Mazlum Dinç: Sürecin hızlandırılması ve Sayın Öcalan’ın özgürlüğünün sağlanması gerekiyor

mazlum-dinc:-surecin-hizlandirilmasi-ve-sayin-ocalan’in-ozgurlugunun-saglanmasi-gerekiyor

Önder Apo, 27 yıldır ağır tecrit koşulları altında rehin tutulduğu İmralı Cezaevi’nde, Kürt sorununun demokratik yollarla çözülmesi için her kritik dönemde tarihi sorumluluklar üstleniyor. Her çağrısına milyonlar kulak veriyor ve her mesajı Ortadoğu’da barış umudunu yeşertiyor. Şubat 2025’te başlattığı “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” ile barışın ve birlikte yaşamanın mümkün olabileceğini bir kez daha gösterirken, Türk devleti Önder Apo’nun baş müzakereci statüsünü fiilen engelleyerek halkla doğrudan temas kurmasını engelliyor.

Önder Apo’nun 27 Şubat çağrısından bu yana tarihi adımlar atan Apocu Hareket Yönetimi de PKK’nin fesih kongresinin birinci yıldönümünde yaptığı, “Rêber Apo, Türkiye ile Kürt halkı arasında yüz yıllık gerilim ve çatışma döneminin bitirilerek demokratik entegrasyon temelinde Kürt sorununun çözüldüğü demokratik bir cumhuriyeti arzulamaktadır. Gerçek bir çözüm sürecine, Rêber Apo’nun yasal muhataplığının statüsünün belirlenmesiyle girilmiş olur” değerlendirmesinde bulunarak, yasal statü için derhal hukuki düzenlemelerin yapılması gerektiğini vurguladı.

Önder Apo’nun vasisi ve Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Mazlum Dinç’le Önder Apo’nun özgür çalışma koşullarını, “Umut hakkı” ilkesini ve Türkiye Meclisi’nin atması gereken adımları konuştuk.

Türkiye’de bir buçuk yılı aşkın süredir devam eden çözüm sürecine rağmen Önder Apo’nun resmi statüsü neden belirlenemiyor? Özgür çalışma koşullarının sağlanması ne anlama geliyor?

Sayın Abdullah Öcalan, Kürt sorununun çözümünde önemli bir aktör. Aslında baş müzakereci. Ancak devletin, Sayın Öcalan’ı baş müzakereci olarak kabul edip hem kendisiyle görüştüğünü hem de resmi statü açısından kendisine “ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü” olarak yaklaştığını görüyoruz.

Bugün, Kürt sorunun çözümünün merkezinde kritik bir rolü olan Sayın Öcalan’ın çalışmalarını yürütebileceği koşullar yok. Hatta bu koşulları bir kenara bırakalım; yasal olarak ifade ettikleri hükümlü statüsündeki haklarından bile faydalanamıyor. Haftalık aile ve avukat görüşü haklarına bir buçuk yıllık süre içerisinde sadece üç avukat ve altı aile görüşü sağlanabildi. Bunlar bile engelleniyor. Sadece ayda bire tekabül edecek şekilde DEM Parti İmralı Heyeti görüşmeleri yapılıyor. Bu da Sayın Öcalan’ın rolünü oynayabilmesi için yeterli değil.

Sayın Öcalan, 27 Şubat’ta önemli bir çağrı yaptı. Bu çağrının üzerine PKK kongresini toplayıp kararlar aldı. Kararların pratiğe geçirilmesi noktasında da sadece Sayın Öcalan’ın gücünün olduğu gerçeği ortaya çıktı. Dolasıyla Sayın Öcalan’ın rolünü oynayabilmesi için halkla direkt temas edebileceği, basın aracılığıyla halka ve siyasete hitap edebileceği koşulların yaratılması gerekiyor. Öte yandan, Kürt sorununun çözüme kavuşturulması noktasında birçok aktör var. Örneğin bu sorunun silahlı boyutu var. Sayın Öcalan’ın örgüt ile istediği şekilde temasa geçmesi ve ikna etmesi gerekiyor. Tüm bunların gerçekleşebilmesi için İmralı’ya sıkıştırılmış sınırlı görüşmeler değil, özgür olması gerekiyor. Önceki süreçlerde bu durum ‘sağlık, güvenlik ve özgürlük’ formülasyonuyla ifade edilmişti.

Çok önemli ve kritik bir süreç. Her gün çok ciddi gelişmeler yaşanıyor. Sadece içeride değil, dışarıda da bu süreci sabote etmek isteyen birçok güç var. Bunu zaman zaman Türkiye cephesinde de dile getirenler oluyor. Bunun önüne geçilmesi için bir an önce sürecin hızlandırılması ve baş müzakereci olan Sayın Öcalan’ın özgürlüğünün sağlanması gerekiyor.    

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Önder Apo’nun da yer aldığı “Gurban Grubu” dosyasını Haziran’da gündemine alması bekleniyor. Dosyanın durumu hakkında bilgi verebilir misiniz?

