Sürecin başarısı için herkes 1 Mayıs’a

surecin-basarisi-icin-herkes-1-mayis’a

Bu yılın 8 Mart’ı kadınların, Newroz’u ise Kürt halkının ve dostlarının referandumu gibiydi. Kadınlar ve Kürtler, milyonlar halinde meydanları doldurarak Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihli Barış ve Demokratik Toplum Çağrısına sahip çıktığını haykırdı. Hep bir ağızdan Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünü istedi.

Şimdi sıra işçi ve emekçilerin birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs’ta. Belli ki 8 Mart ve Newroz gibi 1 Mayıs da bir yurtseverlik ve demokratlık referandumu olacak. Kürt gençleri ve kadınları, Kürt halkı ve dostları bulundukları her yerde 1 Mayıs kutlamalarına kitleler halinde aktif katılacak ve Önder Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünü isteyerek Barış ve Demokratik Toplum Sürecine sahip çıkacak. Çünkü 8 Mart ve Newroz gibi 1 Mayıs da sadece kutlanan bir bayram değil, aynı zamanda özgürlük ve demokrasi mücadelesinin yükseltildiği bir gündür.

Kuşkusuz 1 Mayıs’ın en etkili ve mücadeleci kutlandığı yerlerin başında Türkiye kentleri gelecektir, çünkü faşizm ve soykırım kıskacındaki Türkiye’nin her yerden fazla özgürlüğe ve demokrasiye ihtiyacı vardır. Bu nedenle mevcut AKP iktidarının korkudan ödü patlamaktadır. Bunun içindir ki, bugünden itibaren kolluk kuvvetlerini harekete geçirmiş, 1 Mayıs 1977 Şehitlerini anan kitleye polisi saldırtarak onlarca insanı gözaltına almıştır.

AKP iktidarının korkusu, 8 Mart ve Newroz ruhunun 1 Mayıs’ta da temsil edilmesi ve 1 Mayıs meydanlarını dolduran kitlelerin Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne sahip çıkmasıdır. Bu temelde, AKP iktidarının sürece ilişkin hukuki adımlar atmamasını eleştirip özellikle “Bayram sonrası” diyerek verdiği sözleri tutmamasını teşhir etmesidir. AKP basınının “PKK adım atmıyor” biçimindeki yalanlarını teşhir ederek Türkiye toplumunu aydınlatması ve bu biçimde özel savaşın manipülasyonunu boşa çıkarmasıdır.

Denebilir ki; 1 Mayıs ile Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin bu denli ilişkisi var mıdır? Kuşkusuz vardır, hem de çok fazla vardır. 1 Mayıs bir demokratik mücadele günü, Barış ve Demokratik Toplum Süreci de bir mücadele sürecidir. Besbelli ki AKP iktidarının oyun ve oyalamalarının boşa çıkartılması ve sürecin başarısı AKP politikalarına karşı etkin kitlesel mücadeleyle gerçekleşecektir. 1 Mayıs da işte böyle önemli bir mücadele günüdür.

Nitekim AKP’nin Kürt düşmanı, baskıcı ve sömürücü politikalarına karşı çok yönlü ve etkili mücadele yürütmeden Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin başarıya ulaşmayacağı açıktır. Bu da cumhuriyeti demokratikleştirme adımlarının atılmayacağı, mevcut Türkiye sisteminin Kürt karşıtı, faşist ve tekçi karakterini korumaya devam edeceği anlamına gelmektedir. Bundan da en büyük zararı kuşkusuz işçi ve emekçi kitleler görecektir.

Dikkat edelim, oruç tutulduğu dönemde Meclis Başkanı ve AKP sözcüleri “Bayramdan sonra gereken yasalar çıkartılacak” diyorlardı. Nisan başında yaşanan “Acele edelim mi, etmeyelim mi” tartışması sırasında yine AKP iktidarı sıkıştırılınca, bu sefer “Nisan sonuna kadar somut yasal adımlar atılacak” dediler. Şimdi Nisan’ın sonu geldi ama AKP cephesi verdiği sözden adeta hiç bahsetmiyor! Dahası özel savaş basını üzerinden “Adım atmıyor” denerek Kürt tarafı suçlanmaya çalışılıyor. Oysa ki Devlet Bahçeli’nin de dediği gibi, iktidar ve devletin uygun yasal düzenlemeleri olmadığı için silah yakan özgürlük savaşçıları geri üslerine dönmek zorunda kaldılar. Şimdi “Adım atıyorum” diyerek PKK militanları Türkiye sınırına yürüseler bundan en çok AKP iktidarı korkacaktır.

Çok açık ki, Mayıs ayı gelmesine rağmen sürecin ikinci aşamasının gerektirdiği hukuki adımları atma yönünde AKP iktidarında hiçbir hareketlilik yoktur. Tersine oyalama ve zamana yayma, dahası adeta süreci yeniden buzdolabına koyup dondurma tutumu içinde olduğu gözlenmektedir. Bu durum görülüp maskesi düşmesin diye de bir sürü suni gündem yaratıp toplumun dikkatlerini farklı yönlere çekmeye çalışmaktadır. Yani özel psikolojik savaş, tek merkezli olarak en ileri düzeyde uygulanmaktadır.

