Mêrdîn genelinde, özellikle 2024 ve 2025 yıllarında onaylanan projelerle tarım ve mera alanları enerji santrallerine dönüştürülüyor. Şemrex’te Cengiz Holding/Eti Bakır’a ait 52 MW’lık Güneş Enerji Sistemi (GES) tesisi aktif olarak çalışırken, Dêrik ve Artuklu hattında yeni şirketler sahneye çıktı. Çemtaş Çelik, Dêrik’te 1,4 milyar TL yatırımla 37 MWe kapasiteli bir tesis için Eylül 2025’te onay alırken; CW Enerji de 62 hektarlık bir alanı kapsayan dev projesi için ÇED sürecini tamamladı. Artuklu’da Azyol Enerji’nin projesi mahkemece durdurulsa da İSDEMİR gibi büyük sanayi kuruluşları bölgedeki meraları GES alanına çevirmek için yeni onaylar aldı.
Bu projelerin ortak özelliği, yerel halkın itirazlarına rağmen “ÇED olumlu” kararlarının hızla verilmesi ve meraların hayvancılık yapılamaz hale getirilmesi. Şirketler, devletten aldıkları alım garantileri ve teşviklerle karlarını büyütürken, bölge halkı arazilerinin elinden alınmasına karşı hukuki mücadele yürütüyor.
BİLİMSEL VERİLERLE GES PROJELERİNİN GÖRÜNMEYEN EKOLOJİK BEDELİ
Peki nedir bu Güneş enerjisi Santrali (GES), denildiği gibi “temiz” bir enerji kaynağı mı? Güneş enerjisi, güneşin çekirdeğindeki füzyon süreciyle açığa çıkan ışınım enerjisinin fotovoltaik paneller veya aynalı yoğunlaştırıcı sistemler aracılığıyla elektrik ve ısıya dönüştürülmesidir.
Fosil yakıtların neden olduğu iklim krizi, karbon emisyonlarını azaltma zorunluluğu ve enerji güvenliğini sağlama ihtiyacı, bu temiz ve sürdürülebilir kaynağa duyulan ihtiyacı küresel bir öncelik haline getirdiği iddia ediliyor. Oysa 1973 yıllında ortaya çıkan petrol krizi, dünyayı alternatif enerji kaynakları aramaya itti. Elektrik üretimi için kömürlü termik santraller yerine rüzgar ve güneş gibi kaynaklar öneriliyordu. Böylelikle Hidroelektrik Enerji Santrali (HES), Rüzgar Enerji Santrali (RES), Güneş Enerji Santarali (GES), Jeotermal Enerjş Santrali (JES) gibi projeler ortaya çıktı. Dünya, İran ve ABD savaşıyla yeni bir petrol krizi yaşarken bu projeler belki daha çok konuşulacak.
Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı (IRENA) verilerine göre, dünya genelinde güneş enerjisi kapasitesi 2024 yılı itibarıyla bin 865 GW seviyesine ulaşırken, yatırımlar özellikle Çin, ABD ve AB ülkelerinde yoğunlaşmış; dünya “güneş kuşağı” bölgeleri ise en yüksek ışınım potansiyeline sahip alanlar olarak öne çıkıyor. Türkiye’de ise Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve GEPA verileri, ülkenin coğrafi konumu sebebiyle yıllık ortalama 2 bin 737 saat güneşlenme süresiyle Avrupa’nın en yüksek potansiyellerinden birine sahip olduğunu gösteriyor. Türkiye’de GES’ler Konya, Riha ve Kayseri gibi bölgelerde yoğunlaşıyor.
Mêrdîn gibi hem tarihsel hem de doğal sit alanı statüsündeki bölgelerde kurulan devasa güneş enerji santralleri, sadece görsel bir kirlilik yaratmakla kalmıyor, aynı zamanda ekosistem üzerinde geri dönülmez tahribatlara da yol açıyor. Bilimsel raporlar ve çevresel etki değerlendirmeleri, kontrolsüzce inşa edilen bu tesislerin “temiz enerji” maskesi altında şu ağır bedelleri ödettiğini ortaya koyuyor.
