AKP’li siyasetçilerin de içinde aralarında bulunduğu fon vurgunun etkileri sürerken, birikimlerini değerlendirmek isteyen yurttaşların yaşadığı kayıplar ve piyasalardaki dalgalanmalar tartışılmaya devam ediyor.
İstanbul Üniversitesi İktisat Bölümü akademisyenlerinden Prof. Dr. Murat Birdal, fon krizinin ortaya çıkış nedenlerini ve ekonomik sonuçlarını ajansımıza değerlendirdi.
‘ALTIN FİYATLARININ TEPE TAKLAK OLMASI FONLARA DÖNÜK İLGİYİ ARTTIRDI’
Fon krizinin Türkiye’de yaşanan yüksek enflasyonla bağlantılı olduğunu belirten Murat Birdal, yurttaşların birikimlerini korumak ve değerlendirmek amacıyla fonlara yöneldiğini söyledi. Yüksek enflasyon karşısında tasarruf sahiplerinin alternatif yatırım araçlarına yöneldiğini ifade eden Birdal, sürecin nasıl geliştiğini şöyle anlattı.
“Buradaki ana mesele, yüksek enflasyon karşısında vatandaşın birikimlerini koruyabilecek araç bulma çabasının bir sonucudur. İlk başta mevduat faizleri çok yüksekti ve vatandaş parasını oraya yöneltti. Faizler düşmeye başladıkça vatandaş altın gibi TL’den uzak araçlara yöneldi; ancak altın fiyatlarının tepetaklak olmasıyla birlikte özellikle fonlara dönük ilgi arttı.
Bu fonların bir kısmı para piyasası fonlarıdır. Bunlar Hazine tahvilleri, özel sektör borçlanma senetleri ve ters repo gibi görece daha güvenli araçlara yatırım yapar. Bir kısmı ise serbest fonlar veya hisse senedi fonlarıdır. Bu fonlar, hisse senedi yatırımlarıyla faiz getirisinin üzerinde kazanç sağlayabiliyordu.
Gündeme gelen fonlar özelinde, BIST 30 ve BIST 100 dışındaki daha ufak şirketlere yapılan yatırımlarla bu hisse senetlerinin değerlerinin keskin şekilde yükseltildiği görüldü. Hatta bazı hisse senetleri BIST 30 ve BIST 100’e girdikten sonra teminat gösterilerek, risksiz olması gereken para piyasası fonları üzerinden borç verilmeye başlandı. Böylece hisse senedi piyasasındaki risk para piyasası fonlarına taşındı. Bir yandan hisse fiyatları şişirilirken diğer yandan fon piyasasına girişler ve TL’den kaçış hızlandı.
Sisteme ‘Ponzi’ denmesinin sebebi, mekanizmanın ancak sürekli yeni para girişiyle ayakta kalabilmesidir. Giriş kesildiği an sistem çöker. Hisse senetlerindeki spekülatif hareketler piyasayı istikrarsızlaştırınca, haziran ayında Morgan Stanley bir uyarı yayınladı. Daha önce Mehmet Şimşek de bu durumdan bahsetmişti. Bu uyarı, Türkiye’nin Yükselen Piyasalar Endeksi’nden çıkarılması riskini taşıyordu ve iki kez daha tekrarlandı.
Ardından Ekonomi Bakanlığı harekete geçerek bir Fon Rehberi çıkardı. Rehber uyarınca, fonlardaki yüksek hisse yoğunlaşmasının azaltılması için süre verildi. Bu durum, fonların ellerindeki hisseleri satmalarını zorunlu kılarak piyasadan çıkışı tetikledi. Kısacası sistem bir noktada zaten patlayacaktı; pimi çeken ise Morgan Stanley’nin uyarısı ve ardından yayınlanan fon rehberi oldu.”
‘BANKA VE ŞİRKETLER CİDDİ BİR PAZARLAMA AĞI OLUŞTURDU’
Fonların bankalar ve şirketler tarafından özendirildiğini, çeşitli mecralarda reklamlarının yapıldığını belirten Birdal, fonlara yönelik pazarlama faaliyetlerinin yurttaşların yatırım tercihlerinde etkili olduğunu söyleyerek şöyle devam etti:
“Yüksek enflasyon dönemlerinde insanların elindeki kısa vadeli nakdi koruma arayışı artar. Ancak bunun ötesinde, bankalar ve ekonomi YouTube kanalları aracılığıyla ciddi bir pazarlama ağı oluşturuldu.
