Tarihçi Aydın: Çözüm süreci risk taşısa da tek yol diyalog

tarihci-aydin:-cozum-sureci-risk-tasisa-da-tek-yol-diyalog

Britanya Kürt Halk Meclisi tarafından Londra Kürt Toplum Merkezi’nde tarihçi-yazar Erdoğan Aydın ve yazar Aydın Çubukçu’nun katılımı ile “Kürtler ve Cumhuriyet” başlıklı panel düzenlendi. Londra Kürt Halk Meclisi Eşbaşkanı İshak Milani’nin moderatörlüğünde yapılan panele yoğun ilgi gösterildi.

Panel de ilk sözü alan tarihçi-yazar Erdoğan Aydın, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecini, Kürt sorununu ve yüz yıllık devlet politikalarını tarihsel belgeler üzerinden değerlendirdi. Konuşmasının başında Kürt sorununun yalnızca güvenlik ya da siyasi bir mesele olmadığını belirten Aydın, bunun aynı zamanda Türkiye’de gerçek bir cumhuriyetin kurulup kurulmamasıyla doğrudan bağlantılı olduğunu söyledi. “Türk milliyetçiliğine, Kürt’ün inkâr edildiği, diğer kimliklerin yok sayıldığı Türkçü hegemonya anlayışına karşı toplumsal bir dönüşüm gerekiyor” diyen Aydın, Kürtlerin yalnızca Türkiye’de değil İran, Irak ve Suriye’de de Araplar, Türkler ve Acemlerle tam anlamıyla eşit haklara sahip olması gerektiğini ifade etti.

“Kardeşlik” söyleminin tek başına yeterli olmadığını vurgulayan Aydın, gerçek kardeşliğin ancak eşitlik ve özgürlük temelinde mümkün olabileceğini, aksi halde bu kavramın içinin boşaltılmış olacağını söyledi.

KÜRTLERE VERİLEN EŞİTLİK SÖZÜ TUTULMADI

Aydın konuşmasının devamında Cumhuriyet’in kuruluş sürecine dikkat çekerek, 1920-1923 arasındaki yıllarında Kürtlere verilen sözlerin daha sonra inkâr edildiğini belirtti. Erzurum Kongresi ve Amasya Protokolleri’nden örnekler veren Aydın, o dönemde resmi belgelerde halkların eşitliği fikrinin açık biçimde yer aldığını söyledi.

Aydın, özellikle bugün “yasaklı” hale getirilmeye çalışılan Kürdistan kavramının, o dönemde resmi belgelerde ve siyasal tartışmalarda çok rahat biçimde kullanıldığını da hatırlattı. Mustafa Kemal’in Meclis’te yaptığı konuşmalardan örnek veren Aydın, “Burada yalnız Türkler yoktur; Kürtler, Çerkezler, Lazlar da vardır” sözlerini hatırlatarak, Milli Mücadele’nin çok kimlikli bir ortaklık üzerinden yürütüldüğünü ifade etti.

Konuşmasının önemli bölümünü Lozan sürecine ayıran Aydın, Kürtlerle yapılan tarihsel mutabakatın bu dönemde bozulduğunu hatırlattı. Lozan görüşmeleri sırasında Musul meselesi üzerinden İngilizlerle yapılan pazarlıklara dikkat çeken Aydın, “Türk egemen sınıfları başları sıkıştığında Kürtlere eşitlik sözü verdi ama İngilizlerle anlaşma sağlandıktan sonra bu sözlerden vazgeçildi” dedi. Türkiye’de yıllardır Lozan tartışmalarının “İslamcı-Kemalist” eksende yürütüldüğünü ancak Kürtlerin eşit ortaklık meselesinin bilinçli biçimde gündem dışı bırakıldığını söyleyen Aydın, “Çünkü bu konu konuşulursa Milli Mücadele’nin yalnızca Türklerin değil Kürtlerin de ortak mücadelesi olduğu gerçeği ortaya çıkıyor” ifadelerini kullandı.

