Açıklamada, günümüzde iktidar güçlerinin dünya genelinde toplumlara kendi iradelerini dayattığı belirtilirken, kapitalist modernitenin kâr hırsıyla insanlık değerlerini aşındırdığına dikkat çekildi. Bu sürecin bireyciliği derinleştirdiği ve ekolojik yıkımı hızlandırdığı ifade edilirken, mevcut sistemin hem toplum hem de doğa açısından sürdürülemez bir noktaya ulaştığı kaydedildi.
KCDK-E, bu koşullarda demokratik, eşitlikçi ve ekolojik bir yaşamın inşasının zorunlu hale geldiğini belirterek, bunun ancak örgütlü ve kolektif mücadeleyle mümkün olabileceğini dile getirdi.
KCDK-E’nin açıklaması şu şekilde:
Bugün, iktidar sahiplerinin dünyanın her yerinde toplumun her kesimine kendi iradelerini dayattığı bir çağda yaşıyoruz. Kapitalist modernite, azami kâr hırsıyla insanlığın değerlerini yok ediyor, bireyciliği ve bencilliği derinleştiriyor ve ekolojik yıkım yoluyla yaşamı uçurumun eşiğine getirmiş bulunmaktadır. Ne toplum ne de doğa bu sömürü sistemine daha fazla dayanabilecek durumda değildir. Bu nedenle demokratik, ortak, eşitlikçi, özgürlükçü ve ekolojik bir yaşam biçimi inşa etmek zorunluluktur. Bu hedef ulaşmak için birlik ve dayanışmanın yanı sıra işçilerin, kadınların ve halkların kolektif mücadele örgütlenmesini gerçekleştirmek gerekmektedir.
Kürt ve Filistin halklarının yaşadığı insanlık dışı sorunlar rastlantısal meseleler değil, kapitalist modernitenin sömürü düzenin ürünü ve tahakkümünden kaynaklıdır. Her iki sorun da Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra emperyalist güçler tarafından, Ortadoğu’da kontrol ve nüfuzu sürdürmek için inşa edilmiştir. Yeni dünya düzenin bir parçası olarak derinleştirilmiş ve araçsallaştırılmıştır sorunlardır. Kürt halkı üzerindeki baskı ve egemenlik başta Türkiye, İran, Irak ve Suriye olmak üzere kilit devletler aracılığıyla pekiştirilmiştir. Bir asırdan fazla bir süredir bunu dayatan bu devletler derin bir krize batmış bulunmaktadırlar. Diktatörlük, otokrasi ve teokrasiye bağımlılıkları onları derin bir çıkmaza sürüklemiştir. On yıllarca süren hakların gaspı, inkâr ve baskıya rağmen Kürt halkını susturmayı başaramamışlardır. Kürt halkı uluslararası güçlerin desteği ile suren baskı ve zülme rağmen 47 yıldır özgürlük mücadelesini sürdürmekte ve kendi gücüyle kendini var ederek kanıtlamıştır.
Kürdistan’ın dört parçasında süren demokratik ve barışçıl mücadele çözüm için gösterilen büyük çaba olmaya devam etmektedir. Kürt gerçekliğinin tanınmasıyla Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de demokratikleşme ve iç istikrarın önünü açabilir, aynı zamanda dış müdahale zeminini ortadan kaldırabilir; zira çözümsüz bırakılan Kürt sorunu, bu devletlerdeki politik ve toplumsal krizin ana temeli olmaya devam etmektedir.
Bu devletlerin militarizme ve hızlanan bir silahlanma yarışına saplandığı bir dönemde, Önder Apo’nun çağrısıyla, Kürt Özgürlük Hareketi silahlı mücadeleye son vermiş ve demokratik siyaset stratejisini ön plana çıkarmıştır. Önder Apo, son bir yıldır Türk devletiyle diyalog yoluyla adil bir barışın yolunu açmak için büyük bir tarihsel sorumluluk üstlenmektedir. Kürt halkı ile Türk devleti arasındaki barış, tüm Ortadoğu’ya yeni bir umut verebilir; zira bu barış çabalarının başarısı, İran, Irak ve Suriye’de de dalga etkisi yaratacaktır. Kürdistan, Ortadoğu’nun yıkıcı gidişatını değiştirme potansiyeline sahiptir. Bu nedenle Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü ve statüsünün bir an önce belirlenmesi zorunluluktur.
İşçilerin, emekçilerin, kadınların ve halkların mücadelesi aynı zamanda doğa tahribine karşı, mülteci düşmanlığı, halklar üzerindeki sömürü, inanç, kültür ve kimliklerin baskılanmasına karşı da bir mücadeledir. Kadın özgürlüğünü merkezine alan demokratik sosyalizm mücadelesi, 1 Mayıs mücadelemizin ana temasını oluşturmaktadır.
Bu 1 Mayıs’ta da her zamankinden daha güçlü bir şekilde birleşmeli, birlikte hareket etmeli ve kapitalist moderniteye karşı ezilenlerin uluslararası bir ittifakını inşa etmeliyiz. Barış, özgürlük ve onurlu bir yaşam için ortak mücadele, çağımızın temel yoludur.
Source: ANF News