900 haftaya giren bir mücadele: Kayıpları aramak bir direniş alanına dönüştü!

900-haftaya-giren-bir-mucadele:-kayiplari-aramak-bir-direnis-alanina-donustu!

Amed’de her hafta bir araya gelerek kayıplarının akıbetini soran aileler, 900’üncü haftada da aynı taleplerle alanda olacak. İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed Şube Kayıplar Komisyonu üyesi ve kayıp yakını Fırat Akdeniz, geride kalan 900 haftayı; “Dile kolay; 900 hafta ve 30 yılı geride bırakan bir mücadele… Kar kış, yağmur soğuk, salgın, deprem demeden, her koşulda bu eylem devam etti. Siz ölümle toplum arasına girdiğiniz zaman o, bir müddet sonra bir direniş alanına dönüşüyor” sözleriyle özetledi.

Amed’de “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” şiarıyla her hafta Cumartesi günü bir araya gelen Kayıp Yakınları, 900’üncü haftasını geride bıraktı. “Cumartesi Anneleri”nin İstanbul Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirdikleri eyleme destek olmak amacıyla 2009 yılında Amed’de başlatılan “kayıp yakınları” eylemi sürüyor. Her hafta Yaşam Hakkı Anıtı önünde düzenlenen eylemle kaybedilen bir insanın hikayesi anlatılıyor. 900 haftasını geride bırakan eylemde kayıp yakınları; kaybettirilen yakınlarının akıbetlerini sormaya devam ederken, aradan geçen zamana rağmen “bir mezar taşı” taleplerini haykırmaya devam ediyor. 7’den 70’e yıllardır sürdürdükleri mücadelelerinin devam ettiğini ve kayıplarından haber alıncaya kadar da devam edeceğini belirten İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed Şube Kayıplar Komisyonu üyesi ve kayıp yakını Fırat Akdeniz, “Son kaybımız bulunana kadar bu mücadelemizi kesintisiz bir şekilde sürdüreceğiz” dedi.

Fırat Akdeniz’in amcası Mehmet Salih Akdeniz, Ekim 1993 tarihinde Pasur ilçesinde bulunan Şen Yaylası’nda köye dönüş hazırlıkları yaptığı esnada askerler tarafından gözaltına alındıktan sonra Alaca Köyü’ne bağlı Kepir Mezrası’na götürülür. Orada bulunan köy sakinlerinden 10 kişi daha askerler tarafından gözaltına alınıp aynı bölgeye getirilir. Gözaltında tutulan 11 kişiye akrabaları tarafından yaklaşık bir hafta boyunca yemek götürülür.

Akdeniz’in eşi Pembe Akdeniz’in anlatımına göre, en son eşine yemek götürdüğünde eşi kendisine “Bir daha yemek getirme, bizi buradan götürecekler” der. Ertesi gün görgü tanıklarına göre Akdeniz’le birlikte 11 kişi helikoptere bindirilerek oradan götürülür. O tarihten sonra Akdeniz ve diğer köylüleri ne gören ne de onlardan haber alan olur. Ailelerin tüm resmî kurumlara başvurmalarına rağmen gözaltına alınanlardan herhangi bir bilgi elde edilmez. 1994 yılının hemen başında Akdeniz’in kardeşi Emin Akdeniz, İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi’ne abisiyle birlikte gözaltına alınan kayıp 11 kişi hakkında başvuruda bulunur. Aynı yıl içerisinde İHD Diyarbakır Şubesi adına Avukat Osman Baydemir, Akdeniz ile birlikte gözaltında kaybedilen 11 kişiyle ilgili davayı AİHM’e taşır.

‘AİLELER BİR KEMİĞİN MÜCADELESİNİ VERİYOR’

Askerlerin babasını almak için geldiği yaylada amcasını gözaltına aldıklarını belirten Fırat Akdeniz, amcasının ardından başlattığı kayıp mücadelesini bugüne kadar taşıdı. Sadece kendi amcasının değil, bilinmeyen birçok kayıp hikayesini de açığa çıkaran Akdeniz, hâlâ kaybettirilen hikayelerin peşinden koşmaya ve onları açığa çıkarmaya devam ediyor. Yıllardır sürdürdükleri mücadeleyi anlatan Akdeniz, Adalet Bakanlığı’nın faili meçhullere dair yaptığı açıklamayı da “Gerçek bir yüzleşme şart” sözleriyle yorumladı.

Akdeniz, “Ölüm, ölen için aslında tekrarı olmayan bir eylemdir. En nihayetinde bizler ölülerimizi sağ olarak geri getiremeyeceğimizi biliyoruz. Bu mücadele, başta annelerin ‘Evlatlarımızı sağ aldıysanız sağ istiyoruz’ talebiyle başladı. O dönem hâlâ bir umut vardı. Belki onları sağ alırız diye düşünülüyordu. Ama zaman ilerledikçe bu talep, kayıplarımızın artık bir kemiğine razı olma talebine dönüştü” dedi.

