Mezopotamya İslami Araştırma Federasyonu (MİA-FED) Kadın Meclisi Sözcüsü Müşerref Geçer, Kürdistan’da kadınları ve gençleri hedef alan kriminalizasyon politikalarını değerlendirdi.
Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş gibi genç kadınların akıbetinin aydınlatılmamasını kurumsal zaafiyet ve ahlaki çözülme olarak tanımlayan Müşerref Geçer, “Bu olaylar sadece bireysel birer trajedi değil; adalet ve toplum vicdanı açısından da ağır bir yaradır. Bir toplumda kadınlar güven içinde yaşayamıyorsa, bu adalet gecikiyor ve hakikat gizleniyorsa, bu, çürümenin başladığını gösterir. Cezasızlık, suçu teşvik eden en büyük mekanizmadır. Bu politikalarla taciz, tecavüz ve uyuşturucu normalleştirilmeye çalışılıyor” dedi.
‘ZALİM DÜZENLER ÖNCE AHLAKI ÇÜRÜTÜR’
Yönetim biçimi haline gelen ahlaki erozyonun toplumu dirençsiz bıraktığını belirten Müşerref Geçer, toplumun inanç temelli bir özeleştiri içinde olması gerektiğini ifade ederek şunları söyledi:
“İslam’a göre zalim düzenler, toplumu önce ahlakı çürüterek zayıflatır. Gençliği amaçsızlaştırmak, aileyi parçalamak ve kadını nesneleştirmek, toplumu savunmasız bırakır. Rad Suresi’nin 11. ayetinde belirtildiği gibi, bir toplum kendinde olanı değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. Kurtuluş dışarıdan değil, içeriden; insanın kendi iç muhasebesi ve adaleti yeniden ayağa kaldırmasıyla başlar.”
Dini değerlerin yozlaşmaya karşı bir kalkan oluşturabileceğini ifade eden Müşerref Geçer, çözümün şekilsel inançta değil, Kur’an ahlakında olduğunu kaydederek, “Mesele sadece ‘inanç varsa sorun çözülür’ demek değildir. Belirleyici olan, inancın nasıl yaşandığıdır. Gençlerimizi uyuşturucudan ve şiddetten korumak için Kur’an’ın ahlaki ilkelerini doğru anlamalıyız. Aile içindeki iletişim, dayanışma ve ortak karar alma bu kalkanın en önemli parçasıdır. Birey olarak bu toplumda neden var olduğumuzu sorgulamak zorundayız” diye konuştu.
‘HER MAHALLE VE EV BİLİNÇLENME MERKEZİ OLMALI’
Siyasi temsilin ötesinde toplumsal bir dönüşümün şart olduğunu belirten Müşerref Geçer, çözüm önerilerini şöyle sıraladı: “Mahallelerde aile sohbetleri yapılmalı, camilerde uyuşturucu ve şiddet konusunda toplumu gerçekten bilinçlendiren fetvalar verilmelidir. Kur’an kurslarında ahlaki yozlaşmanın aileye zararları anlatılmalıdır. Toplumdaki sorunlar ‘ayıp’ ve ‘günah’ kavramlarıyla örtbas ediliyor; insanlar sessizliğe mahkum ediliyor. ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ anlayışını terk edip komşuluk hukukunu ve toplumsal güvenliği yeniden tesis etmeliyiz.”
‘KİTLE İLETİŞİM ARAÇLARI KÜLTÜREL KIRIM YAPIYOR’
Medya ve televizyon programlarının Kürt kültürünü hedef aldığını söyleyen Müşerref Geçer, dijital kuşatmaya dikkat çekerek şunları vurguladı: “Kitle iletişim araçlarında sunulan yaşam tarzı, Kürt toplumunun örf ve adetlerini değersizleştiriyor. Özellikle kadın programları ve dizilerle kültürümüze yönelik bir karalama propagandası yürütülüyor. Bu durum, gençlerde aidiyet kırılması yaratıyor. Buna karşı; anadilde kültür üretimi, kadın merkezli hikayeler ve ahlak merkezli bir sosyal medya dili geliştirmeliyiz.”
‘GENÇ KADINLAR ÖZEL SAVAŞ POLİTİKALARININ HEDEFİNDE’
Sivil toplum kuruluşları ve aileler arasındaki kopukluğun giderilmesi gerektiğini belirten Müşeref Geçer, şunları söyledi: “Özellikle genç kadınların hedef alındığı bu süreçte, aileler ve gençler yargılanmadan dinlenilmelidir. Özel savaş politikalarına karşı gençlerimizi bilinçlendirmeliyiz. Uyuşturucuya karşı bilinç ve şiddete karşı dayanışma göstermek, doğrudan ’emr-i bil maruf’ (iyiliği emretme) sorumluluğudur. Din burada bir korku aracı değil, bir direniş ahlakı üretmelidir.”
Source: ANF News