Colemerg (Hakkari) ve özelde Gever’de (Yüksekova) çocuklara yönelik cinsel istismar, kadınlara yönelik taciz ve cinsel saldırı vakaları, ilçede uzun süredir biriken toplumsal sorunları yeniden gündeme taşıdı. Bir yanda öğrenci servisi şoförü Eren Oğuz ile yerel sanatçı ve korucu Necat Koparan’ın adlarının geçtiği, 13 yaşındaki bir çocuğa yönelik cinsel istismar dosyası yargıya taşındı. Diğer yanda, düğünlerde sahne alan yerel sanatçı Nevzat Çiftçi hakkında birden fazla kadının dile getirdiği taciz ve cinsel saldırı başvuruları bulunuyor. Her iki ismin de ilçede tanınması, düğünlerde sahne alması ve farklı toplumsal çevrelerle ilişki içinde olması, yaşananların daha geniş bir çerçevede ele alınmasını gerektiriyor. Bu olaylar münferit vakalardan mı ibaret, yoksa özel savaş politikalarının gençleri, kadınları ve çocukları hedef alan daha kapsamlı bir toplumsal kuşatmanın parçaları mı?
Gever, güçlü mahalle kültürü, komşuluk ilişkileri ve toplumsal dayanışma geleneğiyle öne çıkan bir Kürt kentidir. Bu toplumsal yapı, yıllar içinde devletin baskı ve güvenlik politikalarının hedefi haline geldi. 13 Ağustos 2015’te Gever’de öz yönetim ilanıyla başlayan sokağa çıkma yasakları ve çatışmalar sonucunda büyük bir yıkım yaşandı. Mahalleler yıkıldı, binlerce aile yerinden edildi. Yıkımla birlikte sadece mekanlar değil, komşuluk ve dayanışma ilişkileri de hedef alındı. Kentin yeniden yapılandırılması ise mahalle kültürünün yerini tüketim merkezli bir yaşamın almasını hızlandırdı.
Bugün Gever’de çocuklara ve kadınlara yönelik istismardan uyuşturucuya, tefecilikten kara para ağlarına, gençlerin kriminalize edilmesinden aşiretçilik üzerinden derinleştirilen ayrışmaya kadar uzanan çok boyutlu bir toplumsal kuşatma tartışılıyor. Düğün kültüründen gündelik yaşama, ekonomik ilişkilerden yerel güç ağlarına kadar toplumsal değerlerde yaşanan aşınma da bu tablonun bir parçası. Son olarak 13 yaşındaki bir çocuğa yönelik cinsel saldırı dosyası ise meselenin çocukların güvenliği ve korunması açısından geldiği noktayı bir kez daha ortaya koyuyor. Bu haberde, Gever’de toplumsal yaşamın özel savaş politikalarıyla hedef alınmasını ve bunun yarattığı dönüşümü ele alacağız.
ÇOCUĞA YÖNELİK İSTİSMAR VE GÖRÜNTÜLERLE TEHDİT
Gever’de 13 yaşındaki bir çocuğa yönelik cinsel istismar olayı, ilçede çocukların güvenliği ve korunması konusunu yeniden gündeme getirdi. Yargıya intikal eden dosyada öğrenci servis şoförü Eren Oğuz ile yerel sanatçı, düğün müzisyeni ve güvenlik korucusu Necat Koparan’ın adları yer alıyor. Çocuğun, Çocuk İzlem Merkezi’nde (ÇİM) verdiği ifadede yaşadıklarını anlattığı, kendisine ait görüntüler kullanılarak tehdit edildiği ve eğitim hayatının engellenmeye çalışıldığı belirtildi. Çocuğun yaşadıklarının ardından tehdit ve baskıyla karşı karşıya kalması, olayın tek başına istismarla sınırlı olmadığını gösteriyor. Görüntüler üzerinden tehdit edilmesi ve eğitim hakkının engellenmesi de dosyanın önemli başlıkları arasında. Şüphelilerin ifadelerinin ardından serbest bırakılması ise soruşturmanın nasıl yürütüldüğü, çocuğun nasıl korunduğu ve bundan sonra hangi destek mekanizmalarının devreye sokulacağı sorularını beraberinde getirdi.