Mevduat müşterileri bankalardaki portföy danışmanları tarafından bu fonlara yönlendirildi. ‘Mevduatta aylık yüzde 3 alacağına burada yüzde 33 alırsın’ veya ‘Büyük şirketlerin garantili kazanç sağlayan fonları’ denilerek telkinlerde bulunuldu. Akademisyenler, televizyonlarda ve YouTube’da bu ürünleri pazarladı.
En önemlisi, bu işin arkasında AKP’nin olduğuna dair bir anlatı oluşturuldu. İnsanlar, iktidara ve siyasilerle bağlantılarını öne çıkaran fon yöneticilerine güvenerek hareket etti. Sonuç olarak kaçınılmaz olan patlama, Morgan Stanley uyarısıyla gerçekleşmiş oldu.”
‘SÜREKLİ PARA GİRİŞİNİ GEREKTİREN MEKANİZMA BİR NOKTADA ÇÖKECEKTİ’
Devletin müdahaleyi yapmak zorunda kaldığına ancak süreçte ihmalleri olduğuna dikkat çeken Birdal şunları söyledi:
“Devlet bu müdahaleyi yapmak zorunda kaldı. Eğer Yükselen Piyasalar Endeksi’nden çıkarılma süreci başlasaydı, yabancı yatırımcıların çok daha sert bir çıkışı yaşanacaktı. Dolayısıyla yabancıların uyarısı, devletin tedbir almasını tetikledi. Zaten sürekli yeni para girişi gerektiren ve sonsuza kadar süremeyecek olan bu mekanizma bir noktada çökecekti.
Devletin süreci buraya kadar getirmesinde ciddi ihmaller bulunmaktadır:
SPK’nin şirketlerin halka arzındaki ihmalleri, BİST yönetiminin spekülatif hareketleri denetlemedeki ihmalleri, BDDK ve TEFAŞ’ın denetim ve kontrol mekanizmalarını çalıştırmaması veya yaşananları görmezden gelmesi bu tabloyu yarattı.
Bu durum hem parti içerisindeki kimi çevrelerin bireysel çıkar arayışlarıyla hem de otoriter rejim yapısının getirdiği açmazlarla açıklanabilir. Çünkü sistem içindeki insanlar, yanlışı görse dahi konuşmaktan çekinmektedir.”
‘SEÇİME GİDEN SÜREÇTE İKTİDARIN ELİ ZORLAŞACAKTIR’
Fon krizinin çözümüne ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Prof. Murat Birdal, kısa ve uzun vadede atılması gereken adımları anlattı. Kısa vadede fon mağdurlarına yönelik ödeme planının gündemde olduğunu belirten Birdal, söz konusu düzenlemenin kapsamına ve kayıpların nasıl karşılanacağına ilişkin belirsizliklere dikkat çekti.
Birdal, “Kısa vadede, hükümetin yasalaşan düzenlemesiyle fon mağdurlarına, özellikle 1 milyon lira altı birikim sahibi geniş kesimlere, ana paralarını kurtarabilmeleri için ödeme yapılması öngörülüyor. Ancak fonların çoğunda bu kaynağın olup olmadığı meçhul. En kritik konu, bu finansal kayıpların bütçeden veya Hazine’den karşılanıp karşılanmayacağıdır. Vatandaşa kemer sıkması tavsiye edilirken bu kayıpların kamu kaynaklarından karşılanması kabul edilemez” dedi.
Borsada ciddi değer kayıpları yaşandığını belirten Birdal, zararın 90 milyar doları aşabileceğine işaret ederek şöyle devam etti:
“Özgür Özel’in ifade ettiği 90 milyar dolarlık maliyetin de üzerinde bir zararla karşılaşılabilir. Çünkü büyük şirketler bile yüzde 25-30 değer kaybetmiştir. Hisseler taban fiyatlara gittiği ve alıcı bulunamadığı için fonların nakde çevrilip tasfiye edilmesi kısa sürede tamamlanamayacaktır.
Uzun vadede ise seçime giden süreçte iktidarın eli oldukça zorlaşacaktır. Bir yandan faizleri indirip piyasayı hareketlendirmek isterken diğer yandan dövizin yükselip enflasyonu tetiklemesini engellemek durumundadır. Faizi düşürdüğünüzde para mevduata gitmeyeceği, fon piyasası da güven kaybettiği için TL cinsi enstrümanlara talebi artırmak çok zordur. Bürokrasinin ve siyasetin bu denli işin içinde olması güvensizliği derinleştirmekte ve Türkiye ekonomisine çok ağır bir bedel ödetmektedir.”
Source: ANF News