‘Siyasi sebeplerle tutuklanan çocukların çocuk olmaları görmezden geliniyor’

‘siyasi-sebeplerle-tutuklanan-cocuklarin-cocuk-olmalari-gormezden-geliniyor’

Çocuk cezaevleri çok tartışılmasa da en çok hak ihlalinin yaşandığı cezaevleri arasında ilk sırada geçiyor. TÜİK verilerine göre Haziran 2026 tarihi itibarıyla 12-18 yaş arası gençlerin 4 bin 673’ü adli suçlardan cezaevlerinde bulunuyor.

Türkiye’de son dönemde çocukların suça yönelik ilgileri giderek artıyor. Çocuk cezaevlerinde kalan çocukların sayısı ise giderek artıyor. Haziran 2026 verilerine göre 12-18 yaş arası 4 bin 673 çocuk çeşitli suçlamalarla cezaevlerinde tutuluyor.

Çocuk cezaevlerinde, akran zorbalığı, cinsel taciz, tecavüz, baskı gibi tutuklular arasında yaşanan hak ihlallerinin yanı sıra gardiyanlar ve cezaevi idaresi tarafından da çocuklara yönelik baskılar oluyor. Çocuk cezaevlerinin bir diğer dikkat çekici yanı ise siyasi sebeplerle tutuklanan çocuklara yönelik oluyor. Siyasi koğuşların bulunmadığı cezaevlerinde, siyasi sebeplerle tutuklanan çocuklar adli tutuklularla aynı koğuşlarda kalmaya zorlanıyor. Bunu kabul etmeyenler tek kişilik hücrelerde bekletiliyor. Birçok hakkı ise engelleniyor.

‘SİYASİ SEBEPLERDEN TUTUKLANDIYSANIZ SİZİ İZOLE EDİYORLAR’

3 defa tutuklanıp çocuk cezaevinde kalan A.T., cezaevlerinde gardiyanların ve cezaevi idaresinin ‘itirafçı’ olma baskısı ile tutsakları karşı karşıya bıraktığını ve pişmanlık belgesi imzalayanları koğuşlara aldıklarını, imzalamayanları ise tek kişilik hücrelerde tuttuklarını belirtti.

A.T. cezaevinde yaşadıklarına dair şunları anlattı, “Cezaevine daha doğrusu zindana ilk girdiğiniz anda bir çocuk mantığıyla bulunduğunuz ortamı, yaşanılanları kavrama noktasında zorluk yaşıyorsunuz. Politik bir çocuk tutsak olarak girdiğinizde ise bütünüyle diğer tutuklulardan izole biçimde alındığınız ilk yer bir siyasi tutsaksanız eğer “hücre” oluyor. Gardiyanların yaklaşımı ise siyasi sebeplerden ötürü giren çocuk sayısının nadir olmasından kaynaklı en başta bir merak duygusuyla yaklaşma durumu oluyor. “Ne yaptın”, “neden okumuyorsunuz da bu şekilde giriyorsunuz” tarzı sorular silsilesi başlıyor. Ardından ise bir biçimiyle tartışmaya çekilip sert cevaplar, ses yükseltmeler başlıyor. Elbette siyasi bir çocuk tutsak olarak size karşı geliştirilen tutum da daha farklı da oluyor.

‘ADLİ KOĞUŞA GÖTÜRMEK İÇİN DAYATMA YAPIYORLAR’