Eren Oğuz’un öğrenci servis şoförü olması ayrıca önem taşıyor. Çünkü çocuklar, eğitim yolculuklarında aileleri tarafından servis şoförlerine emanet ediliyor. Çocukların güvenliği ve bu güven ilişkisinin nasıl korunduğu burada temel meselelerden biri. Necat Koparan’ın güvenlik korucusu kimliği ve yerel sanatçı olarak toplum içindeki konumu da dosyanın dikkat çeken diğer yönleri arasında. DEM Parti Colemêrg Milletvekili Öznur Bartın da konuyu Meclis gündemine taşıyarak Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına soru önergesi verdi.
GEVER VE COLEMÊRG’TE YILLARA YAYILAN İSTİSMAR VE TACİZ DOSYALARI
13 yaşındaki çocuğa yönelik cinsel saldırıya ilişkin son dosya, Gever ve Colemer’in diğer ilçelerinde ilk kez yaşanan bir olay değil. Yıllar içinde çocuklara yönelik istismar, kadınlara yönelik taciz ve cinsel saldırı iddiaları, tehdit ve şantaj dosyaları farklı tarihlerde kamuoyuna yansıdı. Bu dosyaların bir bölümünde mahkumiyet kararları verilirken, bazıları hâlâ yargı sürecinde, bazıları ise beraatle sonuçlandı.
2024: Çelê’de (Çukurca) uzman çavuşların adı taciz iddiasına karıştı: Çukurca’da düzenlenen festival konserinde 16 ve 17 yaşlarındaki iki kız çocuğunun uzman çavuşlar tarafından taciz edildiği dile getirildi. İki uzman çavuş gözaltına alındıktan sonra serbest bırakıldı. Kaymakamlık açıklamasında olay, alkollü bir kişinin 16 yaşındaki çocuğun elini tutması olarak aktarıldı.
2024: Colemêrg’te uzman çavuş hakkında taciz iddiası: Bir uzman çavuşun genç bir kadını yaklaşık bir ay boyunca taciz ettiği, ailesinin şikayetinden sonra da sosyal medya üzerinden mesaj göndermeyi sürdürdüğü söylendi. Ailenin şüpheliyle yaşadığı tartışmanın ardından aile üyelerinin gözaltına alındığı öğrenildi.
2023: Rûbarok’ta (Derecik) çocuğa yönelik cinsel istismar iddiası: 9-10 yaşlarındaki bir çocuğun komşusu tarafından ahıra götürülerek istismar edildiği iddia edildi. Dava sürecinde çocuk, pedagog eşliğinde dinlendi. Yargılama 2026 yılına ertelendi.
2023: Güvenlik korucusu hakkında 17 yıl 6 ay hapis cezası: 13 yaşındayken iki kuzeni tarafından sistematik cinsel istismara maruz bırakıldığı belirtilen D.E.’nin dosyasında, sanıklardan birinin güvenlik korucusu olduğu aktarıldı. Sanıklardan biri 2017’de hayatını kaybetti. Diğer sanık Sedat E. hakkında yeniden görülen davada Aralık 2023’te 17 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
2023: Esra Yücel dosyasında beraat: Şemzinan’ın (Şemdinli) Oğlaklı köyünde yaşayan 11 yaşındaki Esra Yücel’in cinsel istismara maruz bırakıldıktan sonra uçurumdan atıldığı iddia edildi. Kasım 2023’te üç sanık delil yetersizliği gerekçesiyle beraat etti.
2022: 26 kadının fotoğrafları çalındı: Gever’de 26 kadının fotoğraflarının ele geçirilerek sahte sosyal medya hesaplarında kullanıldığı, kadınların tehdit ve tacize maruz bırakıldığı belirtildi. Kadınlar, İnsan Hakları Derneği’ne başvurarak destek istedi.
2021: Güvenlik korucuları ve uzman çavuşların adının geçtiği şantaj ağı: Colemêrg ve Şirnex’te güvenlik korucuları, uzman çavuşlar ve sivillerin adının geçtiği bir şantaj ve fuhuş ağı iddiası gündeme geldi. Kadınlara uyuşturucu verilerek istismara maruz bırakıldıkları, görüntülerinin kaydedildiği ve şantaj amacıyla kullanıldığı ileri sürüldü. Dosyayla ilgili soruşturma yürütüldüğü bildirildi.