‘KAYIPLARI ARAMA BİR DİRENİŞ MÜCADELESİNE DÖNÜŞTÜ’

Yaklaşık 900 haftadır süren eylemlerin yalnızca bir hak arama mücadelesi olmadığını ifade eden Akdeniz, insanın ölümle kurduğu bağın bu direnişi ortaya çıkardığını söyledi.

Akdeniz, “Dile kolay; 900 hafta ve 30 yılı geride bırakan bir mücadele… Kar kış demeden, yağmur soğuk demeden, pandemi olsun, deprem olsun her koşulda bu eylem devam etti. Bu, insanın ölümle kurduğu bağla ilgili bir durumdur. Siz ölümle toplum arasına girdiğiniz zaman o, bir müddet sonra bir direniş alanına dönüşüyor. Annelerimiz yıllarca kendi kayıplarının akıbetini sordu ama devletin onlarla kurduğu ilişki iki cümleden öteye geçmedi: ‘Biz bilmiyoruz. Kayıplarınızı başka yerde arayın.’ Ama o bilinmezlik hâli aileleri mücadeleden vazgeçirmedi. Anneler adalet mücadelesini sokağa taşıdı” dedi.

‘KAYIPLARIN HİKAYESİ BENİM İÇİN BİR VEFA BORCUYDU’

Kendi ailesinin de gözaltında kaybetme politikalarının mağduru olduğunu anlatan Akdeniz, amcasının babasının yerine gözaltında zorla kaybedildiğini belirterek şu ifadeleri kullandı: “Devlet babamı ararken tesadüfen yaylada bulunan amcamı yakalıyor ve amcam bir şekilde babamın yerine vekâleten gözaltında zorla kaybediliyor. Bu bizim için travmatik bir meseleydi. Çünkü amcam da bizim için en az babamız kadardı. Yıllarca bu insanların sadece isimleri vardı. Hikâyeleri kulaktan kulağa anlatılıyordu ama kayıt altına alınmamıştı. Bu benim için bir vefa borcuydu. Hem gidenlerin ardından bıraktıkları hatıratları canlı tutmak hem de onların hikâyelerini yaşatmak için böyle bir arayışa girdim” dedi.

‘PEŞİNDEN KOŞTUĞUMUZ HİKAYE ÇOK’

Akdeniz, “Amcamdan başlayarak birçok öykünün peşine düştük. Zozan Eren’den İlyas Eren’e, Mirza Ateş’ten Celil Aydoğdu’ya kadar birçok hikâyeyi araştırdık. Çünkü bu öyküler, Kürdistan coğrafyasında yaşanan hak ihlallerinin birbirine çok benzeyen örnekleriydi. Hâlâ yüzlerce, binlerce acı verici hikâye var. Öyküsünü oluşturamadığımız, peşinde koşacağımız insanlar var maalesef. Bu çalışmalarımız sürmeye devam ediyor” ifadelerini kullandı.

‘GERÇEK BİR YÜZLEŞME ŞART’

Türkiye’nin Kürt meselesine yaklaşımını da değerlendiren Akdeniz, yalnızca “Kürt vardır” denilmesinin yeterli olmadığını söyledi. Akdeniz, “Bu 100 yıllık süreçte devletin muazzam derecede bir cinayet karnesi var. Katliamlar, hukuksuzluklar, vicdansızlıklar, gözaltında zorla kaybetmeler, yargısız infazlar, faili meçhul cinayetler… Bütün bunlar devletin ve devlet organizasyonunun işlediği suçlardır. Eğer gerçekten bir yüzleşme başlayacaksa devlet önce buradan başlamalı” dedi.

‘MECLİS ÇATISI ALTINDA BAĞIMSIZ BİR KOMİSYON KURULMALI’

Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulması planlanan faili meçhul cinayetleri araştırma birimine ilişkin de konuşan Akdeniz, bu girişimin kapsamına dair ciddi soru işaretleri bulunduğunu ifade etti. Akdeniz, “Yaklaşık 700 dosyanın inceleneceği ve 2002 sonrası dönemin esas alınacağı söyleniyor. Peki 2002’den bugüne hangi cinayetler esas alınacak? Hangi siyasi cinayetler kapsam içinde olacak? 90’lı yıllardaki gözaltında kaybetmeler ve faili meçhul cinayetler ne olacak? Bu mesele sadece bir bakanlık bünyesinde ele alınabilecek bir mesele değil. Gerçek bir hesaplaşma ancak Meclis çatısı altında kurulacak bağımsız komisyonlarla mümkün olabilir. Devletin elinde muazzam bir arşiv var. Devlet isterse 90’lı yılların da, 100 yıllık geçmişin de arşivlerini açar ve bütün gerçekleri ortaya çıkarabilir” dedi.

Source: ANF News

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

mt-sample-background

© 2024 Egerin. All rights reserved.

Scroll to Top

Subscribe to receive News in Email

* indicates required

Intuit Mailchimp