CUMHURİYET GERÇEK ANLAMDA HİÇ KURULAMADI

Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra yaşanan dönüşüme dikkat çeken Aydın, Birinci Meclis ile İkinci Meclis arasında büyük fark bulunduğunu söyledi. Birinci Meclis’te Kürtlerin, Çerkezlerin, Lazların, Alevi temsilcilerinin ve sosyalistlerin yer aldığını belirten Aydın, bu yapının toplumun farklı kesimlerini temsil ettiğini ifade etti. Ancak Lozan sonrasında Meclis’in dağıtıldığını ve yerine tamamen Mustafa Kemal’in belirlediği isimlerden oluşan yeni bir Meclis kurulduğunu söyleyen Aydın, Nutuk’tan örnek vererek “Milletvekillerini bizzat ben belirledim” sözlerini hatırlattı. Aydın burada İkinci Meclis’i, “sadece yukarıdan gelen kararları onaylayan bir yapı” olarak tanımladı ve bu dönüşümün Cumhuriyet’in demokratik karakterinin ortadan kaldırılmasının başlangıcı olduğunu söyledi.

Şêx Seîd İsyanı’na da değinen Erdoğan Aydın, resmi tarihin olayı yalnızca “irticai ayaklanma” olarak anlattığını ancak devlet belgelerinde bile bunun bir Kürt milli ayaklanması olarak geçtiğini ifade etti. Azadî örgütünün laik ve seküler kadrolarının önceden tutuklandığını, geride yalnızca dini kimliği öne çıkan isimlerin bırakıldığını söyleyen Aydın, Şêx Seîd’in zamansız bir çatışmaya sürüklendiğini ifade etti. “Mahkeme kayıtlarında bile bu hareketin esas olarak Kürt milli hareketi olduğu yazılıdır ama yıllarca halka yalnızca şeriatçı isyan olarak anlatıldı” diyen Aydın, ardından çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanunu ile yalnızca Kürtlerin değil bütün muhalefetin susturulduğunu söyledi. 

Şark Islahat Planı, İskân Kanunu ve Dersim politikalarına değinen Aydın, Cumhuriyet’in ilk döneminde Kürt nüfusunu dağıtmaya, Kürtçeyi yasaklamaya ve bölgeyi Türkleştirmeye yönelik kapsamlı projeler uygulandığına dikkat çekti. “On binlerce insan sürgün edildi, her biri ayrı köylere dağıtıldı, insanlar kendi ana dilleriyle mahkemede bile konuşamaz hale getirildi” diyen Aydın, devletin kalkınma yerine asimilasyon politikalarına bütçe ayırdığını savundu. Aydın Cumhuriyet’in yalnızca Kürtlere değil Alevilere, sosyalistlere, Hristiyanlara ve farklı toplumsal kesimlere yönelik de dışlayıcı bir politika izlediğini, bu nedenle Türkiye’de gerçek anlamda demokratik bir cumhuriyetin hiçbir zaman kurulamadığını ifade etti.

BARIŞIN TOPLUMSALLAŞMASI GEÇMİŞLE YÜZLEŞMEKTEN GEÇER

Konuşmasını tamamlayan Erdoğan Aydın, dinleyicilerin sorularını yanıtladı. 

Erdoğan Aydın, çözüm süreci konusundaki düşüncelerini de belirterek, iktidarın çözüm sürecini kendi siyasal geleceği üzerinden değerlendirdiğini, Kürt hareketinin ise meseleyi demokratikleşme ekseninde ele aldığını söyledi.

Güncel konulara da değinen Aydın, Türkiye’nin ikinci yüzyılında demokratik bir cumhuriyet fikrinin yeniden kurulması gerektiğini söyledi. “Yüz yıldır aynı yöntemler tekrarlandı; baskı, inkâr ve hak ihlalleri Türkiye’yi özgürleştirmedi” diyen Aydın, Kürt sorununun çözümünün aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleşmesi anlamına geldiğini belirtti. “Gerçek bir cumhuriyet halkların eşitliğiyle olur. Eğer halkların hakları inkâr ediliyorsa orada cumhuriyet yalnızca bir maskedir” ifadelerini kullanan Aydın, barışın toplumsallaşmasının ancak geçmişle yüzleşmekten geçtiğini söyledi. 

