Önder Apo’ya yönelik uluslararası komplonun 27’inci yıldönümünde, Centre For Kurdish Affairs (Kürt Araştırmaları Merkezi) tarafından Britanya Parlamentosu Lordlar Kamarası’nda bir panel düzenlendi. “Değişen Ortadoğu’da Kürtler, Güç dengeleri, riskler ve fırsatlar” başlıklı panele, çok sayıda siyasetçi, akademisyen ve sendikacı ile Kürt şahsiyeti dinleyici olarak katıldı.
İşçi Partisi Milletvekili Bambos Charalambus’un ev sahipliğinde gerçekleşen panele, DEM Parti Hakkari Milletvekil Av. Onur Düşünmez, Lordlar Kamarası üyesi Lord Maurice Glasman, Araştırmacı feminist yazar Rahila Cupta, Uluslararası İlişkiler uzmanı Prof. Vassilis Fouskas ve PYD Dış İlişkiler Sözcüsü Salih Müslim konuşmacı olarak katıldı.
HÜKÜMETİ ROJAVA’YI DESTEKLEMEYE ÇAĞIRIYORUZ
Panelin açılış konuşmasını yapan Centre For Kurdish Affairs üyesi gazeteci Nejla Ari, yalnızca kendi halklarını değil, küresel güvenliği de savunarak DAİŞ’e karşı mücadelenin en ön saflarında yer alanlar, bugün terk edilmiş ve tehdit altında bırakılmış durumda olduğunu söyledi. El Kaide bağlantılı bir yönetimin Suriye’de erken ve sorgusuz şekilde meşrulaştırılmasının hem ahlaki hem de stratejik açıdan ciddi sorular doğurmakta olduğunu kaydeden Nejla Ari, “Kürtler, Dürziler, Aleviler, Asuriler ve Êzidîler başta olmak üzere azınlık toplulukları ve özellikle kadınlar, temel hak ve güvenliklerinin aşınmasından endişe duymaktadır. İngiliz hükümetini insan haklarına olan taahhüdünün arkasında durmaya ve kırılgan bir bölgede çoğulculuk, kadın katılımı ve yerel istikrar açısından nadir bir model sunan Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi gibi demokratik ve kapsayıcı alternatifleri desteklemeye çağırıyoruz” dedi.
Türkiye’de demokratik bir çözümün gerekliliğini de ifade eden Nejla Ari, güven verici bir barışın ön koşulu olarak AİHM tarafından vurgulanan ‘umut hakkı’ ilkesinin yasalaşması ile başlayabileceğini kaydetti. Nejla Ari, Birleşik Krallık’ın, Kuzey İrlanda’dan uluslararası diplomatik süreçlere kadar uzanan çatışma çözümü deneyiminden hareketle, bölgede diyalog, istikrar ve tüm halklar için adil bir barışın sağlanmasında ilkeli ve yapıcı bir rol oynayabileceğini ifade etti.
TÜRK DEVLETİ SOMUT ADIMLAR ATMADI
Ardından söz alan DEM Parti Hakkari Milletvekili Onur Düşünmez, Rojava’ya yönelik saldırıların yalnızca askeri operasyonlar olmadığını belirterek, “Kentler hedef alındı, sivil alanlar zarar gördü ancak esas hedef kadın özgürlüğünü esas alan, eşit temsile dayalı ve halkların birlikte yaşamını savunan demokratik toplumsal modeldi. Kadın hareketinin kazanımları ve yerel demokrasi anlayışı bu saldırıların merkezindeydi” dedi.
Ortaoğu’da yeni güç dengeleri oluşurken Kürtlerin Irak’ta, Suriye’de ve diğer alanlarda elde ettiği kazanımların baskı altına alındığına dikkat çeken Düşünmez, Türkiye ve İran’da da Kürtlerin örgütlenme, siyaset yapma ve demokratik temsil haklarına yönelik ciddi sınırlamalar getirildiğine dikkat çekti. Türkiye’nin uzun süre dış politikasını Kürtlerin kalıcı bir statü elde etmemesi üzerine kurduğunun altını çizen Düşünmez, 2024 yılında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan tarafından yapılan Barış ve Demokratik Toplum çağrısı ile PKK ve Kürt özgürlük hareketinin barışçıl çözüm için attığı stratejik adımlara hatırlattı.
Önder Apo’nun tarihsel rolünü oynamayı sürdürdüğünü ve şu anda sorumluğun Meclis’e ve siyaset kurumuna düştüğünü söyleyerek, devlet ve hükümetin ise henüz güven artırıcı somut adımlar atmadığını ifade etti.
