Mezopotamya İslami Araştırmalar Federasyonu’nun (MİA-FED) “Demokratik İslam: İnançta samimiyet, toplumda özgürlük” şiarıyla düzenlediği Demokratik İslam Kongresi 3’üncü Büyük Konferansı başladı. Amed Büyükşehir Belediyesi Ali Emiri Konferans Salonu’nda yapılan buluşmaya, çok sayıda siyasi parti ile sivil toplum örgütü temsilcisi katıldı.
Konferans saygı duruşunun ardından Kur’an okunmasıyla başladı. Ardından sinevizyon gösterimi yapıldı.
MİA-FED Eşbaşkanı Perva İnal, “Bunlardan biri eksik olunca, toplumda karışıklık oluyor. Bu üç kavram bir biriyle bağlantılı. Din insanların yaşamını anlam katıyor. İnsan niye yaşıyor? Yaşamında doğru ne, yanlış ne? Bunları cevabını bize din veriyor. Bir diğeri adalet. Birçok ayette Allah adaleti emrediyor. Diğeri özgürlük. Yine surelere baktığımızda, özgürlükten bahsediyor. Konferansımızla amacımız İslam’ın cevherini göstermek. İslam’ın cevheri zaten adalet, birlik, barış, özgürlükle yaratılıyor. İslam adı altında yapılan kirli işleri gösterelim, bu konferansta iyi şeyler ortaya çıkaralım istiyoruz.
Kadınlara yaşamı dar ediyorlar. İslam’ı kadınların iradesini kırmak için kullanıyorlar. İnancım o dur ki; her birimiz bu konferanstan bir mesaj alsın ve bir başkasına iletsin, kelebek etkisi yaratsın” dedi.
MİA-FED Eşbaşkanı Abdullah Sağır da, konferansın amacına dair konuştu. Ardından 2 gün sürecek konferansta konuşulacak başlıkları sıralayan Sağır, katılımcılara teşekkür etti.
DİK eski üyesi Hüda Kaya ise şunları belirtti: “Barış sadece siyasal anlaşmalarla sağlanmaz. Gerçek barış insanın kendi öfkesini dönüştürmesiyle, vicdanını diri tutmasıyla başlar. Kendi içinde barış devrimini kuramayan, başkasıyla barışamaz. Kendi içinde merhamet üretmeyen, dünyaya merhamet taşıyamaz
İnsanlık bugün büyük bir kriz yaşıyor. Bu kriz sadece devletlerin krizi değildir. Bu krizler insanların kendi içindeki parçalanmalardır. Çözüm öncelikle kişinin kendisiyle barışmasıdır. İnsan kendini keşfetmelidir, kendi iç devrimini gerçekleştirmelidir.
Bir toplumun ahlaki düzeyini anlamak için o toplumun kadına nasıl baktığına bakmanız yeterlidir. İnsan ilk merhameti kadından, anneden öğrenir. Kadını bastıran bir toplum aslında kendi vicdanını bastırıyor.
Barış süreçlerinde, hakikat arayışlarında kadın asli kurucu güçtür. Kadın hayatın anlamını taşır. Kadın barışın misafiri değildir, barışın sahibidir. Kadın hayatın tarafıdır, insanlığın yaralı hafızasını onaran en güçlü vicdandır ve barış ancak bu vicdan duyulduğunda gerçek anlamda mümkün olacaktır.”
‘EN BÜYÜK CİHAT KENDİ KENDİYLE SAVAŞTIR’
İmralı’da tutulan Çetin Arkaş ise, “Dili, kültürü, adı ve varlığı kendi öz vatanında yasaklı hale getirilmiş mazlum bir halkın evladıyım. Her millet kendi kökü üzerinde değerlidir. Allah’ın yarattığını yok saymak şirk değil midir? Zulme sessiz kalmak, buna davetiye çıkarmak demektir. Ahlak toplumun özüdür. Ahlakın sökülüp içinden çıkarıldığı toplum; sadece kalabalıktır, asla toplum değildir. Topluma sorumluluk katan ahlakın kendisidir. En güzel insan ahlakı, davranışlarıyla yansıtan kişidir. En büyük cihat kendi kendiyle savaştır, en büyük cihadist insan olmaktır.
