Özgür Basın Birliği (YRA) Eş Başkanı İdris Henan, 19 Temmuz Rojava Devrimi’nin yıldönümü dolayısıyla ANF’nin sorularını yanıtladı. Henan, Suriye’de Baas rejimi dönemindeki medya durumunu, Rojava’da özgür basının gelişimini ve basının Kürt halkının haklarının tanınmasında üstlenmesi gereken role de değindi.
Rojava Devrimi’nden önce Suriye’de basının durumu nasıldı? Devrim ile birlikte neler değişti?
Baas rejiminin propaganda sistemi kendisini demokrasi varmış gibi göstermeye çalışıyordu; ancak pratikte yaptığı yayınlar rejimin propagandasından ibaretti. 1963 yılında Baas Partisi’nin darbeyle iktidara gelmesinden ve 1970 yılında Suriye yönetimini tamamen ele geçirmesinden sonra, tek parti sistemi zamanla tek sesli bir basın düzenine dönüştü. Bu düzenin tek görevi ise despot rejimi övmekti. Basın öyle bir durumdaydı ki rejimin izni ve onayı olmadan hiçbir şey yayımlanamıyordu. Bu anlamda medya, halkların çıkarlarını değil, despot iktidarın emirlerini esas alan; özgürlük ve demokrasi değerlerinden uzak yayınlar yapan devletin güvenlik kurumlarından biri gibi çalışıyordu.
Kendisini özgür gösteren bazı girişimler vardı; ancak bunlar da uygulamada rejimin mevcut propaganda araçlarından başka bir şey değildi. Bu nedenle halkın acı ve sıkıntılarını yansıtan bir ayna ya da umut ışığı olamadılar. Tam tersine, iktidarın uygulamalarını, suçlarını ve hak ihlallerini meşrulaştıran; adaletsizliği destekleyen araçlara dönüştüler. Bu yüzden Suriye’de özgür basın diye bir şey yoktu. Esasen var olan yapıya da gerçek anlamda basın demek mümkün değildi. Gazeteciler devlet maaşı alan memurlardan ibaretti. Haber başlıklarını, içeriklerini ve yazılarını güvenlik kurumlarından alıyor, iktidarın ideolojisi ve siyaseti doğrultusunda çalışıyorlardı. Bütün bunlardan dolayı Suriye, dünya kamuoyuna kapalı bir ülke hâline gelmişti. Halkların kültürlerine yönelik ihlaller, katliamlar ve saldırılar gizleniyor, üzerleri örtülüyordu.
Yani inkâr üzerine kurulu bir medya sistemi vardı. Medyanın temel misyonundan bu denli uzaklaşması karşısında ve Suriye halklarının mücadelesiyle birlikte, devrimci bir basının varlığı toplumsal bir zorunluluk hâline geldi. Bu nedenle 19 Temmuz Devrimi’nin ilanına yönelik hazırlıklarla eş zamanlı olarak, özgür basının mirası ve deneyimi temel alınarak ilk kurumsal adımlar atıldı. Amaç, 19 Temmuz Devrimi’nin sesi ve hakikati olmaktı. Bu çerçevede Kürtçe, Arapça, İngilizce ve Süryanice yayın yapan gazeteler, dergiler, televizyon kanalları, haber ajansları ve radyolar kuruldu. Böylece özgür basın, kendi kurumları, kuruluşları ve sendikal yapılarıyla giderek daha güçlü ve örgütlü bir yapıya kavuştu.
19 Temmuz Devrimi, Kuzey-Doğu Suriye’deki tüm halkların devrimi olduğu için, bu gerçekliği temsil edebilecek bir medyaya ihtiyaç vardı. Özellikle Kürt halkı açısından bu devrim, demokratik öncülük bakımından önemli bir avantaj ve uzun yıllardır mahrum bırakıldığı hakikatin özüne dönüş anlamına geliyordu. Devrimle birlikte Kürt halkı, davasını dünya kamuoyuna tanıtma ve daha önce gizli yürüttüğü medya faaliyetlerini açık bir şekilde sürdürebilme imkânına kavuştu. 19 Temmuz Devrimi sağlam ve örgütlü bir temel üzerine inşa edildiği için, medya alanında da kısa sürede çok önemli adımlar atıldı.
Rojava basını bugün hangi düzeydedir? Devrim basını nasıl geliştirdi?
Şüphesiz devrimin ilerlemesi ve bölgedeki değişimlerle birlikte DAİŞ çetelerinin ve Türk devletinin desteklediği işgalci çete gruplarının saldırıları arttı; bu nedenle dünyanın gözü Rojava’ya çevrildi. Ancak Rojava’daki basının henüz amatörlük aşamasında olması nedeniyle, özel savaş merkezlerinin aralıksız saldırıları karşısında çoğu zaman savunmada kalmak zorunda kaldık. Bu durum, 19 Temmuz Devrimi’nin gerçek niteliğini ve özünü gerektiği gibi temsil etmemizi belli ölçüde engelledi. Elbette bu da eleştirilmesi gereken bir durumdur. Ancak bugün, hakikati ulaştırma uğruna yaşamını feda eden ve gerçeğin meşalesini yakan şehitler kervanına sahip özgür basının deneyimi sayesinde, medya devrimin aşamalarına uygun olarak kendisini devletçi kalıpların dışına çıkararak yeniden örgütledi.
Yaşanan tüm eksiklik ve yetersizliklere rağmen, Kuzey-Doğu Suriye halklarının davasını, özellikle de Rojava’daki Kürt halkının davasını dünyaya önemli ölçüde tanıtmayı başardı. Bugün bu mesele uluslararası kurum ve kuruluşların masalarında tartışılır hâle gelmiştir. Bu gelişme, Kürtlerin uluslararası alandaki etkisini artırırken, Kürdistan’ı işgal eden güçlerin inisiyatifini de önemli ölçüde sınırlandırdı. Her ne kadar önemli eksiklikler ve yetersizlikler bulunsa da, bu süreç Kürt halkının dört parça Kürdistan’daki ulusal davası açısından genel olarak olumlu sonuçlar doğurdu. Ancak eleştirdiğimiz nokta şudur; elde edilen sonuçlar, 19 Temmuz Devrimi’nin mücadelesine, direnişine ve değerlerine daha fazla yakışır düzeyde olmalı, halkımız çok daha büyük kazanımlar elde edebilmeliydi.
Suriye’de Kürt halkının haklarının tanınmasının güvence altına alınması için basın ne yapmalıdır?
Henüz Kürt halkının haklarını elde etme mücadelesinin biçiminin değiştiğini söylemek için erken. Bundan sonra da özgür basın, 19 Temmuz Devrimi’nin ruhuyla ve özgür basının öncü kadrolarının perspektifi doğrultusunda dönemin görev ve misyonunu yerine getirmelidir. Bugün Kürt medyasının omuzlarındaki sorumluluk her zamankinden daha ağırdır. Çünkü artık Kürtlerin geleceğine ve statüsüne yönelik tehditler yalnızca Kürdistan’ın parçalarıyla sınırlı değildir; halkımız topyekûn bir yok edilme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu nedenle sorumluluk sahibi, ulusal görevlerinin bilincinde olan, şehitlerine sahip çıkan, özgürlüğün ve demokratik değerlerin savunucusu olan bir basın; halkının sesi olmalı, Rojava’da sergilenen eşsiz direnişi ve hakikati uluslararası toplumla paylaşabilmelidir.
Source: ANF News