olumlu bir sonuç beklenmemesi gerektiği açıkça görünüyor. Trump’ın “Benim için demokrasinin hiçbir anlamı yok” yönündeki açıklaması ve monarşiye yeşil ışık yakan yaklaşımlarından, bu güçlerin halklar için nasıl bir sistem tasarladığı anlaşılıyor.

Dolayısıyla bu güçler, İran rejimini dağıtarak kendilerine bağımlı hale getirmeyi esas alacaklardır. Şayet rejimi tümüyle dağıtamazlarsa, rejimin kendi içindeki imtiyazlarının korunmasına göz yumacakları da beklenen bir durumdur. Sistemin devamı karşılığında, zayıflatılmış ve kendilerine bağlanmış bir İran’ın varlığına dönemsel olarak onay verebilirler.

Her iki durumda da bu müdahalenin İran halkına bir faydasının olmayacağı; demokrasi, özgürlük ve adalet getirmeyeceği; aksine açlık, yoksulluk, zulüm, göç ve yeni ölümler doğuracağı malum. Böyle bir savaşın ortasında İran içerisindeki etnik yapılar, seküler, demokratik; sol, sosyalist kesimler ve kadınlar, öz olarak eşitlik, özgürlük ve adalet isteyen tüm kesimler ne yapmalı? Savaşan her iki tarafın da bu değerleri sağlamayacağı, aksine, tabloyu daha da ağırlaştıracağı önceki deneyimlerden açıkça anlaşılıyor. Dolayısıyla bu savaşın bir tarafı olunmamalı.

Küresel hegemonya ile bölge statükoculuğu arasında gelişen savaşta halklar seçeneksiz değildir.

Halkların lehine olan demokratik ulus çizgisini esas alacak İranlı devrimciler, sosyalistler ve halklar, bu savaşı bir fırsata çevirerek bundan yararlanabilirler. Dışarıdan birilerinin kurtarıcı olarak gelmeyeceğini, küresel hegemonyanın da bunu sağlamayacağını biliyoruz. Her iki çizginin çözümsüzlüğüne karşı demokratik ulus çizgisi esas alındığında; halkların kendi öz örgütlülüklerine ve dayanışma kültürüne dayanarak kaderleri hakkında söz sahibi olabilecekleri açıktır.

Bölgenin en dinamik gücü olan Kürt halkı başta olmak üzere, İrani halkların, kadınların, devrimci dinamiklerin ve demokrasi, özgürlük ve adalet talebi olan tüm kesimlerin; Önder Apo’nun geliştirdiği üçüncü çizgiyi esas alarak örgütlenmesi, bir araya gelmesi ve ittifaklar kurması, bu kaos aralığında ortaya çıkacak boşlukları ve fırsatları değerlendirmelerini mümkün kılabilir.

Rojhilatê Kürdistan’da altı partinin oluşturduğu ittifak önemli bir adımdır. Kürtleri ve bölge halklarını savaşa itmek, çatıştırmak isteyen kesimler var. Bu savaşın bir tarafı olmak, Kürtlerin ve bölge halklarının kesinlikle yararına değildir. Dolayısıyla bölgede en örgütlü güçlerden biri olan Kürt halkı ve örgütleri başta olmak üzere, tüm İrani halklar ve Ortadoğu halkları kendi çıkarlarına uygun politikalar geliştirerek bu kaostan halklar lehine bir çıkış yolu bulabilirler.

İran’da var olan sistem bir kırılma sürecinde ve bu kırılmanın yaşanması kaçınılmaz görünüyor. Bu, Rojhilatê Kürdistan’dan başlayarak İran’ın geneline ve nihayetinde tüm Ortadoğu’ya yayılabilecek bir dönüşümün zeminini sunuyor. Bu temelde Rojhilat örgütleri ittifakı, bu gerçeklik ve sorumluluk bilinciyle hareket ederek “Demokratik İran- Özgür Kürdistan” hedefiyle söz söyleyip örgütlenme çalışması yürütebilirse başarı imkanı yakalayabilir.

Olası saldırılar karşısında öz savunma bilinci ve duruşuyla hareket edilmesi; İran’daki halklar, inançlar ve özellikle kadınlar başta olmak üzere tüm muhalif kesimlerle ilişkilerin geliştirilmesi halinde, halklar ittifakına ve olası bir devrim sürecine öncülük etmeleri mümkün hale gelebilir.

BİTTİ

Source: ANF News

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

mt-sample-background

© 2024 Egerin. All rights reserved.

Scroll to Top

Subscribe to receive News in Email

* indicates required

Intuit Mailchimp