Türkiye ve bölgenin temel gündemlerinden biri olan Barış ve Demokratik Toplum Süreci açısından 20 Temmuz’da önemli bir gelişme yaşandı. Yaklaşık iki ay aradan sonra İmralı’da önemli bir görüşme gerçekleştirildi.
Bu konuda ilk akla gelen soru, iki ay boyunca neden görüşme yapılmadığı ve ardından neden böyle önemli bir görüşmenin gerçekleştiğidir. Tahminlere göre, bu iki aylık süreçte devlet heyeti ile Önder Apo ve İmralı sekretaryası arasında görüşmeler ve müzakereler devam ediyordu. Özellikle üzerinde uzlaşı sağlanamayan noktalar ile tarafların kabul etmeyeceği muhtemel konulara ilişkin formüller arandı.
Şu ana kadar kamuoyuna yansıdığı kadarıyla, özellikle çıkarılacak yasanın çerçeve yasanın bütün Özgürlük Hareketi üyelerini (yönetici vb. ayrımı yapmaksızın), zindandaki tüm tutsakları ve yurt dışındaki tüm siyasi yasaklıları kapsayıp kapsamayacağı konusunda müzakerelerin olduğudur. Bir diğer önemli konu ise Önder Apo’nun özgür yaşar ve çalışır koşullara kavuşmasıdır. Kürdistan Özgürlük Hareketi ve birçok siyasi çevre, bunun sürecin temel koşullarından biri olduğunu savundu.
Yasanın zamanlamasına ilişkin olarak da devlet tarafının düzenlemeyi ekim ayına erteleme yaklaşımı kamuoyuna yansıyordu. Önder Apo ise her türlü ertelemeyi çok tehlikeli görüyordu. 20 Temmuz’daki görüşmeye kadar bu konuların krize dönüştüğü anlaşılıyor.
Peki, bu krizler nasıl aşıldı da çerçeve yasanın önünü açacak 20 Temmuz görüşmesi gerçekleşti? Burada, müzakerelerde ve çerçeve yasayla ilgili tıkanıklık yaşanan konularda Önder Apo’nun sürecin önünü açan bir rol üstlendiğini belirtebiliriz. Geçmiş dönemlerde de gördüğümüz gibi, Önder Apo böyle durumlarda her türlü dezavantajı avantaja dönüştürebiliyor.
Krizli başlıklardan biri olan yasanın geciktirilmesi konusunun kabul edilmediği zaten görüşmeden sonraki trafikten anlaşılıyor. Ayrıca, yasa çıktığında zindanlardaki tutsakların en az yüzde 80’inin (İmralı sekretaryasında yer alanlar da dahil) tahliye edilebileceği, yurt dışındaki siyasi yasaklıların ülkeye dönebileceği ve ülkeye dönen gerillaların siyasi ve toplumsal örgütlenme haklarına sahip olacağı anlaşılıyor.
Ama bir kısım ağırlaştırılmış müebbet cezası almış bazı siyasi tutsaklar ile gerilladaki bazı siyasi yöneticilerin mevcut yasa kapsamına alınmaması söz konusu olabilir. Tabii ki bahsi geçen kişilerin de kendi güvenli alanlarında kendilerini koruyacakları anlaşılıyor. Bence bu tartışmalı konu bir avantaja dönüşebilir. Zira bu güvenli alanlar ve burada çalışmalarını yürüten hareket üyeleri, sürecin sağlıklı yürümesi açısından bir garantör olabilir.
Önder Apo’nun sağlıklı yaşar ve çalışır koşullara kavuşması konusunda ise, sürecin başından beri kendi durumunu sürecin önünde bir engel olmaktan çıkarmaya çalıştığı görülüyor. Onu tanıyan herkes, son görüşmede de bunu yaptığını tahmin edebilir. Ancak gerillanın ve Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin, Önder Apo’yu dinlemeyeceği tek konu bu olabilir. Önder Apo’nun özgürlüğü sağlanmadan gerillayı ülkeye dönüşe ikna etmek zordur. Bu konuda, her ne kadar çerçeve yasada Önder Apo’nun kendi durumunu sorun yapmadığı belirtilse de yasanın pratikleşme adımında sorun yaşanacağı kestirilebilir.
Gerilla dışında da birçok çevre, Önder Apo’ya yönelik yaklaşımın bir turnusol işlevi gördüğünün farkında. Bu konudaki yaklaşım, Kürt halkının haklarına ve Türkiye’nin demokratikleşme sürecine ilişkin temel yaklaşımı ortaya koyuyor. Bu nedenle, zaten önemli hassasiyetlerin olduğu sürece olan güven konusunda sarsılmalar yaşanabilir.
Öncesi ve sonrasıyla 20 Temmuz görüşmesi bu şekilde özetlenebilir. Bu görüşmenin önünü açtığı çerçeve yasaya ilişkin de birkaç şey söylenebilir. Bu yasanın, sürecin hukuksal boyutunda bir başlangıç olduğu ve ilerleyen aşamalarda gerçekleşecek entegrasyon ile yasal değişikliklere zemin oluşturacağı, bir kök yasa işlevi göreceği zaten birçok kesim tarafından kabul ediliyor.
Çerçeve yasanın oluşturacağı hukuki zemin, birçok alanda yeni uygulamaların hayata geçirilmesine, ayrıca yeni komisyon ve kurulların oluşmasına yol açacaktır. Yerel yönetimlere ilişkin yasal düzenlemelerden anayasal değişikliklere, Kürt kimliğinin anayasal güvenceye alınması da dahil olmak üzere birçok değişikliği gündeme getirecektir. Buna paralel olarak, gerillanın siyasal yaşama katılımı da peyder pey gerçekleşecektir.
Bütün bu konularda temel unutulmaması gereken temel konulardan biri de birçok kez dile getirilen mücadele-müzakere diyalektiğidir. Şüphesiz İmralı’da bir müzakere süreci yürütülüyor, ama yasaları çıkaracak olan kurum Meclis’tir. Bu nedenle özgürlük ve demokrasi yanlısı tarafların Meclis’te göstereceği performans önemlidir. Hakeza, toplumun kitlesel talepleri, demokratik kamuoyunun baskısı ve toplumsal örgütlenme de müzakere sürecinin bütün başlıklarında Önder Apo’nun elini güçlendirecek, devleti ise adım atmaya zorlayacaktır.
Çıkacak yasalar hepimizin gönlüne göre olmayabilir. Ancak bu süreçte hem Önder Apo’nun geliştirdiği stratejiye ve politik adımlara güvenmek hem de bunun için aktif mücadele içinde yer alarak yaratıcı politikalar geliştirmek önemlidir. Önder Apo kendisine, Hareketine ve halkına güvenmektedir. Bunun için bu dönemde de yeni stratejiler geliştirmekte ve gerekli politik esnekliği göstermektedir. Ama bu stratejinin hayata geçebilmesi için mücadele etmek ve farklı şekillerde bu politikaya güç vermek hepimizin görevidir.
Source: ANF News