UMUT BÜYÜDÜKÇE ÖZGÜRLÜK YAKINLAŞACAK
Kürtler hiçbir zaman savaş arayışında olmadığını, ancak dayatılan koşullarda varlığını koruma refleksi gösterdiğini söyleyen Düşünmez, bugün kalıcı barışın ancak demokratik reformlar ve hukuki güvencelerle mümkün olduğunu söyledi. Kürt halkının dört parçada tek yürek olarak mücadelesini büyütecek ve özgürlük yürüyüşünü kararlılıkla sürdüreceğini belirten Yorulmaz, Türkiye’de hâlâ Kürt halkının varlığının inkâr edilmekte, örgütlenme özgürlüğünün önüne engeller konulmakta ve demokratik haklarımızı özgürce kullanmamızın önünde ciddi kısıtlamalar bulunmakta olduğunu vurguladı.
Ortadoğu barışı için Türkiye’de yürütülmeye çalışılan Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu etrafındaki sürecin omuz verilmesi gerektiğini belirten Düşünmez, “Rojava’da soykırım tehdidi altında olan Kürt halkının, demokratik ve idari bir statüye kavuşma mücadelesine güçlü destek sunmalıyız. Bizler tek yüreğiz. Dayanışma büyüdükçe umut büyüyecek, umut büyüdükçe özgürlük yakınlaşacaktır” dedi.
ABD GÜÇ DENGELERİNE BAKAR
East London Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde Prof. Dr. Vassilis Fouskas ise bir akademisyen olarak, ABD ve genel olarak Batı dünyası göreli bir ekonomik gerileme yaşarken, Çin başta olmak üzere Asya güçleri ve Küresel Güney yükselişte olduğuna dikkat çekti. ABD’de 2000 yılından bu yana birçok sektörde bütçe açığı ile kriz yaşadığını söyleyen Fouskas, “Bu bütçe açıkları krizler Washington’ın stratejik kaygılarını derinleştirmektedir. Aynı dönemde Rusya’nın Çin ve Hindistan’la ilişkilerini güçlendirmesi ve Çin’in Latin Amerika’daki ekonomik genişlemesi, küresel rekabeti daha da belirgin hale getirmiştir. Böyle bir tabloda ABD karar alıcılarının öncelikleri, ideallerden ziyade güç dengeleri üzerinden şekillenmektedir” dedi.
KÜRTLER UZUN VADELİ DÜŞÜNMELİDİR
Fouskas, Ortadoğu bağlamında Türkiye’nin son 20 yıldaki ekonomik büyümenin NATO içindeki konumu ve stratejik coğrafi-militer kapasitesi nedeniyle Washington açısından vazgeçilmez bir aktör olarak görüldüğünü kaydetti. Realist uluslararası ilişkiler teorisinin de işaret ettiği gibi, büyük güçler çoğu zaman devlet dışı aktörler yerine güçlü ve kurumsal muhataplarla hizalandığını belirten Fouskas, “Bu durum, Kürtler gibi görece zayıf aktörler için önemli bir ders içermektedir: Tarihsel deneyimler gösteriyor ki yalnızca ahlaki argümanlara dayanmak yeterli değildir; stratejik akıl, ittifak çeşitliliği ve çok yönlü diplomasi zorunludur. Güçlü olan kuralları koyar; daha zayıf olan ise değişen uluslararası düzende varlığını sürdürebilmek için esnek, akıllı ve uzun vadeli bir strateji geliştirmek zorundadır” dedi.
SALİH MÜSLİM: KOBANÊ’DE KUŞATMA HALEN SÜRÜYOR
Telefon bağlantısı ile Panele katılan PYD Dış İlişkiler Sözcüsü Salih Müslim, mücadelelerinin Türk halkına karşı olmadığını açıkça ifade etmek istediklerini söyleyerek, “Aksine, halklar arasında barışın ve birlikte yaşamın esas olduğuna inanıyoruz. Etkili ve sorumluluk sahibi liderlerin adil bir çözümü desteklemesini ve gerçeği yansıtmasını umut ediyoruz; böylece bölgedeki tüm halklar onur ve barış içinde yaşayabilir” dedi.
Amaçlarının kültürel haklar, eğitim hakkı ve kendi toplumlarından oluşan yerel güvenlik güçleri aracılığıyla temel hakları güvence altına almak olduğunu söyleyen Müslim, bölge halkının kendi yöneticilerini seçtiği bir yerel yönetim sistemi istediklerini ifade etti.
