Mahalleler, yerleşim yerlerinde her zaman önemli alanlar olarak bilinir. Kentlerin tarihi ve oluşumu mahallelerin şekillenmesiyle ortaya çıkmıştır. Kürdistan Özgürlük Hareketi açısından da mahalleler her zaman farklı bir anlam ifade eder. En eski bilinen sloganlarından biri olan ‘Kerpiç evlerden geldik’ sloganı, aslında bu hareketin doğuşunu ve mahallelerle ilişkisini anlatması açısından önemli bir yerde durur.
O kerpiç evler bugün neredeyse yok. Artık betonarme evler ve çok katlı apartmanlar birçok yeri kaplamış durumda. Ancak kalan mahallelerde eski bir ruh hâlâ dolanır. Mahalleleri bilenler, o ruhu her sokakta hissederler. Bitmeyecek, gitmeyecek bir ruhtur bu.
İstanbul’un en çok bilinen ve en büyük mahallelerinden biri olan Gazi Mahallesi de bu mahallelerden biri. Her ne kadar bugünlerde çeteleşme ve yozlaşma kıskacında olsa bile, halen mahallede o başkaldırı ruhunu hissedersiniz. Mahalle, Kürdistan Özgürlük Hareketi açısından da önemli bir yere sahip.
Özellikle 90’larda Kürdistan’da yaşanan büyük saldırılar ve katliam politikaları sonrası Kürdistan’dan göç etmek zorunda kalan Kürtler için mahalle bir sığınak halini aldı. Bu sığınak ise zaman içerisinde Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin Türkiye’nin en büyük metropolünde kitleselleşmesini, direnişi kentlere yaymasını sağladı.
Devletin bütün baskılarına ve saldırılarına rağmen, mahallede bulunan Kürt halkı açısından örgütlülük ve direniş gündelik hayatın olağan bir akışı haline geldi. Bugün halen hissedilen de bu ruhtan başkası değildir. Gazi Mahallesi için 90’lı yıllar, bu açıdan önemli bir dönüşümün yılları olarak bilinir. O güne kadar sosyalist hareketlerin yoğunlukta olduğu mahallede, 90’larla birlikte Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin ağırlığı giderek kendini hissettiren bir noktaya geldi.
Her ne kadar bugün adı unutulmuş olsa da bir zamanlar İstanbul’da Kürdistan Özgürlük Hareketi açısından önemli bir mahalle daha vardı. Gazi Mahallesi ile Karayolları Mahallesi’nin tam arasında bulunan, küçük ve çoğunluğu tek göz gecekondulardan oluşan, devletin köy yakmaları ve zorla göç ettirmeler döneminde ortaya çıkan bir mahalleydi. Uzun süre bir adı yoktu. Göç eden Kürtler ve yurtsever gençler tarafından, halkın oturabileceği bir yer olsun diye yapılan, kaydı ve resmi bir tanımı olmayan bir mahalleydi.
ZORUNLU GÖÇLER VE KORKUNUN YERİNİ ALAN DİRENİŞ KÜLTÜRÜ
Zorla göç ettirmeler, Kürt halkı için ilk başta büyük bir yıkımın kapısını açmıştı. Vatanından uzakta, hiç bilmediği yerlerde kendini bulan Kürtler, ilk olarak bir arada yaşamanın yollarını aradı. Bu yerlerden bazıları Tarlabaşı, Küçükpazar, Gazi Mahallesi ve Karayolları Mahallesi’ydi. Ancak köylerinden göç ettirilen ve bir ev kiralayacak kadar bile parası olmayan yoksul Kürtler açıkta kalmıştı. O evsiz Kürtler için PKK, yine bir ev sahibi olduğunu, bir yurt olduğunu gösterdi. İki mahalle arasında, orada yıllardır yaşayan Kürtlerle birlikte bir dayanışma içinde tek gözlü gecekondular kuruldu. Çok sayıda Kürt aile bu evlere yerleştirildi.