Aydın, Türkiye’nin mevcut haliyle devam edemeyeceğini belirterek “Türkiye devleti değişmek zorunda” dedi. Kürt hareketinin bölgesel ve küresel çapta önemli bir mevzi kazanmaya çalıştığını söyleyen Aydın, buna karşılık iktidarın meseleye yaklaşımını eleştirdi. “AKP diyor ki tamam ben çözeceğim ama ben iktidarda kalmak zorundayım. Hele bana söz verin, bana oy verecek misiniz? Ama Kürt hareketi de diyor ki yok, ben demokratik bir Türkiye istiyorum, demokratik bir Türkiye getir, onu oturup birlikte düşünelim” ifadelerini kullandı. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaklaşımına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Aydın, “Tayyip Erdoğan ise önce Kürt halkı bana yedeklensin, ondan sonra bakarız demeye getiriyor” dedi. Sürecin ciddi riskler taşıdığını belirten Aydın, “Doğrusu benim de kafamda soru işaretleri var. Bu yolun dışında başka bir yol yok ama Türkiye’yi yöneten akıl henüz daha sorunu gerçek anlamda çözmek konusunda netleşmiş değil” diye konuştu. Devletin bir yandan çözmek zorunda olduğunu, diğer yandan ise geçmişte olduğu gibi Kürtleri yeniden kandırma düşüncesinin sürdüğünü ifade eden Aydın, “Farklı tarihlerde biz Kürtleri kandırmıştık, şimdi de acaba kandırabilir miyiz diyen bir yol yöntem izliyorlar” sözlerini kullandı. 

DEMOKRATİK KESİMLER ROL ALMALI 

Konuşmasının devamında sürecin hem ilerleme hem de tıkanma ihtimalleri taşıdığını belirten Aydın, buna rağmen diyalog dışında başka bir yol olmadığını söyledi. “Ciddi bir ilerleme ve çözüm de üretilebilir, arada tıkanmalar da yaşanabilir ama bu izlenmekte olan yolun dışında da bir yol yok. Başka yolu olanlar buyursunlar ama başka da bir yol yok” diyen Aydın, özellikle Türkiye’deki demokratik kesimlerin daha fazla sorumluluk alması gerektiğini ifade etti. Kürtlerin, demokratların ve sosyalistlerin Türkiye’nin batısındaki toplumsal kesimleri daha fazla ikna etmesi gerektiğini söyleyen Aydın, “Trabzonluya, Edremitliye, Muğlalıya şunu anlatmak zorundayız; bu sorunu çözmezsek sen de sürekli laiklikten, sınıfsal haklardan, başka şeylerden dolayı ezileceksin” dedi. Aydın, Kürt sorununun yalnızca Kürtlerin değil, Türkiye’deki bütün toplumsal kesimlerin demokrasi ve özgürlük meselesi olduğunu söyledi.

TÜRK HALKINDA ŞOVENİZM HALA GÜÇLÜ

Türkiye’de milliyetçi siyasetin halen güçlü olduğunu ifade eden Aydın, “Anahtar Parti, Zafer Partisi, İYİ Parti ciddi ciddi yüzde beşlerin üzerinde oy alıyor. Demek ki Türk halkının içinde hâlâ güçlü bir şovenizm var” dedi. Bunun aynı zamanda demokratların ve sosyalistlerin toplumu dönüştürme konusunda yeterince başarılı olamadığını gösterdiğini belirten Aydın, “Türkiye’nin sosyalistleri, demokratları Türk halkını ikna etme becerisi gösteremiyorlar. Aynı zamanda Kürt hareketi de henüz Türk halkını ikna etmek konusunda yeterli başarı elde etmiş değil. Buna rağmen mücadele etmeye devam edilmesi gerekir. “O halde uğraşmak lazım. Dediğim gibi başka bir yol yok” diye konuştu.

