Dersim’de Ocak 2020 tarihinde şüpheli bir şekilde kaybolduktan sonra bir daha kendisinden haber alınamayan üniversite öğrencisi Gülistan Doku’nun dosyası 6 sene sonra yeniden açıldı. Raftan indirilen dosya, olaya dair birçok gerçeği açığa çıkarırken, eski Dersim Valisi Tuncel Sonel, oğlu Mustafa Türkay Sonel, o dönemin hastane başhekimi ve ihraç bir polisin de aralarında bulunduğu 11 kişi Gülistan’ı katletmek ve delilleri yok etmek suçlamasıyla tutuklandı. Bu soruşturma ile beraber kentteki devlet kurumlarında dönen birçok suç ve suçlu açığa çıkarken, dosyanın bir anda açılması ise herkesin aklına soru işaretlerini getiriyor. “6 sene neden saklandı?” sorusunu soran kamuoyu, iktidar içerisindeki güç çatışmalarına dikkat çekiyor.
BÖLGEDE YAŞANANLAR TOPLUMSAL VE BİREYSEL İLİŞKİLERLE AÇIKLANAMAZ!
Özellikle Kürdistan’da işlenen bu suçların nedeni ve yarattığı etkinin 2000’li yıllardan bu yana devam ettiğini belirten SAMER Koordinatörü Yüksel Genç, gerek İpek Er gerek ise Gülistan Doku örneklerinin münferit olaylar olmadığını ve bir politika sonucu meydana geldiğine dikkat çekti. Devlet içi çatışmaya ve güç dengelerine de dikkat çeken Genç, dosyanın 6 sene sonra yeniden açılmasına dair ise “Bu durum, bazı odakların tasfiye edilmesi ve güç dengelerinin yeniden kurulması ihtiyacıyla da bağlantılıdır” yorumunda bulundu. Yüksel Genç, bölge illerinde yaşanan kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz ve intihar vakalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, bu olayların yalnızca bireysel ya da toplumsal ilişkilerle açıklanamayacağını, aynı zamanda devlet mekanizmalarının bölgeye dönük politikalarıyla birlikte ele alınması gerektiğini ifade etti.
Genç, özellikle İpek Er vakasının bu açıdan önemli bir eşik olduğunu belirterek, bu süreçte yaşananların zamanında doğru analiz edilmesi hâlinde sonraki birçok olayın önüne geçilebileceğini dile getirdi. “Aslına bakarsanız biz İpek Er meselesiyle bölge illerinde, Kürt kentlerinde kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz ve intihar vakalarının bireysel ya da total olarak ataerkil şiddetin ve eşitsizlik ilişkilerinin ortaya çıkardığı sonuç olarak açığa çıkmadığını gördük. Bu durum devlet mekanizmalarının bölge illerine dönük toplumla kurduğu ilişki ve politikalarla bağlı. Musa Orhan’a ‘Bana bir şey olmaz’ dedirten güç, ‘Bana bir şey olmaz’ dedirten politikanın kendisi aslında Dersim’de Gülistan Doku davasının bu hâle gelmesindeki güçle aynıdır” ifadelerini kullandı.
‘MUSA ORHAN VE VALİYE ‘BANA BİR ŞEY OLMAZ’ DEDİRTEN GÜÇ AYNI’
Genç, aynı gücün farklı aktörler üzerinden yeniden üretildiğini belirterek, “Musa Orhan’a ‘Bana bir şey olmaz’ dedirten güç, dün valiye ‘Ben devletin valisiyim’ de dedirtti. Bu söylemler, suç ile devlet arasında bir bağ kuran ve kendisini bu bağ üzerinden korumaya çalışan bir dili temsil ediyor. Bu dil bölgede kadına yönelik şiddet, gençliğe dönük yozlaştırma, uyuşturucu faaliyetleri, çeteleşme ve yoksullaştırma süreçlerine zemin hazırlıyor” dedi.
Yüksel Genç, Narin Güran ve Rojin Kabaiş dosyalarıyla birlikte bu vakaların münferit olmadığını vurgulayarak, “Gülistan Doku vakasını, İpek Er dosyasını, hatta Narin Güran ve Rojin Kabaiş dosyasının kendisini tipik güncel ailevi, feodal, serseri ilişkilerin toplumsal dokunun ortaya çıkardığı sonuçlar gibi değil, devletle ilişkili mekanizmaların, çeperlerin, çevrelerin, yapıların bu cezasızlık ve korunma zırhı içerisinde dilediğini yapabilme gücüne dair işaretler, emareler olarak da okuyoruz. Ben bütün bu davaların son 10 yıl içerisinde bariz biçimde gördüğümüz topluma karşı toplumu zayıflatan, daha doğrusu toplumu çözme ya da toplumu çürütme diyebileceğimiz politikaların birer sonuçları olarak okunması gerektiğini düşünüyorum” dedi.