2021: Rûbarok’ta 5 yaşındaki çocuğa istismar iddiası: 5 yaşındaki bir çocuğa yönelik cinsel istismar iddiasında şüpheli tutuklandı. Colemêrg Barosu, ailenin şikayetçi olmaması için baskı gördüğünü açıkladı.
2021: Polis memuru hakkında cinsel saldırı şikayeti: Colemêrg’te polis memuru E.T. hakkında kurumda çalışan G.A.Ü.’ye cinsel saldırıda bulunduğu iddiasıyla şikayet yapıldı. Valilik açıklamasında şikayetin geri çekildiği, evlilik girişiminin sonuçsuz kalmasının ardından yeniden yapıldığı belirtildi. Şüpheli, görevden uzaklaştırıldı ve hakkında idari soruşturma başlatıldı.
2019: Akocak’ta korucu başı hakkında saldırı ve tehdit iddiası: Korucu başı Ümit Yalçıntuna’nın genç bir kadına cinsel saldırıda bulunduğu ve ailesini tehdit ettiği iddia edildi. Ailenin şikayetinden vazgeçmesi için baskı gördüğü, polisin ise evlilik yoluyla uzlaşma önerdiği öne sürüldü.
2019: Büyükçiftlik’te iki kardeşe istismar iddiası: Güvenlik korucusu Sedat E. hakkında 6 ve 12 yaşlarındaki iki kardeşe yönelik cinsel istismar iddiasıyla dava açıldı. Mahkeme, sanığın tutuksuz yargılanmasına karar verdi.
2019-2020: Gever’de 9 yaşındaki çocuğa istismar: 9 yaşındaki bir çocuğa yönelik cinsel istismar davasında sanık M.A. toplam 62 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.
Bu dosyalar, farklı yıllarda ve farklı kişiler hakkında gündeme gelen iddiaların ortak noktalarını ortaya koyuyor: Çocukların ve kadınların cinsel şiddete maruz bırakılması, tehdit ve şantaj yoluyla susturulmaya çalışılması, kamu görevlilerinin de adının geçtiği olaylar ve soruşturma süreçlerine ilişkin ciddi soru işaretleri.
Gever’de yaşananlar ve toplumsal tepkisizliği de bu dosyalarla birlikte değerlendirdiğimizde özel savaş politikalarının, güvenlik ve çatışma alanıyla sınırlı olamayacağını bir kez daha görmemiz gerekiyor. Toplumsal ilişkiler, kadınların ve çocukların yaşamı, gençlerin geleceği üzerinden de tartışılması gerektiğini bir kez daha bize hatırlatıyor.
BU DOSYALAR BİZE NE ANLATIYOR?
Yıllara yayılan bu cinsel saldırı dosyaları bize ne anlatıyor? Bir tarafta çocuklara ve kadınlara yönelik istismar, taciz ve saldırı iddiaları. Diğer tarafta tehdit, şantaj, görüntüler üzerindeki baskı ve şikayetlerin geri çekilmesi için kurulan ilişkiler var. Bu suç dosyalarında, güvenlik korucularının, uzman çavuşların ve kamu görevlilerinin isimleri yer alıyor. Bazı davalarda mahkumiyet kararları verilirken bazılarında sanıklar beraat ediyor, bazı dosyalar ise yıllarca sonuçlanmıyor.
Bugünlerde yeniden gündeme gelen iki isim, Necat Koparan ve Nevzat Çiftçi, yerel düğün müzisyenleri olarak toplumun içinde tanınan kişiler. Koparan’ın güvenlik korucusu kimliğiyle de anılması, hakkında yargıya taşınan çocuk istismarı iddiasını daha da önemli kılıyor. Eren Oğuz ise öğrenci servis şoförü. Çocukların aileleri tarafından güvenilerek emanet edildiği bir görevde bulunan bir kişinin adının böyle bir dosyada geçmesi, üzerinde durulması gereken ciddi bir mesele. Üstelik son dosyanın mağduru 13 yaşında bir çocuk.
