Devlet çetelerinin uyuşturucu imparatorluğu -IV

devlet-cetelerinin-uyusturucu-imparatorlugu-iv

Wan ve Colemerg (Hakkari), Kürt Özgürlük Hareketi’nin tarihsel beslenme kaynakları arasında yer alıyor. Aynı zamanda Türk devletinin özel savaş politikalarının en yoğun biçimde uygulandığı coğrafyalar olarak öne çıkıyor.

Wan, Afganistan-İran-Türkiye hattından geçerek Avrupa’ya uzanan uyuşturucu güzergahının kilit kavşak noktalarından biri. Colemerg ise çoğu zaman Wan’ın gölgesinde kalsa da özel savaş politikalarının belki de en acımasız biçimde test edildiği sınır kentleri arasında yer alıyor.

Bu iki kent birlikte ele alındığında, devletin Kuzey Kürdistan’a yönelik kültürel imha politikasının en açık yansımalarından birini ve bunun yarattığı toplumsal sonuçları gözler önüne seriyor.

AFGANİSTAN’DAN AVRUPA’YA GİDEN YOLUN KAVŞAKLARI

Wan, Türkiye’nin en büyük uyuşturucu transit güzergahlarından birinin üzerinde yer alıyor. Afganistan kökenli eroin ve opiat türevleri, İran üzerinden Wan’a ulaşarak hem Türkiye içinde dağıtılıyor hem de Batı Avrupa’ya sevk ediliyor. Bu güzergah yalnızca coğrafi bir rota özelliği taşımıyor, aynı zamanda devlet birimleriyle organize suç ağlarının ortak faaliyet yürüttüğü bir lojistik bir hat olarak kullanılıyor.

Wan’ın Elbak (Başkale) ilçesi bu sistemin en kritik düğüm noktalarından biri olarak öne çıkıyor. Kentte yaşayan kaynaklardan elde edilen bilgilere göre, Elbak ilçesinde neredeyse her evden bir kişinin uyuşturucu dosyasından cezaevine girdiği ifade ediliyor. Uyuşturucu kullanım yaşının Wan’ın bazı mahallelerinde dokuz yaşa kadar indiği, hatta bu yaşlardaki çocukların uçucu madde olarak çakmakların gazı gibi maddeleri koklayarak kendilerini sersemlettikleri aktarılıyor.

XAÇORT ARTIK ÖZEL SAVAŞIN MERKEZİ

Uyuşturucu kullanımı, Wan Gölü’ne nazır Xaçort (Hacıbekir), Karşıyaka ve Seyit Fehim Arvasi mahallelerinde yoğunlaşıyor. Xaçort Mahallesi, bir zamanlar direnişini, kimliğini ve kültürünü yansıtan duvar yazılarıyla bilinirken, son dönemde özel savaş politikalarının merkezi haline getirilmiş durumda.

Yaklaşık 19 bin nüfuslu mahallede fuhuş, uyuşturucu kullanımı ve asimilasyon politikaları giderek yaygınlaşıyor. Bu durum, mahallede yaşayan halkın kültürel belleğine doğrudan bir müdahale olarak da yorumlanıyor.

OTELLER FUHUŞA ARACILIK YAPIYOR

Wan’daki fuhuş ağı, geniş bir ekonomik çerçeve içerisinde faaliyet yürütüyor. Kentteki bazı lüks otellerin bar ve eğlence bölümlerine gelen İranlı turistlerin, para karşılığında kadınlarla birlikte olmak amacıyla bu mekanlara yönlendirildiği aktarılıyor. Bazı otellerin fuhuşa aracılık ettiği, kentin merkezinde ve çevre ilçelerde yüzlerce fuhuş evinin faaliyette olduğu ise gelen bilgiler arasında yer alıyor.

ŞANTAJ AĞLARI

Wan’da ajanlaştırma faaliyetleri, özellikle Kürt Özgürlük Hareketi’ne yakın ailelerin genç kadın üyelerine yönelik oluyor. Sanal medya üzerinden kurulan sahte duygusal ilişkiler, cinsel içerikli yazışmaların kayıt altına alınması ve görüntülerin şantaj aracına dönüştürülmesi, yönetilen bu özel savaş politikasının standart işleyiş biçimlerinden biri. Wan’ın sınır konumu ve şehirdeki asker-polis yoğunluğu, bu uygulamalar için özellikle uygun bir zemin oluşturuyor.

Diğer Kürdistan şehirlerinde olduğu gibi Wan’da da ajanlaştırmanın en uzun vadeli sonuçları, toplumsal güvensizlik ortamında kendini gösteriyor. “Kim kiminle ne konuşuyor?”, “Kim kimin için bilgi taşıyor?” gibi sorular giderek paranoyak bir kaygıya dönüşüyor.

Bu paranoya, devletin istediği toplumsal örgütsüzlüğe zemin hazırlarken, kendi içinde politik sefaleti üreten bir suskunluğa dönüşüyor.