‘DEVLET İÇİ GÜÇ İLİŞKİLERİ DOSYAYI AÇIĞA ÇIKARDI’
Genç, Gülistan Doku davasının yıllardır gündemde kalmasına değinerek, ailenin ısrarı ve kadın örgütlerinin desteğinin önemine işaret etti. Bununla birlikte davanın açığa çıkmasında temel belirleyici unsurun devlet içi güç ilişkilerindeki değişim olduğunu savundu. Genç, “Yine son dönemde Dersim’e atanan savcının, ‘Savcı Eda’ olarak tariflenen kadın savcının konuya dönük kişisel mesaisinin ve dikkatinin de bu konuda önemsenmesi tartışılabilir ama bana kalırsa Gülistan Doku davasında tetikleyici unsurlar değil ama temel olarak açığa çıkmasındaki ana unsur az önce bahsettiğim devlet içi ilişkilerin, devletin topluma dönük ve sürece dönük konseptinin getirdiği bir güç değişim ihtiyacı, bazı ağırlıklardan kurtulma, bazı zorlayan, geri çeken devlet mekanizması yürürken zorlayan kimi odakları temizleme ihtiyacı ile ilgilidir” dedi.
Genç, bu durumu daha geniş bir çerçevede değerlendirerek, “Yani aile, savcı, kadın örgütleri ısrar etmeseydi böyle olur muydu? Olmayabilirdi. Güç ilişkilerinin dönüşüm zamanı geldiğinde farklı şeyler de olabilirdi ama esas olarak bana kalırsa devlet içerisinde güç ilişkilerinin yeniden kurulduğu bir zamanda geçmişin yükünü oluşturan bazı aparatların, bazı araçların atılması, temizlenmesi ihtiyacından da kaynaklı gibi” ifadelerini kullandı.
‘YAŞANANLAR MÜNFERİT DEĞİL’
Bu sürecin, Susurluk ile benzerlikler taşıdığını belirten Genç, “Tam da bu noktada aslında Gülistan Doku olayının bizim 90’ların sonlarına doğru gördüğümüz Susurluk tartışmalarından hiçbir farkı olmadığını, o Susurluk davasının askeri vesayet içerisinde konumlanmış JİTEM ve paramiliter yapıların ve aslında Demirel’in ünlü deyimiyle devlet içinde rutin dışına çıkmış güç odaklarının ortaya çıkardığı tüm kirli ilişkileri göz önüne seren bir ilmek görevi gördüğünü hatırlamak gerekir. Bu bağlamıyla aslında hem Susurluk hem Gülistan Doku meselesi Kürt siyasal hareketine ya da Kürt siyasal politizasyonuna dönük devlet içi politikaların iki kirli dönemsel uçlarını ama aynı zamanda kirden arınma ya da güç ilişkilerini dönüştürmekle ilgili iki önemli başlangıcı da bize ifade ediyor” dedi.
Yüksel Genç, bu vakaların hiçbirinin münferit olmadığını vurgulayarak, “Kuşkusuz ne Gülistan Doku vakası, ne Rojin Kabaiş, ne Narin, ne de İpek Er davası tekil, münferit davalar değil. Bütün bu olayların hepsi kuşkusuz ki ne yazık ki politik bir yönelimin sonuçları ve hatta hedefleri olarak yer yer karşımıza çıkıyor” ifadelerini kullandı.
‘2000’LERİN KARANLIK ELİYLE YENİDEN KARŞILAŞIYORUZ’
Bugün de benzer bir tabloyla karşı karşıya olunduğunu ifade eden Genç, “İşte biz Gülistan meselesinde devam eden o kirliliğin 2000’lerden farklı ellerle yürüyor olsa bile benzer biçimde kirli ve karanlık işler gören uçların kendisiyle yeniden karşılaşıyoruz” diye konuştu.
Genç, bu nedenle gerçek bir “temiz eller” sürecine ihtiyaç olduğunu vurgulayarak, devletin kendi içindeki kirli yapılarla yüzleşmesi gerektiğini belirtti. “Bu defakinin gerçek anlamda bir temiz eller operasyonu olması, Türkiye devlet sistemi içerisinde çöreklenmiş, karanlık, kirli işler yapanların bir bütün olarak ortadan kaldırılması ve yeniden karanlığın üretilmesinin engellenmesi için yapısal, çok ciddi bazı işler yapması ve cesur olması gerekiyor devlet mekanizmasının” dedi.
‘ÇÖZÜM SÜRECİ BAŞARIYA ULAŞMAZSA KİRLİ İLİŞKİLER ORTADAN KALKMAZ’
Son olarak çözüm sürecine dikkat çeken Genç, bunun önemli bir fırsat olduğunu ifade etti. “İşte içinde olduğumuz çözüm süreci bu konuda büyük bir fırsat. 2000’lerde aslında buna benzer bir çözüm sürecinin içindeydik ve o süreç bir çözüm mantığıyla kullanılmayınca, çatışmalar yeniden güçlendirilince devlet kendi içerisinde temizlediği uçları yeni kirli uçlar yaratarak kendi içerisindeki kirliliğin sürmesine neden oldu. Eğer bugün çözüm süreci sürdürülemez ve nihayete erdirilemez ise, yine çatışmacı ve güvenlikçi siyasetler esas alınır ise benzer kirli ve karanlık ilişkilerin ortadan kalkacağını söylemek mümkün değil. Deneyimler bunun aksini gösteriyor” ifadelerini kullandı.
Source: ANF News