Türkiye siyaseti, bir yanda yıllardır çözülemeyen Kürt meselesi, diğer yanda ise ana muhalefet partisi üzerinde yoğunlaşan yargı baskısıyla tarihsel bir eşikte duruyor. Yazar Ali Bayramoğlu, Meclis aritmetiğinden çözüm sürecinin perde arkasındaki yasal hazırlıklara, Erdoğan’ın seçim hesaplarından toplumsal kırılmalara kadar geniş bir yelpazede mevcut tabloyu ele alarak, bugün yaşananları tam manasıyla bir ‘siyasi kilitlenme’ hali olarak tanımladı.
Bayramoğlu, Türkiye siyasetinin bugün iki ana eksende büyük bir sıkışma yaşadığını belirterek “Özellikle Cumhuriyet Halk Partisi üzerinde yoğunlaşan baskılar, muhalefeti sadece bu kuşatmayla mücadele etmeye dayalı tek bir siyasete hapsediyor. CHP, mevcut tabloda bütün umudunu AK Parti’nin oy kaybetmesine ve bu baskı ortamında kendi oylarını artırma ihtimaline bağlamış vaziyette. Ancak Meclis aritmetiği bu umutların önünde sert bir duvar gibi duruyor; 600 milletvekilli Meclis’te 322 koltuğa sahip olan Cumhur İttifakı, temel yasalar ve adımlar konusunda belirleyici gücü elinde tutuyor ve bir ara seçimi kesinlikle gündemine almıyor” dedi.
CHP’ye yönelik tartışmaları, yargı sürecini ve Kılıçdaroğlu’nun ‘mutlak butlan’ kararıyla dönme ihtimalini de değerlendiren Bayramoğlu, bu durumu mevcut koşullarda beklemediğini belirtti. İktidarın muhalefeti dizayn etme çabaları sürse de şu an için dengeleri kökten değiştirecek bir zeminin görünmediğini kaydetti.
‘KÜRT MESELESİ RÖLANTİYE ALINMIŞ DURUMDA’
“Kürt meselesi ise ‘durakta bekleyen bir tren’ gibi rölantiye alınmış durumda” diyen Bayramoğlu, şunları söyledi: “Aslında arka planda, Meclis komisyonunun hazırladığı ve yasalaşması gereken çok kritik dosyalar var. Bu dosyaların içeriğinde, Abdullah Öcalan’ın durumunu netleştirecek ‘geçici yasa’ niteliğinde bir tekliften, örgüt mensuplarına yönelik düzenlemelere kadar somut başlıklar yer alıyor. Dahası, silahların bırakılmasından sonra Kürt Hareketi’nin yasal siyasete nasıl entegre olacağına, eve dönüş yollarına ve siyaset imkanlarının nasıl şekilleneceğine dair hukuki taslaklar da masada duruyor.
Ancak iktidar kanadında bu yolu yürüme iştahı tamamen kesilmiş vaziyette. Pervin Buldan’ın, ‘Erdoğan’a Öcalan soruları soruyoruz, bakıyor ama cevap vermiyor’ şeklindeki çıkışı, sürecin tamamen durduğunun ve Erdoğan’ın şu aşamada ilerlemek istemediğinin en somut göstergesi.
Bu durma halinin arkasında ise Erdoğan’ın seçim hesabı yatıyor. Abdullah Öcalan üzerinden yürütülecek bir süreç ve siyaset alanının Kürt hareketine açılması, bir yanda Kürt seçmenin en büyük beklentisiyken, diğer yanda milliyetçi kesimin en büyük kırmızı çizgisi. Erdoğan, yeniden seçilmek için DEM Parti’nin oylarına ihtiyaç duyduğunu biliyor. Ancak bu oyları almak için atacağı her adım, milliyetçi tabanındaki oyları kaybetme riskini beraberinde getiriyor.
Bu siyasi çıkmaz, çözüm mekanizmalarını tamamen felç etmiş durumda. Türkiye, bu kilitlenmeyi ancak çok kuvvetli bir siyasi iradeyle aşabilir; fakat seçim yaklaşırken Erdoğan’ın böyle bir risk alması pek mümkün görünmüyor.”
İç siyasete yaşanan bu tıkanıklığın, normal demokratik ve olağan koşullarda sürdürülebilir olamayacağını; ancak Türkiye’nin mevcut koşullarında bu durumun devam edeceğini belirten Bayramoğlu, şöyle devam etti:
“Ancak Türkiye, yıllardır olağanüstü ve otoriter bir iklimde bu durumu sürdürüyor. Kayyumların hâlâ görev başında olması, Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğunun devam etmesi ve yüzlerce davanın sürmesi, koşulların aslında hiç değişmediğini gösteriyor.
Bu noktada tek belirleyici unsur, DEM Parti’nin takınacağı tavır olacak. Eğer DEM Parti, Erdoğan’ın bu meseleyi seçimden sonra gerçekten çözeceğine dair bir söze veya iddiaya ikna olursa, Erdoğan’ı tekrar seçtirebilir. Aksi bir durumda ise seçim sandığı gelene kadar Kürt meselesinde tek bir somut adımın atılmasını beklemek hayalcilik olur.”
‘DUYGUSAL KOPUŞ DERİNLEŞİYOR’
Toplumsal tarafta ise derin bir duygusal kopuş yaşandığına da dikkat çeken Bayramoğlu, şunları belirtti: “Kürt bölgelerinde ‘devletin her istediğine boyun eğiliyor ama karşılığında hiçbir adım atılmıyor’ düşüncesi hakim, bu da halkta ciddi bir hayal kırıklığı ve kızgınlığa neden oluyor. Türk kamuoyu ise meseleye her geçen gün biraz daha ilgisizleşiyor. Sürecin çok zamana yayılması ve verilen umutların boşa çıkması, toplumdaki ‘bir şeyler değişecek’ inancını köreltmiş durumda.
Sonuç olarak bir tarafta büyük bir kırgınlık, diğer tarafta ise derin bir ilgisizlik ve kanıksama haliyle baş başayız.”
Source: ANF News