Peki söz konusu bu yaklaşımlarıyla AKP iktidarı ne yapmak istemektedir? Bu sorunun cevabını aslında bir süre önce yazmış, tüm duyarlı çevrelerin dikkatini AKP’nin söz konusu yeni ve tehlikeli politikalarına çekmeye çalışmıştık. Bu çerçevede AKP’nin sürece yaklaşımı İran savaşının sonucuna bağladığını ifade etmiştik. Pakistan üzerinden yürütülen ABD-İran görüşmelerinde aslında kendisinin İsrail ile uzlaşma zeminini de yaratmaya çalıştığını belirtmiş, bunu TC devletinin “Yeni bir Lozan arayışı” olarak tanımlamıştık.

Görünen o ki bu süreç ve de yaklaşım devam ediyor. Aslında AKP iktidarı yeni ABD-İsrail hegemonyasına çoktan teslim olmuş bulunuyor. Teslim olmuş da bunun hangi şartlarda gerçekleşeceğini ayarlamaya çalışıyor. Belli ki ABD-İsrail saldırıları İran’ı çökertseydi, o zaman İran’dan önce Türkiye teslim olacaktı! Şimdi İran’ın ayakta kaldığını hesap ederek ABD-İsrail cephesiyle uzlaşma şartlarını güçlendirmeye, yeni Ortadoğu hegemonyasında biraz daha fazla imkân elde etmeye çalışıyor. Süreci yavaşlatmasının ve adeta “Bekle-gör” politikası izlemesinin temel nedeni bu oluyor.

Elbette AKP iktidarının aradığı yeni uzlaşmanın temel koşulu yine Kürt karşıtlığı oluyor. Yani ABD-İsrail hegemonyası ile yürütülen pazarlığın temel konusu Kürt karşıtlığıdır. Geçen yüzyılda olduğuna benzer bir Kürt karşıtlığının yeniden küresel politika haline getirilmesi için aslında ABD-İsrail hegemonyasına her türlü tavizi veriyor. Kuşkusuz böyle bir politika soykırım anlamına geldiği için Kürtler açısından kötü ve tehlikelidir. Ancak Türkiye’de de her türlü faşist baskı ve sömürü anlamına geldiği için, tüm Türkiye toplumu için de kötü ve de tehlikelidir.

Peki İran savaşının sonuçları AKP’nin beklentilerine uygun olacak mıdır? Kuşkusuz bu ayrı bir durum ve çok önemli bir sorudur. Aslında İran savaşından Türkiye’nin Kürt düşmanı politikaları için imkân sunan bir sonuç çıkmayacaktır. Savaş nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın İran’ın ulus-devlet yapısı değişecek, yeni demokratik İran’ın belki de en etkili güçlerinden biri Kürtler olacaktır. Bu da Türkiye’nin hesap ve beklentilerini boşa çıkartacak, belki de bugünkü gibi bir süreci de bulamayacaktır.

Böyle bir sonuç ve gelişmenin en güçlü olasılık olduğu tartışma götürmez bir gerçektir. Ancak bu böyledir ve nasıl olsa bölgedeki gelişmeler AKP politikalarını boşa çıkartacaktır diye Kürtler ve Türkiye halkları elbette oturup beklemeyecektir. Bekleme politikası hemen herkes için en tehlikeli tutumdur. Kendi varlığını ve özgür yaşamını başkalarının durumuna bağlamaktan daha kötü ve tehlikeli bir durum söz konusu değildir. Kendi mücadelesiyle kazanılan en kötü sonuç, böyle elde edilen en “iyi” sonuçtan çok daha iyidir.

O halde bekleme zamanı değil, faşizme ve soykırıma karşı demokrasi için mücadele etme zamanıdır. Bunun için de birlik, örgütlülük ve dayanışma gerekir. İşte 1 Mayıs bu ihtiyaca cevap veren en anlamlı birlik, dayanışma ve mücadele günüdür. O halde AKP belasından kurtulmak için 1 Mayıs’ı değerlendirmek Türkiye halklarının ve Kürtlerin temel görevidir. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin bu durumdan çıkıp başarı yolunda ilerlemesi de kesinlikle böyle bir mücadeleye bağlıdır. O halde sürecin başarısı için herkes 1 Mayıs’a koşmalı ve 1 Mayıs meydanlarını doldurmalıdır.

Özgürlük ve demokrasi için mücadele ruhuyla dolu olan herkesin 1 Mayıs’ı kutlu olsun!

Kaynak: Yeni Özgür Politika

Source: ANF News

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

mt-sample-background

© 2024 Egerin. All rights reserved.

Scroll to Top

Subscribe to receive News in Email

* indicates required

Intuit Mailchimp