Bir örnek verecek olursak eğer bir siyasi çocuk tutsak olarak girdiğinizde size karşı geliştirilen bir politikanın ürünü politik tutsak olduğunuz hâlde gardiyanların ya da mevcut cezaevinin sizi bir adli koğuşa koyma dayatması oluyor. Cezaevine ilk girdiğimde bir hücreye alınmış, ertesi gün ise mevcut cezaevi heyetinin (başgardiyan, cezaevi müdürü, cezaevi psikoloğu vb. cezaevindeki öğretmen vs.) karşısına çıkarılmadan önce başgardiyanın odasına alınmış, başgardiyanın “örgüt avukat gönderirse kabul eder misin?” sorusuyla karşılaşmıştım. Şaşırtıcı gelmişti, şayet bir avukat görüşüme gelebiliyorsa yalnızca avukattır. Bunun ardından ise “heyetin karşısına çıkacaksın ve adli koğuşa geçmek istiyorum diye dilekçe vereceksin” dayatması başlayınca anlamıştım, aslında az önceki soru bir ayıklama yöntemiydi ve bu sizi daha tehlikeli yapıyordu. Adli koğuş dayatmasını kabul etmemenin neticesi ise sizi tecrit koşullarına itiyordu, yani bir hücreye. Hücre koşullarından biraz bahsedecek olursak belki 10 m2 bile sayılmayacak, camları kaynaklanmış yani açılmayan 25-30 kadar küçük noktalar hâlinde delinmiş sert plastikten oluşan camdan odaya hava girişinin olduğu, tuvaletin ve duş alınacak yerin odanın içerisinde olduğu ve bunun da kapısının olmadığı, normalde televizyon ya da semaver tarzı ihtiyaçların alınamadığı (var olan hücreler daha çok disiplin cezası veya özel denetlenen hücreler olduğundan bunların hücrelerde yasaklı olması), ekstra camların önüne çekilmiş tellerin bulunduğu, masa ve sandalyenin olmadığı yalnızca bir yataktan oluşan küçücük bir alan. Bunun yanı sıra havalandırmanın ise günde yalnızca 45 dakika ile 1 saat arası bir süre diliminde olması. Kısacası mevcut adli koğuş dayatmasını kabul etmeyen bir çocuk siyasi tutsak iseniz size kalan yalnızca tecrit ve izolasyon koşulları oluyor.”

‘ÇOCUK CEZAEVLERİNDE KOĞUŞ AĞALARI BULUNUYOR’

Çocuk cezaevlerinde koğuşların koğuş ağaları tarafından yönetildiğini ve bunların gardiyanlar tarafından kollandığını dile getiren A.T., bazen yan hücrelere gelen çocukların anlattıklarını dinlediklerini, koğuşlarda güçlü olanın güçsüz olanı her şekilde ezdiğini öğrendiğini belirterek şöyle devam etti, “Koğuşlarda ise genel olarak durum bir o kadar vahimdi. Çocuk cezaevlerinin koğuşlarının bir bütünü aslında tipik Türk dizilerindeki “zalim koğuş ağası” rolünü aratmayacak biçimdeydi. Genel olarak koğuşlardan yan hücrelere gelen çocuk tutuklularla denk geldiğimiz zaman daha çok güçlünün güçsüzü ezdiği, daha çok “koğuş mümessillerinin” kendi istek ve arzularına göre şekillenen ve sık sık kavgaların, eziyetlerin yaşandığı alanlar oluyordu. Genel olarak “güçlü” tutukluların, “güçsüz” tutukluların eşyalarını alma, onlara iş yaptırma ve eziyet çektirmeleriyle geçiyordu denilebilir.

Bu koğuşlardaki adli tutuklularla bir görüş ya da telefon esnasında denk geldiğimizde ise ya bilindiğinizden ya da “sen niye hücrede kalıyorsun” sorusuna verilen cevaptan kaynaklı farklı yaklaşımlarla karşılaşılabiliyordu. Kimisi ile “sen teröristsin seninle görüşeceğiz” tarzı bir tehditle karşılaşılabilirken, kimisine göre ise bir kendinden biriyle karşılaşma durumu gelişebiliyordu -ki bu durum daha sık gelişiyordu- bunun nedeni ise birçok çocuk tutsağın yurtsever ailelerin evlatlarından olmasından kaynaklıydı. Mevcut özel savaş politikaları çocuk cezaevlerinde daha net okunabiliyor aslında. Birçok çocuk tutuklunun ya bir yakını politik sebeplerden ötürü zindanda ya da özgürlük ve demokrasi mücadelesinin içerisinde olmasından kaynaklıydı.”

‘SİYASİ SEBEPLERLE TUTUKLANAN ÇOCUKLARA ÖLÇÜLÜLÜK İLKESİNE UYGUN DAVRANILMIYOR’

Çocukların suçlu olarak görüldüklerini ve ona göre hareket edildiğini belirten Özgürlükçü Hukukçular Derneği üyesi avukat Berivan Barın, siyasi sebeplerle tutuklanan çocuklarda ölçülülük ilkesine uyulmadığını dile getirerek sözlerine şöyle devam etti, “Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, Pekin Kuralları ve Havana Kuralları çocukların tutuklanmasını son çare olarak görüyor hatta bu metinler yalnızca tutuklamanın istisnai olmasını değil, mümkün olan her durumda alternatif tedbirlerin uygulanmasını öngörmektedir. Buna rağmen uygulamada çocukların cezaevine gönderilmesinin gerçekten son çare olup olmadığı ciddi şekilde tartışılır. Özellikle siyasi nedenlerle yargılanan çocuklar açısından baktığımızda, tutuklama tedbirinin çoğu zaman ölçülülük ilkesine uygun uygulanmadığını görüyoruz.