Mahalle, Özgürlük Hareketi’ne katılım ile de dikkat çekiyordu. Köylerinden göç ettirilmiş, köyleri yakılmış, İstanbul’da baskının her türlüsünü gören Kürt gençleri giderek Özgürlük Hareketi’ne katılıyor; direniş kültürü bir mahallenin kendi kültürü haline geliyordu. Getirdi de. Atatürk Mahallesi, yıkımına kadar yüzlerce gencini Özgürlük Hareketi saflarına verdi.
HALKINI AÇIKTA BIRAKMAYAN BİR HAREKET
Bugün halen Karayolları Mahallesi’nde hissedilen yurtsever bilinç düzeyinin temelleri o günlerden atılmıştı. O gün sadece Atatürk Mahallesi değil, Karayolları Mahallesi’nde de yoksul halk, sahipsiz olmadığını PKK’li gençlerin varlığıyla görüyordu.
O dönem HADEP Gençlik Kolları’nda çalışmalar yürüten Rewşen, o günlere dair şunları anlattı: “Biz o mahalleyi kendi ellerimizle yapmıştık; açıkta kalan insanlarımızı açıkta bırakmamak için. Kömür depolarından kömür, manavlardan sebze meyve ya da neye ihtiyaç varsa yardım toplar götürürdük. Halkımıza hiçbir zaman sahipsiz olmadıklarını göstermeye çalıştık. Bir süre sonra da bunun meyvelerini topladık. Halk bizi bağrına bastı. Çalışmalarımıza en çok katılımlardan biri o mahalleden olmuştu. Zamanla orada büyüyen çocuklar alanlara geçti. Polisin baskılarına karşı bizi korudular.”
EN ÇOK GAZETE DAĞITILAN BÖLGELERDEN BİRİ
1990’lı yılların en önemli kazanımlarından biri olan Özgür Basın geleneğinin temellerinin atılmasının ardından, günlük yayımlanan Özgür Gündem, Özgür Ülke gibi gazeteler ile Özgür Halk, Yurtsever Gençlik gibi dergiler de bu mahallelerde yoğun ilgiyle karşılanmıştı. Ancak bu da büyük bir çabanın, halkı anlamanın ve halktan uzak durmamanın getirdiği bir başarıydı.
“Özellikle Özgür Halk dergisi için önemli bir yer olan mahallede yaşayanlar, dergide kendi çocuklarının fotoğrafını belki görürüm umuduyla ilk fotoğraflara bakıyorlardı. Dergiyi her götürdüğümüzde önce fotoğraflara bakılır, tanıdık bir yüz aranır, sonra okunmaya başlanırdı. Anneler, babalar için en önemli bölüm ise ‘gerilla anıları’ydı” diyor Rewşen, o süreci anlatırken.
DİRENİŞ İLE YAKILAN NEWROZ ATEŞİ
Gazi Mahallesi’nin ilk Newroz ateşi de o tek gözlü kondulardan ve sonradan Karayolları Mahallesi adını alan bölgedeki Kürtlerin örgütlenmesi ile 1994 yılında yakıldı. Bugün o alanda her yer bina olmuş durumda. Gazi Mahallesi dışında, büyük bir alanda toplanan binlerce kişi, polisin saldırısına rağmen liseli ve üniversiteli gençlerin örgütlenmesiyle büyük bir Newroz ateşi yakmış ve çatışarak Newroz’u kutlamıştı. O kutlamada yüzlerce kişi gözaltına alınmış, tutuklanmıştı; ancak artık yurtlarından sürgün edilen Kürtler için moralsizlik dönemi bitmişti. Artık herkes biliyordu; Özgürlük Hareketi her alanda, her yerde Kürtler için direnişi örgütleyecekti.
Dönemin tanıklarından Brusk, o günleri şöyle anlattı: “Newroz öncesi yapılanlar aslında neden bu kadar kitlesel olduğunu gösteriyordu. Bizler, köylerinden zorla göç ettirilmiş ve suçluların bir taraf olarak bizi gördüğü halkın yanına gittik. Onların öfkeleriyle yüzleştik. Kovulduk, bir kez daha gittik. Yine kovulduk, yine gittik. Küfür yedik ancak yine gittik. O halkı yalnız bırakmadık, düşmana teslim etmedik. O çalışmalar bir süre sonra kendisini göstermeye başlamıştı. İstanbul’da PKK imzasıyla pankartlar açarak halkı Newroz alanına çağırdık. Yasaklıydı. Polis her yerde evleri basıyor, tespit ettiklerini gözaltına alıyordu. Bildiriler dağıttık. İlk geldiklerinde bize küfredenler, bizi evlerinde sakladılar. Ve o Newroz’u gerçekleştirdik.”