Konuşmasının sonunda “ortak vatan”, “demokrasi”, “cumhuriyet”, “konfederalizm” ve “müzakere” başlıklarına değinen Aydın, mevcut sürecin bütün eksiklerine rağmen bugün için “en uygulanabilir yol” olduğunu söyledi. “Bana öyle geliyor ki ortak vatan, demokrasi, cumhuriyet, konfederalizm tezi ve müzakere şu andaki en uygulanabilir biricik tez” diyen Aydın, bu doğrultuda mücadele etmeye devam edilmesi gerektiğini ifade etti.

KÜRT SORUNU ULUSLARARASIDIR

Erdoğan Aydın’ın ardından yazar Aydın Çubukçu söz aldı. Çubukçu, Kürt meselesinin yalnızca Türkiye Cumhuriyeti’nin iç sorunu olmadığını belirterek, “Genel olarak baktığımız zaman aslında yalnızca Türkiye Cumhuriyeti’nin meselesi değil bu sorun. Bölgenin özellikle petrol zenginlikleri göz önünde tutulduğunda uluslararası bir karakteri vardır ve başta İngilizler, biraz da Fransızlar sonra bugün de Amerika’nın başında ilgi odaklarından birisi Kürtlerdir” dedi. Kürt halkının çok önemli bir jeostratejik bölgede yaşadığını ifade eden Çubukçu, “Bu halkın bir kaderi, çok önemli bir jeostratejik bölgede yaşıyorlar ama bu jeostratejik önemin farkına biraz ulus olarak geç vardılar” diye konuştu.

Cumhuriyet dönemi boyunca Kürt halkının örgütlenme ve direniş gücünün kendisini gösterdiğini söyleyen Çubukçu, “Cumhuriyet döneminde Kürt sorununun çözümü bakımından Kürt halkının örgütlenme ve direniş gücü yeterince kendisini göstermiştir. Günümüze kadar bu gösterilebilmiştir” ifadelerini kullandı. Özellikle bugün Rojava’da ortaya çıkan yapının Kürt sorununun ele alınış biçimini değiştirdiğini belirten Çubukçu, “Günümüzde şu anda özellikle Rojava bölgesinde elde edilmiş olan özgür bölge, geniş bölge bir dayanak noktasıdır ve bütünüyle Kürt sorununun hem Cumhuriyet bakımından hem Amerika bakımından ele alınışını değiştirmiştir. Basit bir mesele olmaktan çıkartmıştır.”

Gelinen süreçte İmralı’daki görüşlerin dikkate alınmasının nedeninin de bu olduğunu belirten Çubukçu, “Gelinen çözüm süreci aşamasında İmralı’nın görüşlerinin bu kadar dikkate alınıyor olmasının sebebi de budur” dedi. Geçmişte Önder Apo hakkında kullanılan söylemleri hatırlatan Çubukçu, “Dün ‘asalım mı besleyelim mi’ diye tartıştıkları insan, barışılmadan dövüşülemeyecek insan haline gelmiştir” ifadelerini kullandı. Bunun yalnızca Önder Apo’nun kişisel özelliklerinden kaynaklanmadığını vurgulayan Çubukçu, “Ama bunu sağlayan şey, bu halkın örgütlenme ve mücadele düzeyinin bu hale gelmiş olmasıdır. Tek başına Abdullah Öcalan’ın taşıdığı özellikler, onun düşünceleri yahut kişisel ağırlığı değil. Halkın bütün bölgede etkili bir güç haline gelmiş olması onları bu noktaya getirmiştir” diye konuştu.

Source: ANF News

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

mt-sample-background

© 2024 Egerin. All rights reserved.

Scroll to Top

Subscribe to receive News in Email

* indicates required

Intuit Mailchimp