‘KİMLİĞİMİZLE YAŞAMAK İSTİYORUZ’

Xaçort Mahallesi sakinlerinin aktardığı sözler, tüm bu tablonun özetini gösteriyor: “Eskisi gibi ne komşuluk kalmış ne de birlik ve beraberlik. Kimliğimizle yaşamak istiyoruz. Partinin bunları araması gerekiyor ve bilinçlendirme çalışması yapması gerekiyor.” Bu sözler, siyasi bir talep olduğu kadar yaşamsal bir çağrı niteliği de taşıyor.

ROJİN’İN ŞÜPHELİ ÖLÜMÜ

2024 yılında Wan’da en çok konuşulan olaylardan biri olan Rojin Kabaiş vakası, kamuoyunda geniş yankı uyandırmıştı. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencisi 21 yaşındaki Rojin Kabaiş 27 Eylül 2024’te kaldığı KYK yurdundan ayrılmış; 18 gün boyunca kayıp olarak arandıktan sonra 15 Ekim 2024’te Wan Gölü Molla Kasım sahilinde cansız bedeni bulunmuştu.

Ailenin ve avukatların aktardığına göre, olayın “intihar” olarak değerlendirilmesine yönelik ciddi baskılar varmış. Rojin Kabaiş olayı, devletin “intihar” söylemine sığındığı; ailelerin ve avukatların seslerinin duyulması için mücadele etmek zorunda kaldığı ve Wan’da yaşanan pek çok olayın somutlaşmış bir örneği kayda geçti. Ailenin talebi, bağımsız bir soruşturmanın açılması; ancak bu yöndeki girişimler yeterince karşılık bulmuyor.

BABA KABAİŞ’İN HAYKIRIŞI

Rojin Kabaiş örneği, Kürdistan’da son on yıldır yaşanan özel savaş politikalarının özeti niteliğinde. Soruşturmanın ilerlemesi ve faillerin açığa çıkması için mücadele eden ailenin ve kadınların çabaları; Kürdistan’da yaşanan bu politikaların artık ayyuka çıktığı ve toplumsal bir karşı çıkışın daha güçlü biçimde örgütlenmesine yönelik adalet arayışları devam ediyor.

Rojin’in babası Nizamettin Kabaiş’in Diyarbakır Adliyesi önünde “Ben yoksul olduğum için sesim duyulmuyor” haykırışı, Türkiye’de sistemin ve ona bağlı diğer tüm aygıtların çarklarının işleyişini bizlere bir kez daha sert bir biçimde hatırlatmıştı.

COLEMERG: AYŞEGÜL AKDOĞAN ÇETESİ

Kuzey Kürdistan’daki özel savaşa ilişkin belgeler arasında en dikkat çekici örneklerden biri Colemerg’ten çıkmıştı. 2024 yılının Eylül ayında sanal medyaya düşen bir video, Ayşegül Akdoğan isimli bir kadının genç bir kadını açık alanda darp ettiğini gözler önüne sermişti. Bu görüntülerin ardından yapılan araştırmalar daha kapsamlı ve karanlık bir tabloyu ortaya çıkarmıştı.

Jinnews muhabiri Rabia Önver’in “Colemêrg’de Özel Savaş” başlığıyla yayımladığı habere göre, Akdoğan liderliğindeki 25 kişilik bir çete, Colemerg merkezi ve ilçelerinde (Çelê, Gever) en az üç yıldır genç kadınları ve çocukları uyuşturucuya alıştırarak fuhuşa zorluyordu.

Söz konusu haberde, 15-21 yaş aralığındaki genç kadınlar tehdit, şantaj ve fotomontaj gibi yöntemlerle tuzağa düşürülüyor, ardından “Polis arkadaşlarımızla birlikte olursan iyi para kazanırsın” gibi söylemlerle fuhuşa sürükleniyorlardı.

Bu haberlerin ardından, deşifre edilen bu suç çetesinin peşine düşmesi gereken polis, Jinnews muhabiri Rabia Önver’in evine baskın düzenledi ve evde olmayan Rabia hakkında yakalama kararı çıkardı.

DEVLET DESTEKLİ AKDOĞAN ÇETESİ

Babası korucu, abisi ise uzman çavuş olan Ayşegül Akdoğan ve ailesi, kurdukları çete yapısını devlete organik biçimde bağlayan bir ağ olarak kullanıyor. Bu nedenle söz konusu çeteye yönelik yapılan suç duyuruları ve şikayetler karşılıksız kalıyor. Hakkari Emniyet Müdürlüğüne bağlı bazı polislerin de Ayşegül Akdoğan çetesi içerisinde bir konum sahibi olduklarına ilişkin iddialar da aktarılan bilgiler arasında yer alıyor. Buna ek olarak, çete lideri Ayşegül Akdoğan’ın ailesiyle birlikte devletten destek aldığına dair iddialar da mevcut.

Colemerg’te bir kafe işletmecisi olan Y.K., söz konusu çete tarafından fuhuşa sürüklenen ve görüntüleri yayılan kadınlardan birinin sonradan katledildiğini, bir diğerinin ise yapılan şantajlar sonucunda intihara sürüklendiği aktarıyor.

Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Akdoğan hakkında açtığı dava ise Hakkari 3. Asliye Mahkemesi’nde devam ediyor. Ancak dava kapsamındaki suçlama “basit yaralama” ve “özel hayata ilişkin görüntüleri ifşa etme” ile sınırlı tutuluyor. 25 kişiden oluşan bir çeteyle koordineli olarak yürütülen fuhuşa zorlama, uyuşturucuya alıştırma ve intihara sürükleme gibi ağır iddiaların, “basit yaralama” şeklinde ele alınması, devletin bu tabloya nasıl baktığını gözler önüne seriyor.

FUHUŞ: DEVLET-KORUCU-UZMAN ÇAVUŞ ÜÇGENİ

Colemerg ve Şirnex’teki (Şırnak) fuhuş çetesinin, devletle doğrudan organik bağları var. Korucu, uzman çavuş ve sivil isimlerden oluşan 70’i aşkın kişiden oluşan bir çetenin, en az üç yıl boyunca başta Colemerg merkez olmak üzere Çelê (Çukurca), Gever (Yüksekova) ve Şirnex’in Qileban (Uludere) ilçesinde kadınları şantaj yoluyla fuhşa zorladıkları belirtiliyor. Bu çeteden ayrılan ve kendisini uzman çavuş olarak tanıtan bir kişi ihbarda bulunarak 70’ten fazla kişiyi ifşa etmişti.

SÜLEYMAN SOYLU VE KÜRDİSTAN’IN KARANLIK AĞI

Eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun adı, Wan, Colemerg ve daha geniş anlamda Kuzey Kürdistan’daki çeşitli “karanlık ağlar” ile pok çok vesileyle kesişiyor. Bu kesişimler kamuoyuna yansıyan somut olgularla bir arada değerlendirildiğinde, ciddi bir siyasi fotoğraf ortaya çıkıyor.

Sadece Colemerg’te 33 ayrı çete türü organize suç örgütünün tespit edildiği, daha önce basına yansımıştı. Colemerg gibi küçük bir kentte 33 farklı organize suç örgütünün bulunması ve Soylu’nun bakanlık yaptığı süreçte neredeyse her hafta kente gelmesi, devletin bu örgütlerle kurduğu bağın en somut fotoğrafıydı.

SOYLU’NUN ULUSLARARASI UYUŞTURUCU AĞI

Ayrıca Soylu’nun kontrol ettiği uyuşturucu trafiğinin Avrupa’ya kadar uzandığı da bugüne kadar defalarca yazılıp çizildi. Avrupa’nın en çok aranan suç listesindeki uyuşturucu baronu Joseph Johannes Leijdekkers (Bello Joe), Soylu’nun uyuşturucu trafiğine takılan isimlerden biri olarak gerek Türkiye gerek Avrupa ve Hollanda basınına yansımıştı.

Hollanda’da yapılan bir güvenlik toplantısında, dönemin Adalet Bakanı Dilan Yeşilgöz, Hollanda Kralı’nı tehdit eden bu uyuşturucu baronunun Türkiye’de olduğunu düşündüklerini Soylu’ya bildirmiş ve yardım istediğini söylemişti. Ancak Soylu’nun herhangi bir işlem yapmadığını, görevi bıraktıktan sonra ise “Bello Joe” ile ilgili operasyonların başladığını da eklemişti. Soylu görevde olduğu dönemde bu operasyonların yapılmaması “Bello Joe” ile olan ilişkisini ortaya koymuştu.

Wan ve Colemerg’teki kirli ağların, ulusal ve uluslararası suç organizasyonlarıyla doğrudan irtibatlı olduğu ileri sürülüyor. Devletin bu irtibatı görme ama görmezden gelme tercihi ise, bu kentlerdeki suç organizasyonlarının neden bu kadar kalıcı ve güvenli biçimde faaliyetlerini sürdürebildiğini açıklıyor.

WAN VE COLEMERG’TE DİRENİŞİN ZEMİNİ

Wan ve Colemerg, Kürt Özgürlük Hareketi’ne yüzlerce gerilla katılımı ve sürekli bir halk desteği sağlayan en yurtsever ve en direnişçi kentler olarak bilinir. Tam da bu nedenle, devlet politikalarının bu kentlerde yoğunlaşması özel savaş maksatlıdır. Uyuşturucu karanlığı, fuhuş ağları ve ajanlaştırma faaliyetleri, özel savaş politikasının ürünüdür.

Wan ve Colemerg halkının bu karanlık tablodan çıkışı, kendi örgütlülüğünü sürdürmesi ve siyasi hareketle daha güçlü, daha kapsayıcı bir temas içerisinde olmasıyla mümkündür.

Source: ANF News

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

mt-sample-background

© 2024 Egerin. All rights reserved.

Scroll to Top

Subscribe to receive News in Email

* indicates required

Intuit Mailchimp