Peki, kamuoyuna yansıyan bu dosyalar, yaşananların ne kadarını gösteriyor? Şikayet edemeyen, tehdit edildiği için susan, ailesinin baskısıyla geri adım atmak zorunda kalan ya da yaşadıklarını anlatacak gücü bulamayan kaç kadın ve çocuk var? Kaç dosya hiç açılmadı, kaç mağdurun sesi duyulmadı? Bu soruların cevabı bilinmiyor. Ancak bilinen bir şey var: Gever’de çocukların ve kadınların güvenliği, gençlerin geleceği ve toplumun kendi içindeki dayanışması ağır bir kuşatma altında. Yaşananları birbirinden kopuk adli vakalar olarak görmek, bu tablonun bütününü görmezden gelmektir.
Devlet baskısı, toplumsal çözülme, uyuşturucu ve suç ağları, kadınların ve çocukların hedef alınması bir bütün olarak karşımızda duruyor. Bunun adı özel savaştır.
TOPLUMSAL SESSİZLİK: KİMSE ÇIKIP ‘UTANMIYOR MUSUNUZ’ DİYEMİYOR MU?
Necat Koparan, Eren Oğuz ve Nevzat Çiftçi isimleri etrafında gündeme gelen cinsel saldırı vakaları, Gever’de toplumun artık görmezden gelemeyeceği bir tabloyu ortaya koyuyor. Necat Koparan ve Eren Oğuz’un adı, 13 yaşındaki çocuğa cinsel saldırı dosyasında, çocuğun beyanıyla geçiyor. Koparan bir düğün müzisyeni, aynı zamanda korucu. Oğuz ise öğrenci servis şoförü. Düğün müzisyeni Nevzat Çiftçi hakkında da birden fazla kadının cinsel saldırı, taciz, tehdit ve şantaja ilişkin beyanları bulunuyor.
Bu isimlerin hâlâ düğünlerde sahne alması, toplumun önünde ciddi sorular doğuruyor. Özellikle Eren Oğuz’un hâlâ öğrenci taşıdığına ilişkin bilgiler doğruysa, çocuklarını servise emanet eden aileler bu durumu nasıl değerlendirmeli?
Peki bu iki düğün sanatçısı etrafında bu kadar kirli ilişki ağı yaşanırken, cinsel saldırı, taciz vb. olaylarda adının geçmesine rağmen bu isimler neden düğünlere çağrılıyor? Düğün sahipleri, aileler ve organizasyonu yapanlar hiç mi sormuyor: “Utanmıyor musunuz, bu isimleri hangi gerekçeyle düğünlerinize çağırıyorsunuz?” Bu kadar ağır beyanlar gündemdeyken hiçbir şey yaşanmamış gibi sahneye çıkmaları nasıl normal karşılanabiliyor?
Kürt düğünleri, ailelerin, akrabaların, komşuların ve mahallelinin bir araya geldiği, kendine özgü toplumsal bağları olan buluşmalardır. Düğünü aile düzenler, köyden ve mahalleden insanlar katılır. O halde bu isimler düğünlere çağrılırken bu durum neden daha fazla sorgulanmıyor? Aileler, yakınları, esnaf, yerel siyasetçiler ve toplumun sözü dinlenen insanları bu konuda neden daha güçlü bir tepki göstermiyor? Birkaç basın açıklaması ve kınama mesajı yeterli mi?
Öte yandan, videolarda ve görüşmelerimizde dile getirilen bir başka konu da mahalle düğünlerinde asker ve polislerin, özellikle de bu iki düğün sanatçısının çevresinde görülmesi. Ailelerin, akrabaların ve komşuların bir araya geldiği Kürt düğünlerinde uzman çavuşların ve polislerin ne işi var? Bu düğünlere nasıl katılıyorlar? Kimler aracılığıyla bu çevrelerle yakınlık kuruyorlar? Aralarındaki ilişki ne? Kadınların ve çocukların beyanlarına yansıyan taciz ve cinsel saldırı vakalarının yaşandığı bu ortamlar neden sorgulanmıyor?
Burada bir de üstünde durmamız gereken, toplumun kendi sosyal mekanizmalarının neden devreye girmediği. Aileler, köyler, mahalleler, esnaf, yerel siyasetçiler ve toplumun sözü dinlenen insanları bu yaşananlar karşısında nasıl bir tutum alıyor? Hakkında bu kadar ağır beyanlar bulunan kişiler neden hâlâ düğünlere çağrılıyor? Kimse çıkıp bu isimlerin düğünlerde sahne almasını sorgulamıyor mu?