Çocuklar hakkında “suça sürüklenen çocuk” kavramı kullanılıyor ancak uygulamada çoğu zaman onlara suçlu muamelesi yapılıyor. Oysa çocuk adalet sisteminin temel mantığı çocuğu cezalandırmak değil, korumaktır. Bir çocuğun gözaltına alındığı andan itibaren ailesiyle iletişim kurabilmesi, psikolojik olarak desteklenmesi ve soruşturma sürecinden en az şekilde etkilenmesi gerekir. Kanun da bunu öngörüyor. Ancak pratikte ailelerin çocuklarına ulaşmakta zorlandığı, çocukların haklarının yeterince gözetilmediği ve koruyucu yaklaşımın yerini güvenlikçi bir anlayışın aldığı örneklerle karşılaşabiliyoruz.

Çocukların bulunduğu cezaevleri, onların gelişim ihtiyaçlarına göre tasarlanmış eğitim ve rehabilitasyon merkezleri olmaktan çok, güvenlik mantığıyla şekillendirilmiş yerlerdir. Bu nedenle çocuklar yalnızca özgürlüklerinden mahrum kalmıyor; aynı zamanda eğitimlerinden, sosyal çevrelerinden ve sağlıklı gelişim ortamlarından da uzaklaşıyorlar.”

‘CEZAEVİ İÇERİSİNDE GÜVENSİZLİK HİSSİ YAŞIYORLAR’

Siyasi nedenlerden dolayı tutuklanan çocukların sorunlarının farklı bir boyutta olduğunu belirten Barın, “Siyasi nedenlerle tutuklanan çocukların yaşadığı sorunlar ise daha farklı boyutlar taşıyor. Bu çocuklar çoğu zaman adli suçlamalarla yargılanan çocuklarla aynı ortamlarda kalmak zorunda bırakılıyor. Oysa cezaevinde bulunma nedenleri, olaylara bakışları ve yaşam deneyimleri birbirinden oldukça farklı. Bu durum zaman zaman ciddi uyumsuzluklara yol açabiliyor. Görüştüğümüz çocuklardan bazıları diğer çocuklarla aynı ortamda kalmak istemediklerini ifade ettiler. Örneğin müvekkillerimizden biri, koğuşta kalma imkânı bulunmasına rağmen diğer çocuklarla birlikte kalmak istemediği için uzun süre tek başına kalmayı tercih etmiştir. Bunun nedeni yalnızca bireysel bir tercihten ziyade cezaevi içerisindeki ilişki biçimlerinden ve yaşadığı güvensizlik hissinden kaynaklanıyordu.

Müvekkillerimizin aktarımlarına göre çocuk cezaevlerinde akran zorbalığı da önemli bir sorun. Fiziksel olarak güçlü olan çocukların diğerleri üzerinde baskı kurabildiği, bazı çocukların eşyalarına el konulduğu veya kendilerini korumakta zorlandıkları durumlar yaşanabiliyor. Kendini savunamayan bir çocuk için cezaevi ortamı çok daha ağır sonuçlar doğurabilmektedir. Bu nedenle cezaevi, çocuk açısından yalnızca özgürlüğün kısıtlanması anlamına gelmiyor, aynı zamanda yeni travmaların ve yeni mağduriyetlerin ortaya çıktığı bir alan hâline gelebiliyor.” dedi.

‘SİYASİ NEDENLERLE TUTUKLANAN ÇOCUKLARIN ÇOCUK KİMLİĞİ GÖRÜLMÜYOR’

Siyasi nedenlerle tutuklanan çocuklarda çocuk kimliğinin görülmediğini ve cezalandırmaya yönelik tutumlar sergilendiğini dile getiren Barın, sözlerini şöyle sürdürdü, “Siyasi nedenlerle tutuklanan çocuklara yönelik yaklaşımda da zaman zaman çocuk kimliğinin geri plana itildiğini görüyoruz. Çocuğun yaşı, gelişim süreci ve ihtiyaçları yerine dosyasındaki suçlama öne çıkabiliyor. Oysa hakkında hangi iddia bulunursa bulunsun, karşımızdaki kişi öncelikle bir çocuktur. Çocuk olma hâli göz ardı edildiğinde cezaevi süreci rehabilitasyon olmaktan çıkıp cezalandırmaya dönüşüyor.

