Önder Apo’nun 27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nın üzerinden bir yılı aşkın süre geçmesine rağmen devlet ve iktidar kanadından sürece ilişkin somut bir adım atılmadı. Önder Apo’nun statüsünün tanınması ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi yönündeki çağrılar sürerken, iktidarın konuya dair sessizliğini koruması ise tartışmaları derinleştiriyor.
Konuya ilişkin yazar Mehmet Karakuş ANF’ye değerlendirmede bulundu.
‘ÖNDER APO’NUN STATÜSÜ BELİRLENMEDEN SÜREÇ İLERLEMEZ’
Karakuş, devletin Önder Apo’yu fiili olarak “baş müzakereci” olarak kabul ettiğini, ancak bunun yasal zemine oturtulmadığını belirterek şunları söyledi: “Sürecin ilerlemesi açısından öncelikle Önder Apo’nun statüsünün belirlenmesi gerekiyor. Eğer baş müzakereci olarak kabul ediliyorsa, bunun yalnızca fiili değil, hukuki bir zemine kavuşması gerekir. Buna ilişkin özgürlük yasalarının çıkarılması gerekiyor. Önder Apo hareketiyle, basınla, sivil toplum kuruluşları ve toplumun farklı kesimleriyle rahat bir şekilde görüşmesi gerekmektedir. İmralı’da bir siyasi tutsak gibi değil, müzakere yürüten bir aktör olarak özgür biçimde hareket edebilmesi gerekir.
Bu olmadığı sürece süreç ilerlemez. Sürekli aynı şeylerin konuşulması halkta güvensizliği daha da büyütür. Önder Apo’nun statüsünün kabul edilmesi Kürt halkının statüsünün kabulü anlamına gelmektedir. Bu, Kürt toplumunun statü kazanması açısından önemli bir eşik olur.”
‘TÜRK DEVLETİNİN BİR PROGRAMI VE HAZIRLIĞI YOK’
Devletin süreci gönüllü şekilde başlatmadığını, iktidarın esas olarak bölgesel gelişmeler nedeniyle harekete geçtiğini söyleyen Karakuş, şöyle konuştu: “Devlet, hegemonik güçlerin bölgeyi yeniden dizayn ettiğini görünce, Hareket’in farklı güçlerle ilişki geliştirmesini engellemek için sürece yöneldi. Ancak ortada bir program ya da hazırlık yok. Sorunu çözme konusunda halen net bir karar verilmiş değil. İktidar, bölgedeki savaş ve çatışmaların sonucunu bekliyor. Özelikle İran, İsrail ve ABD arasındaki gerilimin nasıl sonuçlanacağını izliyor.
Devlet geçmiş deneyimlerinden hareket ediyor. Bölgesel koşulların kendisine yeni imkanlar sağlayıp sağlamayacağını görmek istiyor. Bu nedenle zamana oynuyor.”
‘YASAL GÜVENCE OLMADAN GÜVEN OLUŞMAZ’
Sürecin ilerlemesi için hukuki güvence gerektiğini vurgulayan Karakuş, devletin şimdiye kadar ‘dağdan inin, siyaset yapın’ çağrıları yaptığını ancak bunun hiçbir yasal garantisinin bulunmadığını ifade etti.
Karakuş, “Yarın ne olacağı belli değil. Eğer devlet yasal adım atarsa ve bunu Önder Apo’nun statüsüyle bağlantılı biçimde yaparsa, bu artık geri dönüşü olmayan bir sürece dönüşür. Çünkü süreç yasal zemine oturduğunda diğer adımların da peşi sıra gelmesi gerekir. Devlet bu nedenle süreci bilinçli şekilde ağırdan alıyor. Devlet masayı dağıttığında karşı tarafın meşru savunma hakkı daha güçlü şekilde ortaya çıkar. Kürt güçlerinin hem iç hem de uluslararası kamuoyu nezdindeki meşruiyeti güçlenir. Bu nedenle süreç özellikle tıkanıyor” diye konuştu.
‘SÜRECİ TIKAYAN ESAS GÜÇ AKP VE ERDOĞAN’DIR’
Devleti tek parça olarak değerlendirmemek gerektiğine işaret eden Karakuş, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin süreç konusunda daha istekli bir görüntü verdiğini ifade ederek şöyle devam etti: “Bahçeli’nin de net bir programı yok; ancak en azından sürecin ilerlemesi ve statü konusunda bazı adımların atılmasına daha yakın duruyor. Süreci esas tıkayan güç ise AKP ve Erdoğan’dır. Erdoğan ve AKP, süreci kendi siyasal geleceği açısından değerlendiriyor. AKP bu süreci kendi bekası için kullanmak istiyor. Yeniden iktidar olmak ve Erdoğan’ın yeniden Cumhurbaşkanı seçilmesi için bu süreci değerlendirmek istiyor.”
‘DEMOKRATİK ÖRGÜTLENME DEVLETİ ZORLAYACAKTIR’
Demokratik siyasetin güçlenmesi halinde devletin geri adım atmak zorunda kalacağını belirten Karakuş, şunları kaydetti: “Toplum demokratik şekilde örgütlendiğinde, komünler ve kooperatifler temelinde bir örgütlülük geliştiğinde devlet bunu dikkate almak zorunda kalacaktır. Özelikle
Rojava’daki gelişmeler devlet açısından önemli bir kırılma yarattı. Dört parça Kürdistan’da toplumun iradesi açığa çıktı. Devlet bundan ciddi şekilde çekiniyor. Özellikle HTŞ üzerinden Rojava’daki statüyü geriletmeye çalışıyor. Rojava’daki fiili durumun resmi statüye dönüşmesi, Türkiye’de sürdürülen inkar ve imha politikalarını zorlayacaktır. Özelikle İran ve Rojhilat’taki gelişmeler de bölgesel dengeleri değiştirdi. Bunu görmek mümkündür.”
‘DÜNYA ESKİ DÜNYA DEĞİL’
Bölgesel ve küresel dengelerin değiştiğine, klasik ulus devlet anlayışının eskisi gibi sürdürülemeyeceğine dikkat çeken Mehmet Karakuş, “Bugünün dünyası ne 1900’lerin ne de 2000’lerin başındaki dünyadır. Dünya yeniden dizayn edilirken eski yöntemlerle hareket etmek mümkün değildir. Eninde sonunda bölgedeki güçler yeni gerçekliklere göre hareket etmek zorunda kalacaktır” diye vurguladı.
Source: ANF News