YIKILAN MAHALLELERDEN YENİ TOPLUMSAL KUŞATMAYA
2015’ten sonra çözüm sürecinin sona ermesi ve çatışmaların yoğunlaşmasıyla Kürdistan’da birçok kent, tüm yönleriyle kuşatma altına alındı. Colemêrg ve ilçelerinde, özellikle de Gever’de o dönemden sonra yaşananları birbirinden kopuk olaylar gibi ele almak, meselenin bütününü görmemizi engeller. Kent çatışmalarında mahallelerin yıkılmasını yalnızca bir çatışma pratiği olarak değerlendiremeyiz. O yıkımlarla birlikte mahalle kültürünün ve toplumsal hafızanın da hedef alındığını görmemiz gerekiyor.
Yıkılan mahallelerin yerine inşa edilen yeni yapılar ve bunlarla birlikte kente taşınan yabancı yaşam biçimi, insanların kendi kültürlerinden ve köklerinden koparılması hedefledi. Burada sadece yeni yapıların inşa edilmesi olayından bahsetmiyoruz. Bir kentin ortak kültürüne, komşuluk ilişkilerine, mahalle dayanışmasına ve toplumsal reflekslerine yönelik bir müdahaleden söz ediyoruz. İnsanları kendi yaşam alanlarından koparıp başka bir yaşam biçimine mecbur bırakmak da bu politikanın bir parçasıydı.
Peki, bu kuşatma nasıl gerçekleşti? Çatışmaların yoğunlaştığı dönemde, özyönetim süreciyle birlikte yerel irade, genel siyaset, basın, yerel kültürel dayanışmalar ve toplumun örgütlü bütün yapıları hedef alındı. Önce bu yapılar zayıflatıldı ve kuşatma altına alındı. Ardından kentin sosyolojisine yönelindi. Gever bunun en somut örneklerinden biridir. Yerel siyasete ve toplumsal dayanışma ağlarına yönelik saldırılarla mahallelerin yıkımı aynı dönemde yaşandı. Kadın oluşumları ve yerel dayanışma ağları da bu kuşatmanın dışında kalmadı. Amaç, insanları kendi dayanışma imkanlarından kopararak dayatılan yaşama mecbur bırakmaktı. Özel savaşın kentlerdeki yansıması buydu.
Mahalleler yıkılırken geride kalan mahalleler de korkuyla kuşatıldı. Peki, dağıtılan bu sosyal ağların ve dayanışmanın yerini ne alacaktı? İşte özel savaş politikalarının başka bir boyutu burada devreye girdi. Bu boşluk kendiliğinden dolmadı. Kentin kültürüne ve insanların yaşam biçimine yabancı, gösteriş ve tüketime dayalı yeni bir anlayış yerleştirildi. Lüks kafeler, restoranlar ve benzeri mekanlar bu değişimin görünen yüzü oldu. Amaç, insanları ait olmadıkları ve ekonomik olarak içinde yaşama imkanı bulamadıkları bu sahte, şatafatlı dünyaya özendirmekti. İnsanları tüketim üzerinden ekonomik bir çıkmaza sürükleyerek zamanla kendi kültürlerinden ve köklerinden uzaklaştırmak bu politikanın önemli bir parçası haline geldi.
Tam da bu noktada toplumun geleceği olan gençler hedef alınıyor. Bugün Colemêrg’te, özellikle Gever’de herkesin dilinde olan İBAN kiralama meselesi bunun en acı örneklerinden biridir. Şatafatlı bir yaşama özendirilen, işsizliğe ve ekonomik darlığa mahkum edilen gençler, bu tüketim dünyasında tutunabilmek ya da geçimlerini sağlayabilmek için kirli para ağlarının içine çekiliyor. Bunların önemli bir kısmı kırsal kesimlerden göç eden ailelerin çocukları. Kara para aklayan, uyuşturucu ve yasa dışı para trafiğinde yer alan kişiler, bu mekanlarda ilişki kurdukları gençleri çeşitli vaatlerle hesaplarını kullandırmaya ikna ediyor.