Bir diğer önemli sorun ise çocukların büyük çoğunluğunun hangi haklara sahip olduğunu bilmemesidir. Aslında yetişkin hükümlü ve tutuklularda da benzer bir durum görülebilir ancak çocuklar açısından bu çok daha belirgindir. Çünkü çocuklar cezaevine girdiklerinde karşılaştıkları kurumsal yapıyı sorgulayabilecek bilgiye ve deneyime sahip değillerdir. Bu nedenle kendilerine yönelik hemen her uygulamayı idarenin doğal bir yetkisi olarak görebilmektedirler.

Görüştüğümüz çocuklardan da bunu gözlemliyoruz. Çocuklar çoğu zaman hangi uygulamanın mevzuata uygun, hangisinin hukuka aykırı olduğunu ayırt edemiyor. Kendilerine yönelik bir kısıtlama, bir engelleme veya hak kaybı yaşadıklarında bunu bir hak ihlali olarak değerlendirmiyorlar. Çünkü cezaevinde karşılaştıkları her şeyin kurum tarafından yapılabileceğini düşünüyorlar. Bu nedenle yaşadıkları birçok sorunu ne ailelerine ne de avukatlarına aktarıyorlar. Aktarsalar bile bunu bir şikâyet veya hak ihlali olarak değil, cezaevindeki hayatın olağan bir parçası gibi anlatıyorlar.

Aslında çocukların hakları ve yükümlülükleri konusunda yeterince bilgilendirilmemesi başlı başına bir sorun. Bir çocuğun telefon hakkının, eğitim hakkının, sağlık hakkının, ailesiyle görüşme hakkının veya kendisine yönelik bir uygulamaya itiraz etme hakkının bulunduğunu bilmesi gerekir. Fakat uygulamada çocukların önemli bir kısmının bu konularda yeterli bilgiye sahip olmadığını görüyoruz. Bu nedenle mevzuata aykırı uygulamalar yaşansa bile bunların önemli bir bölümü görünmez kalıyor. Çocuk, bunun hukuka aykırı olduğunu bilmiyor; aile zaten içeride ne yaşandığını tam olarak öğrenemiyor; avukat ise çoğu zaman ancak çocuk bunu anlattığında müdahil olabiliyor.”

‘ÇOCUKLARIN ÖZGÜRLÜKLERİNDEN YOKSUN BIRAKILMASINA DAYALI ANLAYIŞ TARTIŞILMALI’

Çocuk cezaevlerinde yaşanan sorunların görünenden daha fazla olduğunu, bazen çocukların yaşadıklarını hak ihlali olarak algılayamadığını sözlerine ekleyen Barın son olarak şunları söyledi, “Dolayısıyla çocuk cezaevlerinde yaşanan sorunların bir kısmı kayıtlara hiç yansımıyor. Çünkü ortada bir hak ihlali olmadığı için değil, çocuk bunun bir hak ihlali olduğunu fark edemediği için. Bu nedenle çocukların hakları konusunda bilgilendirilmesi, en az fiziksel koşullar kadar önemli bir mesele olarak karşımızda duruyor.

Bugün geldiğimiz noktada çocuk cezaevlerinin çocukları topluma yeniden kazandırdığına ilişkin güçlü verilerden söz etmek zor. Aksine birçok çocuk, içeride yaşadığı yalnızlık, belirsizlik ve travmalar nedeniyle daha ağır psikolojik yüklerle dışarı çıkıyor. Bu nedenle çocukların özgürlüklerinden yoksun bırakılmasına dayalı mevcut anlayışın yeniden tartışılması gerekiyor. Çocukların ihtiyaç duyduğu şey cezaevi değil, öğretmenlerin, psikologların, sosyal hizmet uzmanlarının ve çocuk gelişimcilerin yer aldığı destek mekanizmalarıdır. Bir çocuğun neden suça sürüklendiğini anlamadan, onu yalnızca kapatarak topluma kazandırmak mümkün değildir.”

Source: ANF News

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

mt-sample-background

© 2024 Egerin. All rights reserved.

Scroll to Top

Subscribe to receive News in Email

* indicates required

Intuit Mailchimp