30 Haziran 1996’da Dersim’de büyük devrimci Zilan (Zeynep Kınacı) tarafından gerçekleştirilen fedai eylemin üzerinden 30 yıl geçti. Şehit Zilan’ın eylemi, Kürdistan özgürlük mücadelesi tarihinde yalnızca askeri bir eylem olarak değil; aynı zamanda yeni bir düşünce ufku, bir yaşam çizgisi ve özgürlük manifestosu olarak kabul edilmektedir. Mücadele arkadaşları Gorsê Ayhan ile Berfîn Aram Nêvîn, şehit Zilan’ın şehadetinin 30. yıldönümü dolayısıyla onun kişiliği, yaşam tarzı ve geride bıraktığı miras üzerine önemli değerlendirmelerde bulundu.
Şehit Zilan’ı 1996 yılının baharında tanıdıklarını ve yaklaşık iki buçuk ay birlikte kaldıklarını söyleyen Gorsê Ayhan, o dönem hepsinin genç yaşta olmasına rağmen, bazı insanların asla unutulmadığını ve insanın hafızasında daima canlı kaldığını belirterek, “30 yıl önce heval Zilan’ı tanıdık, fakat o sanki bugün de aramızda yaşıyor. Onun anıları, bakış açısı, duruşu, yoldaşlığı ve özgürlüğe yönelen ruhu her zaman hafızamızda yaşamaya devam ediyor. İnsanlarla, kadınlarla, erkeklerle ve aynı zamanda çevreyle, suyla, dağlarla ve doğanın saflığıyla kurduğu ilişki son derece farklı ve özeldi. Aramızda zaman zaman tartışmalar olurdu, bazen insanlar çaresiz kalırdı; fakat heval Zilan’da çaresizlik diye bir şey yoktu. O her zaman yaşama anlam ve değer katardı. Sürekli kendini sorgular, özeleştiri yapardı. Düşmanı doğru anlayabilmek ve onu yenebilmek için önce kendimize bakmamız, kendimizi tanımamız gerektiğini söylerdi. İnsan özgürlük çizgisinde kadın ile erkek arasında gerçek bir yoldaşlık kurup derin bir mücadele yürüttüğünde, en büyük savaşı önce kendi zayıflıklarına, ardından da düşmana karşı verip başarıya ulaşabilir” diye konuştu.
Şehit Zilan’ın Dersim’in tarihine ve kültürüne büyük ilgi duyduğunu ifade eden Gorsê Ayhan, “Doğrudur, belki her zaman orada yaşamamıştı; fakat sürekli sorular sorar, araştırmalar yapardı. Dersim’in tarihini, gelenek ve göreneklerini, geçmişteki savaş ve direnişlerini, halkının yaşadığı zorlukları büyük bir merakla incelerdi. Onun her araştırması ve sorusu, sonuca ulaşma ve yeni şeyler yaratma isteğinin göstergesiydi. Bu arayış, onun ruhunun ve özünün ta kendisiydi. Onun ruhu insanı sarıp sarmalardı. Hem fiziksel hem de ruhsal olarak, hatta gözlerindeki ışıltıya kadar yaşama dair büyük bir heyecan taşıyordu. İnsan, onun ruhunu ve yaşam coşkusunu her an hissedebiliyordu” dedi.
ZİLAN BUGÜN DE YOLUMUZU AYDINLATIYOR
30 Haziran’da Zilan’ın şehadet haberini televizyon ve radyolardan duyduklarında, başlangıçta fedai eyleminin ne anlama geldiğini tam olarak kavrayamadıklarını, çünkü o dönemde fedailik anlayışının bugünkü düzeyde olmadığına dikkat çeken Gorsê Ayhan, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: Zilan’ın mektupları ile Önderliğin değerlendirmeleri ulaştığında, Zilan’ın yeni bir manifesto yazmış olduğunu anladık. Aradan 30 yıl geçtikten sonra kadın özgürlüğüne ilişkin yeni manifestoları ve kitapları okudukça, bunların temelinin heval Zilan’ın kişiliğinde ve eyleminde atıldığını bugün daha iyi kavrıyoruz. Bugün yeni eğitim metinlerini ve manifestoları okurken; kadının ne olduğu, kadın özgürlüğünün neden toplum özgürlüğünün temeli olduğu anlatılırken görüyoruz ki, heval Zilan bunları 30 yıl önce pratiğiyle ve ruhuyla bize göstermişti. O bize öyle bir yaşam çizgisi gösterdi ki, bugün bu çizgi dünyadaki kadın mücadelesinin temeli hâline geldi. Biz de heval Zilan’ın ardılları olarak, hangi koşul altında olursak olalım, onun çizgisi ve mirası üzerinde yürümeye devam edeceğiz. Heval Zilan’ın ruhu bugün de yolumuzu aydınlatıyor ve başarımızın güvencesi olmaya devam ediyor.”