Peki, bu iş nasıl yürüyor? Kara para, cüzi miktarlarda para ve çeşitli vaatler karşılığında yüzlerce gencin banka hesabı üzerinden sisteme sokuluyor. İşin en çarpıcı tarafı ise ülkede fonları hortumlayanlar, devleti soyanlar, milyarlarca lirayı aklayanlar ellerini kollarını sallayarak dolaşırken bu zincirin en zayıf halkası olan işsiz ve umutsuz gençlerin günah keçisi ilan ediliyor. Hesaplarını küçük miktarlar karşılığında kullandıran gençler mahkemelerde harcanıyor, tutuklanıyor ve gelecekleri ellerinden alınıyor. Bugün yüzlerce genç bu dosyalarla, davalarla uğraşıyor. İBAN kiralama meselesini birkaç gencin kolay para kazanma isteğine indirgemek, bu kirli ağın arkasındaki ilişkileri görmezden gelmek demektir.
Gençlerin uyuşturucu bataklığına sürüklenmesi ve bu tür suç ağları üzerinden kriminalize edilmesi de tesadüf değildir. Gever’de aşiret ve akrabalık ilişkileri üzerinden gelişen sosyal dayanışma, bu dayanışmanın yarattığı toplumsal denetim ve ortak vicdan bugün aşındırılıyor. Gever bir tek uzun yıllara yayılan savaşın güvenlik politikalarıyla kuşatılmadı. Bugün de özel savaş uygulamalarıyla başka bir kuşatmanın içinde. Siyasetin ve toplumsal dayanışmanın dışına itilmeye zorlanan ilçe, bu şekilde sessizliğe ve yaşananlara alışmaya mahkum edilmek isteniyor.
Esnaflar, siyasetçiler ve insan hakları savunucularıyla yaptığımız görüşmelerde ortaya çıkan tablo da bunu gösteriyor. İlçede yaşananları birbirinden bağımsız münferit suçlar ya da adli vakalar olarak değerlendiremeyiz. Kentin kültürü, ekonomisi ve gençliği sistemli bir kuşatma altında. Toplumun kendi çocuklarını ve gençlerini bu kirli özel savaş politikalarına karşı koruyamaz hale getirilmesi isteniyor.
Daha önce sözünü ettiğimiz iki düğün sanatçısı, korucular ve kolluk kuvvetlerinin karıştığı cinsel saldırı, tehdit ve şantaj olaylarını da bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Bu kadar yaygınlaşan ve özellikle iki yerel sanatçının çevresinde yoğunlaşan olayları yalnızca kişisel suçlar olarak görmek, aralarındaki toplumsal ilişkileri ve bu kişilere sağlanan alanı görmezden gelmek olur. Gençleri, kadınları ve çocukları korumak için bu ilişkileri sorgulamak ve özel savaş politikalarının bu alandaki etkisini görmek zorundayız.
Dikkat edilirse, bu iki yerel müzisyenin katıldığı düğünlerde Kürt halkının binlerce yıllık hafızasından süzülüp gelen şarkılar da farklı bir biçimde söyleniyor. Özellikle korucu, sanatçı Necat Koparan’ın “Keçika İnstagramê” gibi örneklerle temsil ettiği, kültürel bir değer taşımayan ve özenti yaşam biçimini öne çıkaran tarz, bizim düğünlerimize ve şenliklerimize yakışıyor mu? Bunu sorgulamamız gerekiyor. Kendi kültürümüzü, şarkılarımızı ve düğünlerimizi bu tür bir yozlaşmaya karşı korumak için toplumsal bir tutum geliştirmeliyiz. Bu sanatçıların çevresinde yaşanan kriminal olayları da kültürel alanda yaratılan bu değişimden bağımsız düşünemeyiz. Gençleri bu özenti kültürün figürlerine ve onların kurduğu ilişkilere karşı uyarmak, toplumsal mücadelenin önemli bir parçasıdır.