TOPRAK YAPISINDA BOZULMA, EROZYON RİSKİ VE KURAKLIK
Güneş panellerinin kurulum aşamasında yapılan arazi tesviye ve bitki örtüsü temizliği, toprağın üst tabakasını korumasız bırakıyor. Argonne National Laboratory (ANL) tarafından yayımlanan raporlara göre, geniş alanlarda yapılan kazı ve düzeltme işlemleri toprak sıkışmasına, drenaj kanallarının bozulmasına ve yüzey akışının hızlanarak ciddi bir erozyona yol açmasına neden oluyor. Mêrdîn’in (Artuklu) eğimli arazi yapısında bu durum, yağışlı dönemlerde alt yerleşim yerlerinde toprak kayması ve sel riskini tetikleme potansiyeli taşıyor.
Öte yandan kuraklık riski de barındırıyor. Yine ANL raporuna göre, parabolik oluklu ve merkezi kuleli sistemler genellikle elektrik üretmek için geleneksel buhar santrallerini kullanır ve bu santraller genellikle soğutma için su tüketir. Kurak bölgelerde su talebindeki herhangi bir artış, mevcut su kaynaklarını zorlayabilir. Güneş enerjisi tesislerinde kimyasal madde kullanımı veya dökülmesi (örneğin toz bastırıcılar, dielektrik sıvılar, herbisitler) yüzey veya yeraltı sularının kirlenmesine neden olabilir.
Mêrdîn, 2024-2025 su yılı verilerine göre olağanüstü kuraklık derecesinde yer alıyor. 2025 yılı, son yarım yüzyılın en kurak yılı olarak kaydedilmiş ve Mêrdîn, bölgedeki en kritik su stresi yaşayan illerden biri oldu. 2026 sezonu başında gelen yağışlar olsa da uzmanlar, tarımsal kuraklık etkisinin 2026’da da süreceği konusunda uyarıyor. Mêrdîn ovasındaki ekili alanların yaklaşık yüzde 70’i kuraklık riskiyle karşı karşıya. Bu da bölgedeki böylesi projelerin daha fazla kuraklık getireceğine işaret ediyor.
ISI DENGESİ VE MİKRO-KLİMA DEĞİŞİMİ
“Fotovoltaik ısı adası” olarak adlandırılan fenomen, panellerin güneş ışınlarını emip biriktirmesi sonucu çevresindeki havayı normalden daha fazla ısıtmasıdır. Scientific Reports gibi çalışmalar üzerinden elde edilen verilere göre, bu ısı artışı bölgenin mikro-klimasını değiştirerek hem yerel bitki örtüsünün kurumasına hem de tarihi taş yapıların termal genleşme nedeniyle daha hızlı aşınmasına sebebiyet veriyor.
Öte yandan Mêrdîn’de ve bölgede sıcaklıklar ekstrem seviyelere ulaştı, 2025 Temmuz ayında Qoser’de 49,6 derece ile tüm zamanların sıcaklık rekoru kırıldı.
BİYOÇEŞİTLİLİK VE YABAN HAYATI ÜZERİNDEKİ BASKI
Geniş arazilere yayılan metal yapılar, habitat parçalanmasına yol açarak yaban hayvanlarının göç ve beslenme koridorlarını kapatıyor. IUCN (Dünya Doğayı Koruma Birliği) verilerine göre, panel yüzeylerinden yansıyan polarize ışık, sucul böcekleri ve kuşları “göl etkisi” yaratarak yanıltıyor; bu da popülasyon kaybına ve ekolojik zincirin kırılmasına neden oluyor.
Health and Safety Executive (HSE) verilerine göre, özellikle panellerin temizlenmesi sırasında kullanılan kimyasal çözücüler ve panel içeriğindeki kadmiyum, silisyum tetraklorür gibi ağır metaller, olası bir hasar durumunda toprağa ve yeraltı sularına sızma riski taşıyor.