Hz. Muhammed yaşasaydı bugünü nasıl ele alırdı, ne yapardı diye düşüneceğiz, tartışacağız. Bizzat kendi yaşamı bu soruya yanıt vermektedir. Ortadoğu’da yaşanan sorunlara karşı bu coğrafyanın öz dinamiklerinin söyleyeceği sözler olmalıdır. Bu coğrafya artık kendi göbek bağını kendisi kesmelidir.
Rahmetli annemi anarak bitirmek isterim. Cezaevinin 3’üncü yılında kaybettim, 31 yıl sonra mezarını ziyaret ettim. İyi bir Müslümandı, namazını orucunu eksik etmezdi. Ama salt bu nedenle iyi bir Müslümandı demiyorum. Saftı, temizdi, bir yanı çocuk gibiydi. Toplumsal değerlere bağlıydı. Allahtan sadece korkmazdı, severdi aynı zamda. Bir çoğumuzun annesi gibi. Toplumsallığını yitirmemiş her anne dili, dini mezhebi ne olursa olsun hep aynı tarafta yer almıştır. Onların yaşadığı toplumsal değerleri devam ettirmek hepimizin temel görevi ve sorumluluğu olsun” dedi
Amed Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Doğan Hatun, İslam adı altında yaşatılan zulümleri hatırlatarak “Umutluyuz; cesaretimizi birleştirirsek adaletli bir yaşamı Ortadoğu’da sağlayabiliriz. Hz. Muhammed nasıl zulme karşı çıktı, bizde ümmeti ve ulusu olarak Ortadoğu’da önderimizin fikriyle yeni, komünal bir ortamı bütün halklar için yaratabiliriz” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkan Yardımcısı Mahfuz Güleryüz ise, şu hususlara dikkat çekti: “Sayın Öcalan ‘Demokratik İslam’ diyor. Sayın Öcalan 90’ın başlarında ‘Dine devrimci yaklaşım’ dedi. Toplum için yeni bir söylem geliştirdi. O günden bugüne bu Kürt halkı özgürlük mücadelesine katıldı. Melalarımıza, Seydalarımıza etki etti. Sayın Öcalan niye ‘Demokratik İslam’ dedi? Demokratik Cumhuriyet’in esin kaynağı Medine Sözleşmesi’dir dersek abartılı yaklaşmış olmayız. Bugün bu toplumun üzerine çok büyük sorumluluklar düşüyor. Şimdi her taraftan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fikir, düşünce ve felsefesine saldırıyorlar. Bu saldırılar silahlı saldırılardan daha ağır. Bin 400 yıldır İslam halkı özgürlüğünü arıyor. Biz Kürt halkı da 200 yıldır özgürlüğümüzü arıyoruz.
Din, İslam adına iktidarı ele geçirenler ülkeyi ne hale getirdi, hep birlikte gördük. Türkiye’de zulüm, baskı her zaman vardı. Ama Erdoğan hükümeti ve dindarların eliyle Kürtlerin, toplumun başına gelen baskı, zulüm hiçbir zaman yoktu. Bu rejim İslam dinine çok zarar verdi. Yeniden sahabe gibi anlatmanın zamanıdır. Hüseyin’in direnişiyle anlatmanın zamanıdır. Yeniden okumalıyız ve bu toplumun bütün hücrelerine nüfus ederek, bu barış sürecini birlikte başarıya götürmek zorundayız. Bu toplum bu sorumluluk altında. Saldırı var, kirlilik var, verdiğimiz bedellere karşı dil uzatılıyor. Toplum sorumluluk almalı ve sokak sokak, kapı kapı gezi bu felsefeyi topluma yeniden anlatmalı. Ki bu zulmün altından kalkalım.”
Konferans oturumlarla sürüyor.
Source: ANF News