Geçtiğimiz salı günü Apocu Hareket Yönetimi tarafından yapılan açıklamada, sürecin ilerlemesi için Önder Apo’nun özgürlüğü ve yasal statüsünün tanınmasının temel şart olduğu vurgulandı. Aynı gün MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de partisinin grup toplantısında Önder Apo’nun statüsüne ilişkin “Öcalan’ın statüsü ne olacaktır?” sorusunu gündeme getirdi.
Gelinen aşamayı değerlendiren Dem Parti Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eşsözcüsü Sevda Çelik Özbingöl, hem Bahçeli’nin “statü” çıkışının hem de yapılan eş zamanlı açıklamaların çözümün hukuki bir çerçeveye oturtulması gerekliliğini teyit ettiğini belirtti. Siyasetin sorumluluk almaktan çekinmemesi gerektiğini vurgulayan Sevda Özbingöl, sadece söylemlerle mesafenin kapanmayacağını, güven tesisinin ancak şeffaf bir koordinasyon mekanizması ve hukuki güvencelerle mümkün olabileceğini ifade etti.
‘SİYASET SORUMLULUK ALMAKTAN İMTİNA ETMEMELİDİR’
Devlet Bahçeli’nin, Önder Apo’nun statüsüne dair sorusunun doğrudan sürecin hukuki zeminine işaret eden önemli bir eşik olduğunu vurgulayan Sevda Çelik Özbingöl, siyasetin cesaret göstermesi gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi: “Devlet Bahçeli’nin ‘Öcalan’ın statüsü ne olacaktır?’ sorusu önemli bir eşiktir. Çünkü bu soru doğrudan sürecin hukuki zeminine işaret ediyor. Öte yandan, silah bırakma kararının yıl dönümünde yapılan ‘Yasal zemin olursa biz gereğini yaparız’ açıklamaları da gösteriyor ki ortada karşılıklı bir beklenti var. Bu mesafeyi kapatacak olan şey söylem değil, hukuki güvencedir. Siyaset bu noktada cesaret göstermek zorundadır ve sorumluluk almaktan imtina etmemelidir.
‘Barış süreci ve siyasallaşma koordinatörlüğü’ olarak tarif edilen bir mekanizmanın varlığı ile sürecin yürütülmesi ihtiyacı da bu temelde ele alınması gereken bir müessese olarak ortaya atılmıştır.”
Sevda Özbingöl, sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için Meclis’i ve toplumu aynı zeminde buluşturacak şeffaf bir koordinasyon mekanizmasına ihtiyaç duyulduğuna işaret ederek şunları belirtti: “Bu kadar kritik bir süreç kendiliğinden ilerlemez; dağınık, belirsiz ve kapalı yürütülen süreçler güven üretmez. Bu sebeple bu sürecin bir koordinasyon mekanizmasına ihtiyacı var. Meclis’i, siyasal aktörleri ve toplumu aynı zeminde buluşturacak bir yapı kurulmadan sağlıklı ilerleme olmaz.
Barış süreci ve siyasallaşma koordinatörlüğü dediğimiz şey tam da buna cevap oluşturmaktadır. Bu kurul, denetim yapan değil; güven inşa eden ve süreci kolaylaştıran bir mekanizma olmalıdır. Şeffaflık sağlayan, atılan adımları görünür kılan ve en önemlisi toplumun ‘Bu süreç gerçekten ilerliyor mu?’ sorusuna cevap üreten; tüm toplumsal bileşenlerin temsiliyetini de içinde taşıyan bir yapı olmak durumundadır.”
‘HAKLI VE KALICI BİR BARIŞIN GARANTİSİ TOPLUMSAL MÜCADELEDİR’
Yeni dönem söyleminin altını dolduracak olanın retorik değil, somut hukuk adımları olduğunu dile getiren Sevda Çelik Özbingöl, barışın kalıcı hale gelmesi için toplumsal mutabakatın şart olduğunu belirterek şöyle konuştu: “Kürt sorununun barışçıl ve silahsız mücadele yöntemleriyle çözülmesi iradesi, ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’yla somut olarak başlayan, silah bırakma iradesiyle gelişen ve Meclis’te oluşan komisyon raporuyla da önemli bir yol kat eden bir süreçtir. Bu kapsamda ‘yeni dönem’ söylemi elbette kıymetlidir; ama toplum artık söze değil, uygulamaya bakıyor.
Bir yandan barış ve normalleşme deniliyor, diğer yandan yargı pratiğinde sertleşme, kayyum uygulamaları ve siyasal alanın daraltılması devam ediyor. Bu durum doğal olarak bir güven sorunu yaratıyor. Hukuk olmadan bu söylemler karşılık bulmaz. Adı konmuş ve tespiti yapılmış önemli başlıklar ile konular, hukuki zeminde tartışılılmalı ve uzlaşma metinleri oluşturularak sürecin kalıcılaştırılması sağlanmalı.”
Demokratikleşmenin yolunun sandığa ve seçmen iradesine saygıdan geçtiğini kaydeden Sevda Özbingöl, kayyum pratiklerinin çözüm söylemleriyle taban tabana zıt olduğunu vurgulayarak şunları ifade etti: “Demokratikleşmeden söz ediyorsak, bunun en temel ölçülerinden biri halkın seçilmiş iradesine saygıdır. Kayyum uygulamaları ise bu iradeyi askıya alan ve kolektif itirazın büyüdüğü bir hukuk ihlali alanıdır. Bir taraftan çözüm ve normalleşme söylemi, diğer taraftan seçilmişlerin yerine atamalar yapılması bir arada yürütülemeyecek anlayışlardır. Toplum da artık bunu kabul etmiyor.
Güven inşa edilecekse ilk adım yerel demokrasinin iade edilmesidir. Kayyum atamaları için özel bir yasa gerekmeden de mevcut mağduriyetler güven artırıcı şekilde giderilebilecekken, Mardin ve diğer birçok yerde kayyum sürelerinin uzatılması başka bir handikap oluşturdu. Kayyum uygulamaları güven tesis etmek bir yana, güvensizliği besleyen pratikler olarak öncelikli beklenti konuları arasındadır.”
‘VERİLEN CEZALAR ÇÖZÜM SÖYLEMİNİN SAHADA GÜVEN YİTİRMESİNE NEDEN OLMAKTADIR’
Colemerg (Hakkari) eski Belediye Eş Başkanı Mehmet Sıddık Akış hakkında verilen kararın hukuki öngörülebilirliği zedelediğini ve çözüm söylemlerine olan güveni sarstığını da belirten Sevda Özbingöl, bu tip örneklerin endişe verici şekilde arttığına dikkat çekti: “Bu haksız kayyum uygulamaları yanında Mehmet Sıddık Akış hakkında verilen karar, bu çelişkinin en somut örneklerinden biri. İstinaf Mahkemesi’nin bozma kararına rağmen yerel mahkemenin yeniden ağır ceza vermesi, hukuki öngörülebilirliği açıkça zedeliyor. Bu, sadece bir dosya meselesi değil; toplumun adalet duygusunu da etkiliyor. Böyle örnekler arttıkça ‘çözüm süreci’ söylemi sahada güven yitirmektedir ki bu tip örnekler de çok endişe verici şekilde artmaya başlıyor.”
Source: ANF News