AYZOL PROJESİ DURDU
Mêrdîn Artuklu’daki Güneş Enerji Santrali (GES) projeleri arasında en çok tartışılan ve ekolojik yıkım iddialarıyla gündeme gelen proje, Azyol Holding bünyesinde faaliyet gösteren Azyol Enerji’ye aitti. Azyol Holding; mermer, maden, inşaat ve enerji gibi “talan ekonomisi” olarak adlandırılan, doğrudan doğa tahribatına dayalı sektörlerde agresif bir büyüme sergiliyor. Şirket, kökeni olan mermer ve taş ocağı işletmeciliğinden aldığı sermaye birikimini, son yıllarda devletin sunduğu yüksek alım garantili enerji teşviklerine kaydırdı.
Özellikle Mêrdîn Artuklu’da, köylülerin tapulu tarım arazileri ve meraları üzerine çökercesine planlanan GES projesi, şirketin kâr hırsının toplumsal yaşam alanlarını nasıl hiçe saydığının en somut örneklerinden biri oldu. Ancak halkın direnişi ve açılan davalar sonucunda mahkeme, projenin tarım arazilerine ve kültürel varlıklara vereceği zararı tescil ederek, bu talan girişimini durdurdu.
Mahkeme kararıyla projenin iptal edilmesine rağmen şirket; Bedlîs, Êlih ve Amed gibi bölgelerde benzer “depolamalı GES” onaylarını arka arkaya alarak, bölge coğrafyasını bir enerji şantiyesine çevirmeyi hedeflemeye devam ediyor.
SANAYİ DEVİ İSDEMİR SAHNEDE
Mêrdin’de GES projesi yürüten bir diğer şirket İskenderun Demir ve Çelik A.Ş. (İSDEMİR), Türkiye’nin en büyük ağır sanayi kuruluşlarından biri olarak son dönemde “yeşil dönüşüm” adı altında yürüttüğü devasa Güneş Enerji Santrali (GES) projeleriyle ekolojik tartışmaların merkezine yerleşti. OYAK Grubu bünyesinde faaliyet gösteren şirket, demir-çelik üretimindeki yüksek enerji maliyetlerini düşürmek amacıyla rotasını bölgedeki meralara ve hazine arazilerine çevirdi.
Özellikle Mêrdîn Artuklu ve Mazıdağı sınırları içerisinde, yaklaşık 172 hektarlık bir alana yayılması planlanan İSDEMİR Mardin-2 GES projesi, tıpkı bölgedeki diğer büyük projeler gibi tarım alanlarını ve ekosistemi sanayi sahasına dönüştürme tehdidi taşıyor. Şirket, “karbonsuzlaşma” maskesi altında sunduğu bu projelerle, yalnızca Mêrdîn ile sınırlı kalmayıp Riha, Amed, Şirnex, Çorum ve Çankırı gibi birçok ilde toplamda yüzlerce megavatlık kurulu güç için “ÇED olumlu” kararlarını arka arkaya aldı.
Örneğin, Amed’te yaklaşık 200 hektarlık mera alanına kurulması planlanan 4,5 milyar TL değerindeki GES projesi, yerel ekosistemi ve hayvancılık yapılan toprakları doğrudan hedef alan bir yayılmacı stratejinin parçası.
Bu devasa yatırımlar, her ne kadar “yenilenebilir enerji” olarak pazarlansa da binlerce dönüm mera alanının panellerle kaplanması, halkın geçim kaynağı olan arazilerin mülksüzleştirilmesi ve bölge coğrafyasının ağır sanayi kuruluşlarının “bedava enerji tarlasına” dönüştürülmesi anlamını taşıyor.