Uluslararası bir mahkeme olan Avrupa Konseyi’ne (AK) bağlı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), Sayın Öcalan hakkında 2014 yılında verdiği “Umut hakkı” kararı var. Karar şunu söylüyor: “Bir kişiyi ölünceye kadar cezaevinde tutamazsınız. Belli bir süreden sonra onun cezaevinde kalma koşullarını gözden geçirmeniz ve özgürlüğüne kavuşabileceğine dair umudunun olması gerekiyor.”

“Umut hakkı” kararının uygulanmasından sorumlu olan kurum, AK Bakanlar Komitesi’dir. Ancak bu Komite, siyasi bir organ. Söz konusu Sayın Öcalan olduğunda insan hakları ve demokrasi ilkelerini değil, daha çok siyasi pazarlıkları esas alan bir yaklaşım sergiliyor. Bu karar, Sayın Öcalan hakkında verilmiş ilk ihlal kararı değil. Daha önce de adil yargılanmadığına ilişkin verilmiş bir karar var ve Türkiye bu kararı da uygulamadı. AK ise buna karşı bir yaptırım uygulamadı.

Şu anda çok yoğun biçimde bazı bilinen isimler hakkında verilen AİHM kararlarının uygulanmamasının ilk gediği, Türkiye hukukunda Sayın Öcalan’a karşı açıldı. Burada tecrübe ettiler, bu istisna hal yaratıldı ve sonra genelleştirdiler. AK, şu anda da “Umut hakkı” kararının uygulanması sorumluluğunu yerine getirmiyor. İhlal kararı, 2014’te alındı ancak bu konuyu ilk defa 30 Kasım 2021’deki toplantısında gündemine taşıdı. Bu süre içerisinde de İmralı’da Sayın Öcalan’a çok katı bir tecrit uygulanıyordu. Belli ki siyasi pazarlıklar üzerinde bir uzlaşı vardı; tutum almama ve görmeme yaklaşımı sergilendi. 2021’deki toplantıda da gündemine aldığında etkili bir yaklaşım sergilemedi ve Türkiye’ye baskı yapmadı. Türkiye, çok ciddi bir maddeden ihlal almıştı. İşkenceyi yasaklayan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3’üncü maddesinin ihlali söz konusuydu.

2024’e gelindiğinde AK, konuyu bir kez daha gündemine aldı ve bir yıllık süre verdi. Eylül 2025’te de gündemine aldığında bu kez Türkiye’de başlayan sürece atıf yaptı. Özellikle bu süreç içerisinde Meclis’te kurulan komisyona işaret ederek, komisyonun da “Umut hakkı” ile ilgili düzenleme yapması beklentisini belirtti ve Haziran 2026’ya kadar gelişmeler hakkında bilgilendirilme yapılması yönünde bir bildiri yayınladı.

AK’de kararın uygulanması noktasına ciddi bir gündem oluşturma ve baskı uygulama pratiği de söz konusu değil. AK’nin bu kararı önemsemesi gerekiyor çünkü bu karar kişiyle ilgili bir karar değil, yani doğrudan Türkiye’de demokrasi ve insan haklarıyla bağlantılı. Nihayetinde Kürt sorunun çözümü; Türkiye’de var olan hak ihlallerinin ortadan kaldırılması, demokrasinin sağlanması ve bölgede barışın gelişmesi anlamına gelmektedir.

Haziran’da süre dolmasına rağmen, takip ettiğimiz kadarıyla hazirandaki toplantıda bu kararın şimdiye kadar gündeme alınmadığını görüyoruz. Bu ciddi bir yaklaşım değil. AK’den beklentimiz, bu karar üzerinde durmaları ve Türkiye’ye bu kararı uygulaması için baskı yapmaları. Hatta prosedür başlatmaları gerektiğine inanıyoruz.

“Umut Hakkı”, uluslararası sözleşme ve mahkemelerle tanımlanan bir insan hakkı olması itibarıyla süreçten bağımsız da ele alınabilir. Meclis, “Umut Hakkı” konusunda neler yapabilir?

Türkiye, 12 yılı aşkın süredir AİHM kararını yerine getirmiş değil. Mevcut süreçte komisyon raporu çıktı ama raporun belirttiği yasal düzenlemeler sürekli öteleniyor, geciktiriliyor. Haziran ayına yaklaşmamıza rağmen Türkiye’nin bu konuda adım atacağına dair bir işaret yok. Bilgilendirme yapsa bile içeriği açısından çok doğru bir bilgilendirme yapacağına inanmıyoruz. Yani genel tedbirlerin uygulanması ve bunun için de yasaların değişmesi gerekiyor. Bu, özel tedbirlerle ortadan kaldırılabilecek bir hak ihlali değil; Meclis’in toplanıp infaz düzenlemeleri yapması gerekiyor.