Gever’de dikkat çeken bir başka konu da kadim aşiret gelenekleri üzerinden kurulan tuzaklar ve aşiretler üzerinde oynanan oyunlardır. Özellikle son dönemde ekonomik sıkıntı yaşayan esnaflara yönelik tefecilik, ciddi biçimde yaygınlaşmış durumda. Esnaflarla yaptığımız görüşmelerde, hiçbir dönemde tefeciliğin bugünkü kadar yaygın ve meşru gösterilmeye çalışılmadığı dile getiriliyor.
Peki, tefecilik yapan, suç ilişkileri içinde bulunan kişiler nasıl oluyor da aşiret ileri gelenleri gibi topluma sunulabiliyor? Burada asıl mesele, kadim aşiret kültürünün, dayanışma geleneğinin ve kendi üyesini koruma anlayışının istismar edilmesidir. Bir suç işlendiğinde, o suçu işleyen kişiyi korumak için aşiret adının kullanılması, bu geleneğin özüne de aykırıdır. Olaylar araştırıldığında, aşiret kültürünü ve Kürt örf adetlerini yaşatan kişilerden değil, aşiret isimlerini kendi çıkarları için kullanan, tefecilik ve başka suç ilişkileri içinde bulunan kişilerden söz ettiğimiz görülüyor. Bu kişiler ellerindeki sıcak parayı ve kurdukları ilişkileri kullanarak kendilerine toplumsal bir konum yaratmaya çalışıyor. Resmi etkinliklerde kolluk kuvvetleriyle yan yana görünmeleri, fotoğraflar vermeleri de bu meşruiyet arayışının bir parçası. Burada aşiret geleneğinin kendisi değil, bu geleneğin suç ilişkilerini örtmek ve güç kazanmak için kullanılması söz konusu. Bu da toplumun sosyolojisini bozan özel savaş politikalarının başka bir yüzüdür.
Buna bir örnek de düğün sanatçısı Nevzat Çiftçi hakkında kadınların yaptığı şikayetlerde görülüyor. Basına yansıyan kadın beyanlarında, şikayetlerini geri almaları için akrabaları üzerinden tehdit edildikleri ve şantaja maruz bırakıldıkları anlatılıyor. Burada dikkat çekici olan, akrabalık ilişkilerinin kadınları susturmak ve suçları örtbas etmek için bir baskı aracına dönüştürülmesidir. Toplumsal dayanışma ve akrabalık bağları, kadınları korumak yerine onları susturmak için kullanıldığında ortaya çıkan tabloyu da sorgulamak gerekiyor.
Kürdistan’ın birçok kentinde yaşanan özel savaş politikalarının, özellikle Gever’de nasıl karşılık bulduğunu esnafla, yerel siyasetçilerle ve kanaat önderleriyle yaptığımız görüşmelerde de gördük. Ortaya çıkan tablo, yalnızca birkaç suç olayından ibaret olmadığını ortaya koyuyor. Mahallelerin yıkımından gençlerin İBAN ağlarına çekilmesine, tefecilikten aşiret ilişkilerinin istismar edilmesine, kadınların tehdit edilmesinden kültürel aşınmaya kadar uzanan bir kuşatma söz konusu. Bütün bu gelişmeler karşısında toplumun kendi dayanışma mekanizmalarını yeniden güçlendirmesi, gençleri, kadınları ve çocukları koruyacak ortak bir tutum geliştirmesi gerekiyor. Bu kuşatmaya karşı toplumsal mücadele olmadan, yaşananların önüne geçmek mümkün değil.
Bütün bunlar karşısında artık toplumun da kendine sorması gereken sorular var. Kimi, hangi gerekçeyle koruyoruz? Hangi ilişkiler uğruna sessiz kalıyoruz? Bir insanın aşiretinden, parasından, çevresinden ya da sahip olduğu nüfuzdan dolayı yaptıklarını görmezden gelebilir miyiz? Toplumsal değerlerimizi gerçekten savunuyorsak, bu değerleri istismar edenlere karşı da tavır almak zorundayız. Bu kişilerin yüzüne gerçeği söylemekten, onları teşhir etmekten ve toplumsal yaşamda karşılarında durmaktan çekinmemeliyiz.
Artık susmanın, görmezden gelmenin, idare etmenin zamanı değil. Gever’in kendi geleceğine sahip çıkması, bu kuşatmaya karşı ortak bir toplumsal mücadele geliştirmesi gerekiyor.
Source: ANF News