Ancak devlet burada da kendisini gösterecekti. O evler Newroz sonrası birkaç defa yıkıldı, polis tarafından basıldı. Yıkılan evlerin yerine yenileri yapıldı, kırılan eşyaların yerine yenileri bulundu. O mahalle uzun yıllar orada kaldı. Ama sadece kalmadı; İstanbul’un en büyük direniş bölgelerinden birini de var etmiş oldu. 1996 Newroz’u her yerde yasaklanırken, on binlerce kişiyle o mahallenin olduğu alanda büyük bir coşkuyla kutlandı. Polisin saldırısı, gözaltılar, işkenceler hiçbir şekilde halkı yıldırmamıştı.
YOKSULLUĞUN GETİRDİĞİ ÖFKE
Yerinden edilen, vatanından sürülen Kürt için tek sığınak sadece mahalleler değil, o mahallelerde örgütlenen PKK varlığıydı. Yalnızlık, öfke ve hayal kırıklığıyla dolu bir yaşamın ortasında, kendisini devletin bütün baskılarından koruyacağına inandığı PKK’nin Türkiye metropollerinde de varlık göstermesi, sürgün edilen her Kürt için önemli bir moral kaynağı olmuştu. Kürtlerin Türkiye’de yüzleştiği gündelik faşizmin sınırları yoktu; sokakta Kürtçe konuşamaz, iş yerinde Kürtçe konuşamaz, evinde dahi kısık sesle Kürtçe konuşabilecek bir duruma getirilmiş, onu köle gören bir sistemin tam ortasında iken, Kürdistan’da tanıdığı Özgürlük Hareketi’nin varlığı burada da onu bulmuş ve korumaya başlamıştı.
Köyleri yakılan, hiçbir varlıkları olmadan bilmedikleri topraklara sürülen Kürtler ilk başta kendileri gibi yoksulların olduğu mahallelere yerleşti. Bunlardan biri de Gazi Mahallesi ile Karayolları Mahallesi arasında bulunan ve bugün artık olmayan, yerinde lüks TOKİ konutlarının bulunduğu Atatürk Mahallesi’ydi. Tek gözlü odalarda yaşam savaşı veren Kürt aileler kurmuştu o mahalleyi. Mahallenin ismi ise üst üste gelen yıkımlardan ve polis saldırılarından sonra mahallenin çocukları tarafından konulmuş, girişine ise yakın bir okuldan çalınan Atatürk büstü yerleştirilmişti. Bu büst, yıllarca o tek gözlü konduların yıkılmasını engelledi. O tek gözlü kondularda ise büyük bir direniş geleneği yeniden örgütlendi.
BİR TARİHİN YIKIMI
Atatürk Mahallesi’ne yönelik baskılar hiç bitmeden devam etti. 2000’ler sonrasında ise mahalleye yönelik ev baskınları azalmış, bunun yerine mahallede yaşayan halkın başka yerlere gitmesi için farklı yöntemler kullanılmaya başlanmıştı. Özel savaşın her türlüsünün denendiği mahalle, 2010’lu yıllarda tamamen kamulaştırılarak boşaltıldı ve halk kentin başka bölgelerine ya da başka şehirlere göç etti. Atatürk Mahallesi’nin yerinde bugün büyük TOKİ inşaatları bulunuyor. İstanbul’un direniş tarihinin önemli bir noktası artık yok.
Bugün İstanbul’da yoksul mahallelerde yaşanan özel savaş politikaları ve kentsel dönüşüm adı altında zorla evlerinden çıkarmaların temelinde ise 90’larda atılan bu yurtsever bilincin yok edilmesi yatıyor.
Source: ANF News