YİNE CENGİZ HOLDİNG
Buradaki bir diğer proje ise Cengiz Holding’e ait. Holding ve iştiraki Eti Bakır’ın kamudan aldığı devasa ihaleler, serbest piyasa koşullarından ziyade iktidar eliyle yaratılan “doğal tekeller” ve kişiye özel şartnameler üzerinden yoğun bir şekilde eleştiriliyor. Holdingin enerji ayağında ise, “temiz enerji” maskesi altında sunduğu Mêrdîn Şemrex’teki 52 MW’lık ve Agirî Bazîd’deki 45 MW’lık GES projeleri bulunuyor.
MÊRDÎN’DE RES KUŞATMASI: GÖÇ YOLLARI VE MERALAR TEHDİT ALTINDA
Mêrdîn sadece GES tehlikesi altında değil. Şemrex ve Dêrik ilçeleri arasındaki yüksek platolarda hayata geçirilmek istenen RES projeleri de “temiz enerji” adı altında bölgenin yaban hayatını ve yerel ekonomisini sarsıyor. RES, güneş ışınlarının yeryüzünü homojen olmayan şekilde ısıtması sonucu oluşan basınç farklarından doğan rüzgarın kinetik enerjisini, türbinler aracılığıyla elektrik enerjisine dönüştüren bir sistem. Fakat enerji şirketlerinin türbin sahaları için belirlediği alanların, nesli tükenmekte olan kuş türlerinin dünya üzerindeki ana göç rotalarından biriyle kesişmesi, projeyi yaban hayat için tehlikeye dönüştürüyor. Proje kapsamında kurulacak devasa türbin kanatlarının bölgede yaşayan ve göç eden küçük akbaba, toy ve leylek gibi türler için adeta bir “kıyım makinesi” işlevi göreceği bilimsel raporlarla vurgulanıyor.
Mêrdîn’de son dönemde en çok tartışılan ve tarihi dokuyu tehdit ettiği gerekçesiyle büyük tepki toplayan RES projesi, Fernas Şirketler Grubu bünyesindeki Dicleres Elektrik Üretim A.Ş.’ye ait. Fernas Grubu; inşaat, enerji ve madencilik gibi doğrudan kamu ihaleleri ve doğa kaynaklı rant alanlarında faaliyet gösteren, sahibi Nasıroğlu ailesinin iktidar partisiyle olan organik siyasi bağlarıyla tanınan bir kuruluş. Şirket, mermer ve inşaat projelerinden elde ettiği imtiyazlı konumu, son yıllarda stratejik enerji yatırımlarına ve devlet garantili projelere tahvil ederek agresif bir büyüme stratejisi izliyor.
Özellikle Mêrdîn’in Şemrex, Dêrik ve Qoser hattında, binlerce yıllık Rabat Kalesi ve GAP Şelalesi gibi tarihi ve doğal miras alanlarının tam üzerine inşa edilmesi planlanan Dicleres RES projesi, şirketin kâr hırsının kültürel mirası nasıl hiçe saydığının en çarpıcı örneği.
Bölge halkının ve sivil toplum kuruluşlarının katılımını “göstermelik” toplantılarla bypass eden şirket, sit alanlarının kalbine rüzgar türbinleri dikmek için aldığı tartışmalı ÇED onaylarıyla bölgeyi bir sanayi şantiyesine çevirmeyi hedefliyor.
BİYOÇEŞİTLİLİK KAYBI VE ‘ÖLÜM TUZAĞI’ RİSKİ
Doğa Derneği ve kuş gözlemcileri tarafından sunulan verilere göre, Mêrdî-Şemrex hattı, her yıl yüz binlerce kuşun kullandığı kritik bir darboğaz. Yanlış yer seçimi yapılan RES türbinleri, bu canlılar için doğrudan çarpışma riski yaratarak popülasyon kaybına neden oluyor. Ayrıca türbinlerin yarattığı düşük frekanslı sesler ve elektromanyetik alanlar, sadece yaban hayatını değil, bölgenin temel geçim kaynağı olan hayvancılığı da olumsuz etkiliyor. Şemrex köylüleri, meraların kamulaştırılarak enerji sahasına çevrilmesiyle otlak alanlarının daraldığını ve hayvanların strese girerek verimden düştüğünü belirterek sürece itiraz ediyor.