Karar, Türkiye için bağlayıcıdır. Çünkü Türkiye, AK’ye üye bir ülkedir ve tüm sözleşmelere imza atmıştır. Ayrıca Türkiye Anayasası’nın 90’ıncı maddesinde, “Usulüne uygun yürürlüğe girmiş uluslararası sözleşmeler, yasalarla çelişmesi durumunda uluslararası sözleşmeler yasaların üzerindedir” hükmü bulunuyor.

Burada başka bir noktaya daha dikkat çekmemiz gerekiyor. Türkiye’de “ağırlaştırılmış müebbet cezasının ölünceye kadar infaz edilmesi” kişiye göre düzenlendi. Sayın Öcalan, uluslararası komployla Türkiye’ye getirilmeyinceye kadar böyle bir uygulama yoktu. 1980 darbesinde idam cezası verilenler bile 20 yıldan sonra özgürlüklerine kavuştu. Dolayısıyla mevcut düzenleme Sayın Öcalan için getirildi; direkt hukuka aykırı bir şekilde uygulanarak yürürlüğe konuldu. Bu hukuksuzluğa son verilmeli ve Türkiye hukukunun da gereği yerine getirilmelidir.  

Ne yazık ki Meclis şu ana kadar bu ciddiyetle yaklaşmıyor. Bölgede savaş tehdidinin söz konusu olduğu, Kürt sorunun çözümsüzlüğünün çok ağır kayıplara yol açabileceğinin dile getirildiği bir süreçte, buna denk gelecek bir ciddiyet yok. Bu kabul edilebilir bir durum değil. Tüm siyasi partilerin bir an önce “Umut hakkı” ilkesini gündemine alması ve gerekli yasal düzenlenmelerin yapılması gerekir.

Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünün sağlanmasının talep edildiği bu süreçte sık sık İmralı’da kendisine özel konut yapıldığı tartışmaları gündeme getiriliyor ve sorun mekan sorunuymuş gibi lanse ediliyor. Bu tartışmalara açıklık getirebilir misiniz?

Sayın Öcalan, mevcut süreç başladığında kaldığı oda hangisi ise şu anda da aynı yerde kalıyor. Yani bir farklılık söz konusu değil. Tabii mesele sadece mekan meselesi de değil. Dediğimiz gibi, bu kadar ciddi bir sorunun çözümünde baş müzakereci olan Sayın Öcalan’ın koşullarının sadece kalacağı yere indirgenmesi doğru değil. Esas olan, Sayın Öcalan’ın rolünü oynayabileceği koşulların yaratılması.

Daha önce Sayın Öcalan, “Boş bir havuzda yüzmem isteniyor” demişti. Şu anki süreç için de “Davul benim boynumda ama tokmak başkalarının elinde, bu yaklaşım doğru değil” diyor. Gerçekten de öyle. Şu anda sürecin merkezinde yerinde yer alan, bu kadar sorumluluk üstlenen, çağrı yapan ve bu çağrıların gereği yerine getirilen bir baş müzakereci var. Fakat buna rağmen özgür koşularının sağlanması konusunda adım atmamakta ısrar ediliyor. Bu kabul edilebilir bir durum değil.

Hem toplumun hem siyasetin bu konuyu gündemine alması ve mevcut iktidara baskı uygulaması gerekir. Çünkü bu sürecin akamete uğratılmasının pratikte nelere yol açtığını maalesef 2015’teki süreçten sonra gördük. Herkesin bu sürecin kıymetini iyi bilmesi ve başarıya ulaşabilmesi için sesini yükseltmesi gerekir.

Peki, Önder Apo’nun yanındaki siyasi tutsakların koşulları nedir?

Herkes, tek kişilik ayrı hücrelerde tutuluyor. Süreçten önce hafta içi her gün birer saat bir araya gelebiliyorlardı. Süreç başladığından bu yana gün içinde biraz daha fazla bir araya gelebildiklerini biliyoruz.

Sizce Türkiye medyası ve siyaset camiası Önder Apo’nun üstlendiği misyon ve aldığı sorumluluğa karşı gereklerini yerine getiriyor mu?

Kürt sorununu, onların tabir ettiği gibi “güvenlik” veya “terör sorunu” olarak görme yaklaşımı çözüme hizmet etmiyor. Ortada yüz yıllık bir sorun var. Türkiye cephesinde, dilini hala değiştirmeyen bir yaklaşım görüyoruz.

Ancak kuşkusuz, yaklaşımı değiştiren çevreler de var. Özellikle, başta MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli olmak üzere yaklaşımını değiştirenler de var. Bahçeli, Sayın Öcalan’a “kurucu önderlik” diye hitap ediyor. Genel olarak iktidar medyasının, bunca gelişmeye rağmen dilini değiştirmemesi sorunlu bir yaklaşım. Bu da kabul edilebilir bir durum değil. Onlar da çözüm ve demokrasinin gelişmesini istiyorlarsa bu tarzlarını değiştirmeli.

Source: ANF News

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

mt-sample-background

© 2024 Egerin. All rights reserved.

Scroll to Top

Subscribe to receive News in Email

* indicates required

Intuit Mailchimp