BİR DALGA OLDU VE TÜM HAREKETİ SARDI
Şehit Zilan’ın fedai eyleminin yarattığı etkiye dikkat çekerek sözlerine başlayan Berfîn Aram Nêvîn, “Heval Zilan’ın şehadetinin 30. Yıldönümünde anısı önünde saygıyla eğiliyoruz. 30 Haziran 1996’daki eylemi Apocu hareket içinde suya düşen bir damlanın oluşturduğu dalgalar gibi yayıldı ve çok büyük bir etki yarattı. Heval Zilan’ın fedai çizgisinin ardından yüzlerce yoldaşı canlarıyla, ruhlarıyla, düşünceleriyle ve duruşlarıyla adeta birer bombaya dönüşerek düşmanın yüreğinde patladı. Bu bütün şehitlerden devraldığımız en büyük miras. Heval Zilan direnişçi bir kadın olarak ayağa kalktı. Herkesin, ‘olmaz’, ‘başaramazlar’, ‘ayaklanamazlar’, ‘direnişe öncülük edemezler’ dediği kadınlar, Apocu harekette bir kadın ordusuna sahip olunabileceğini gösterdi. Zilan canıyla bir fedai çizgi inşa etti. Bu çizgi bize öylesine büyük bir miras bıraktı ki, bugün de onun izinden yürümeye ve mücadelemizi sürdürmeye devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.
Berfîn Aram Nêvîn, şehit Zilan’ın hem hareketi anladığını, hem de bunu en radikal biçimde yaşamına geçirdiğini ifade etti. Zilan’ın en üst düzeyde Önderlikle bütünleştiğini, bir gerilla olarak bütün sınırları aştığını ve fedailiğin gerçek anlamını kavradığını vurgulayan Berfîn Aram Nêvîn konuşmasını şu sözlerle sonlandırdı: “Fedailik yalnızca canını vermek ya da kendini düşmanın içinde patlatmak değildir. Asıl fedailik, insanın içindeki düşmanı öldürdüğü anda başlar. Heval Zilan hem ruhunda, hem bedeninde hem de yürüttüğü mücadelede kendi içindeki düşmanı ortadan kaldırmıştı. Heval Zilan bu eylemiyle yalnızca Kürt kadınları için değil, dünyadaki bütün kadınlar için iradenin ve özgürlüğün simgesi hâline geldi.
Heval Zilan, Önderliğimizi ortadan kaldırmayı amaçlayan komploya en büyük cevabı verdi. Bilinciyle, iradesiyle ve kararlılığıyla öyle bir yanıt ortaya koydu ki, bu bilinç yalnızca düşmanın içinde değil, daha da ötesinde devletçi zihniyetin temelinde bir patlama yarattı. Heval Zilan mektubunda şöyle diyordu; ‘Eğer canımdan daha değerli bir şeyim olsaydı, onu da verirdim.’ İşte bu, bizim felsefemizin mütevazi yaklaşımıdır. Rêber Apo da, ‘Zilan benim komutanım, ben de Zilan’ın savaşçısıyım’ demişti. Biz de heval Zilan’ın savaşçıları olarak sonuna kadar bu çizgide yürümeye devam edeceğiz. Bu mücadele yüz yıl da sürse, özgür yaşam ve fedailik konusundaki kararlılığımız sarsılmayacaktır. Önderliğimizi fiziki olarak özgürlüğüne kavuşturuncaya kadar bu davadan asla vazgeçmeyeceğiz.”
Source: ANF News