Ekoloji platformları ve TMMOB, projelerin Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporlarının bölgenin özgün ekosistemini ve kültürel dokusunu yansıtmadığını savunuyor. Açılan davalarda, RES’lerin ormansızlaşma, toprak erozyonu ve yerel iklim üzerindeki etkilerinin göz ardı edildiği vurgulanıyor. Mêrdîn’deki projeye karşı yürütülen hukuk mücadelesinde, türbinlerin yerleşim yerlerine olan yakınlığının insan sağlığı üzerindeki (uyku bozukluğu, anksiyete) etkileri de iptal gerekçeleri arasında yer alıyor.
DERSIM’DEKİ RES PROJESİ DE YABAN HAYATI TEHLİKEYE ATIYOR
Bir RES projesi de Dersim’in Pilemorî ve Qislê ilçeleri arasında, koruma altındaki yaban hayatı sahalarına ve Alevi inancı için kutsal sayılan mekanlara çok yakın bir bölgede planlanan proje. “Temiz enerji” iddiasıyla sunulan türbinlerin, Dersim coğrafyasının özgün biyoçeşitliliğine ve kültürel dokusuna yönelik ağır bir tehdit oluşturduğu vurgulanıyor.
Dersim Ekoloji Platformu ve uzmanlar, türbin sahalarının nesli tükenme tehlikesi altında olan çengel boynuzlu dağ keçisi ve yaban keçilerinin ana habitat alanları üzerine kurulmak istendiğini belirtiyor. Bölgenin sarp kayalıkları ve vadileri, aynı zamanda yırtıcı kuşlar için dünya ölçeğinde önemli bir göç ve üreme sahası. Türbinlerin yaratacağı hava akımları ve gürültü kirliliği, bu hassas canlıların yaşam alanlarını terk etmesine ve ekosistemin çökmesine neden olabileceği bilimsel raporlarda ifade ediliyor.
İNANÇ MERKEZLERİNE VE DOĞAYA MÜDAHALE
Vatandaşlar ve avukatlar, RES türbinlerinin sadece doğayı değil, aynı zamanda Alevi inancında kutsal kabul edilen ziyaret yerlerini ve doğayla kurulan manevi bağı da zedeleyeceğini savunuyor. Proje için planlanan yol yapım çalışmaları ve enerji nakil hatları, bakir orman alanlarının ve su kaynaklarının tahrip edilmesine yol açacak. TMMOB ve yerel dernekler tarafından açılan davalarda, “ÇED olumlu” kararlarının bölgenin inançsal hassasiyetlerini ve ekolojik özgünlüğünü göz ardı ettiği gerekçesiyle iptali isteniyor.
MERMERDEN RES’E
Dersim’deki projenin sahibi ise Mina Marble Mermer Maden Ticaret A.Ş. aslen mermer ve madencilik sektöründe faaliyet gösteren, ancak son dönemde rotasını tartışmalı enerji projelerine çeviren bir kuruluş. Şirket, kamuoyunda “temiz enerji” olarak pazarlanan ancak yerel halk tarafından yaşam alanlarına müdahale olarak görülen RES ve GES yatırımlarıyla gündeme geliyor.
Şirketin faaliyetlerine ve projelerine dair dikkat çeken noktalar şunlar:
Pülümür RES Dayatması: Şirketin en çok tepki çeken projesi, Dersim Pilemorî’deki 10 köylük bir alanı kapsayan Paşa Depolamalı RES projesi. Bölge halkı, meraların tahrip edileceği ve yaban hayatının yok edileceği gerekçesiyle şirketin düzenlemek istediği halkı bilgilendirme toplantılarını engelledi ve projenin “ÇED olumlu” kararına karşı dava açtı.
Sadece Dersim ile sınırlı kalmayan şirket, Qers Qaxizman’da da Tozor Depolamalı GES projesi için ÇED süreci başlatarak faaliyet alanını genişletti.
Source: ANF News