Son mutabakatlara rağmen hükümet güçlerinin bazı bölgelerden çekilmediğini belirten Müslim, şunları söyledi: “Kobanê 25 gündür kuşatma altındadır ve insani durum son derece ciddidir. Halk gıda ve su sıkıntısıyla karşı karşıya kalmıştır. Ancak yakın zamanda sınırlı ölçüde su erişimi yeniden sağlanabilmiştir. Elektrik ve internet hizmetleri kesilmiş durumdadır ve şehir içindeki sivillerin koşulları hakkında çok az bilgiye sahibiz. Ayrıca insani yardımın Kobanê’ye ulaşmasının engellendiğine dair ciddi endişeler bulunmaktadır. Durum kritiktir.
Dostlarımıza ve uluslararası liderlere, kuşatmanın kaldırılması ve imzalanan anlaşmaya tam olarak uyulması için ilgili makamlar üzerinde baskı kurmaları çağrısında bulunuyoruz. Barış, kararlılık ve hesap verebilirlik gerektirir. Sürece dahil olan birçok silahlı grubun 2012’den bu yana, Kobanê ve Cizîrê dâhil olmak üzere bölgede uzun bir geçmişi bulunmaktadır. Bu grupların sicili ve sivillere yönelik eylemleri konusunda derin endişeler vardır. Bu nedenle uluslararası güvenceler ve izleme mekanizmaları hayati önem taşımaktadır. Barış ve istikrar için çabalarımızı yenileme konusundaki kararlılığımız sürmektedir. Dünyanın dört bir yanında adil bir siyasi çözümü destekleyen ve diyaloğu teşvik eden herkese teşekkür ediyoruz. Uluslararası toplumun süregelen ilgisinin, anlaşmanın uygulanmasını sağlamaya ve bölge halkının nihayet güvenlik ve onur içinde yaşamasına katkı sunmasını umut ediyoruz.”
KADIN ÖZGÜRLEŞMEDEN TOPLUM ÖZGÜRLEŞMEZ
Önder Apo’nun “No society can be free until its women are free” (Kadın özgürleşmeden toplum özgürleşemez) sözüyle konuşmasına başlayan feminist gazeteci yazar Rahila Gupta, “Sayın Öcalan, kadın özgürlüğü meselesini siyasal programının merkezine yerleştiren nadir devrimci liderlerden biridir. Kadınların evcilleştirilmesini tarihteki ilk köleleştirme olarak tanımlar ve bunun diğer tüm köleleştirmelerin önünü açtığını savunur. Kadının biyolojik farklılığının, onun toplumsal olarak ikincil konuma itilmesi için gerekçe yapıldığını; emeğinin değersizleştirildiğini ve “kadın işi” olarak küçümsendiğini ifade eder. Dini yorumların kadını kamusal alandan dışladığını, siyasal, sosyal ve ekonomik alanların erkekler tarafından devralınarak kadınların tabi konumunun kurumsallaştırıldığını belirtir.
Sayın Öcalan kadın özgürlüğünü vatan özgürlüğünden daha kıymetli gördüğünü söyleyerek devrimin yalnızca sistem değişimi değil, zihniyet dönüşümü gerektirdiğini vurgular.
Ona göre bir toplumda kadınlar özgür değilse, o toplumun demokratik ya da özgür olduğundan söz etmek mümkün değildir. Bu yaklaşım, kadın meselesini tali bir başlık olmaktan çıkarıp devrimci dönüşümün merkezine yerleştiriyor. Öcalan ulus-devletin homojenleştirici yapısına karşı Demokratik Konfederalizmi ve kadın özgürlüğünü esas alan çoğulcu bir modeli savunması, bu düşüncenin siyasal çerçevesini oluşturur” dedi.
Önder Apo’nun kapitalist sistem içinde kadın özgürlüğünün sınırlı kalacağını söylemesi de, meseleyi yalnızca kültürel değil aynı zamanda ekonomik ve sınıfsal boyutuyla ele aldığını gösterdiğini vurgulayan Rahila Gupta, “Yani Öcalan’ın kadın meselesini bir hak talebinden öte, yeni bir toplumun kurucu ilkesi haline getirdiğini düşünüyorum” diye kaydetti.
Rahila Gupta, sözlerini “Jin jiyan azadê” diyerek tamamladı.
Source: ANF News