Türkiye’de başlayan sürecin baş müzakerecisi Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgür çalışma ve yaşam koşullarına kavuşması ve entegrasyon yasalarının bir an önce çıkarılması talebiyle Tevgera Jinên Azad (TJA) ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) Kadın Meclisi öncülüğünde gerçekleştirilen Gemlik yürüyüşünün üzerinden 1 hafta geçti. Gemlik Kaymakamı’nın keyfi yasak kararlarına ve polisin, “Bursalıları tutamayız” tehditlerine rağmen barış annelerinin başını çektiği kadınlar, Gemlik sahiline giderek, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a siyasi statü ve özgürlük talebiyle denize Dicle Nehri’nden getirdikleri suyu dökerek kırmızı gülleri bırakarak barış ve demokratik toplum konusunda ısrarlarını bir kez daha altını çizdiler. TJA’lı kadınlarla yürüyen ve bu tarihi anlara tanıklık eden DEM Parti milletvekillerinden Adalet Kaya, ANF’ye konuştu.
‘YASAL DÜZENLEMELERİN YAPILMAMASI CİDDİ BİR GÜVENSİZLİK OLUŞTURUYOR!’
DEM Parti Amed Milletvekili Adalet Kaya, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın yasal güvencelerle ve eşit koşullarda baş müzakereci olarak sürece dahil edilmesinin kritik önemine vurgu yaparak sözlerine başladı. Kürt meselesinin barışçıl ve demokratik çözümüne ilişkin özellikle Kürdistan’da gerçekleştirdikleri halk toplantılarında sürece ilişkin yasal düzenlemelerin yapılmamasının ciddi bir güvensizlik oluşturduğunu gözlemlediklerini belirtti. Her yerde berrak bir şekilde süreci analiz edebilen bir halk gerçekliği, kadın gerçekliği olduğunu ifade eden Adalet Kaya, yılların vermiş olduğu deneyimler sonucunda iktidara güvenilmediğini ve sürecin güvence altında ilerlemesi için öncelikle yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğini dile getirdiklerini aktardı.
‘EŞİT KOŞULLARDA MÜZAKERE SAĞLANMASI GEREKİYOR!’
Sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için hukuki zeminin oluşturulması gerektiğini vurgulayan Adalet Kaya, bunun ancak eşit koşulların sağlanmasıyla mümkün olacağını ifade etti. Özellikle taraflar arasında eşit koşullar oluşturulması konusunda hassasiyetin öncelik taşıdığını kaydeden Kaya, “Kürt halkı da Kürdistanlı kadınlar da Sayın Abdullah Öcalan’ı sürecin baş müzakerecisi olarak tanımlamış, tayin etmiş. Dolayısıyla onun da eşit koşullarda bu sürecin yürütücüsü olmasını istiyorlar. Baş müzakereci olarak siyasi ve yasal statüsünün tanınmasını ve fiziki özgürlüğünün sağlanmasını bekliyorlar” vurgusunda bulundu.
‘SAYIN ÖCALAN DEVLET KADAR RAHATÇA HERKESLE İLETİŞİM KURMALIDIR!’
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın sürecin mimarı ve baş müzakerecisi olmasına rağmen İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Ada Hapishanesi’nde tecrit koşullarında tutulduğunu hatırlatan Adalet Kaya, “Devlet yetkilileri İmralı’ya gidiyorlar ve sürece dair, bölgedeki savaşa dair görüşlerini alıyorlar ama bunu hep örtük bir şekilde, gizli kapılar arkasında yapıyorlar. Bunun artık şeffaf olması gerekiyor. Sayın Öcalan’ın da devlet kadar rahatça herkesle iletişim kurması, bilgi edinmesi, akademisyenlerle, gazetecilerle görüşmesi gerekiyor ki Ortadoğu’daki bölgesel savaşın sonlanması açısından etkisi olsun. Çünkü Sayın Öcalan’ın paradigmasında gerçekten bu savaşı sonlandıracak bir irade, bir formül mevcut. Bunun hayata geçirilmesi için de onun gerçekten yürütücü olarak o yasal güvenceye kavuşması gerekiyor” dedi.
‘NE STATÜKOCU SİSTEM NE DE EMPERYALİST DİZAYNA ESİR OLMAK!’
Emperyalist saldırganlığın kural tanımadığını, uluslararası sözleşmeleri ve evrensel hukuk normlarını tamamen hiçe sayan bir noktaya vardığını kaydeden Adalet Kaya, şu hususlara dikkat çekti: “Mevcut kapitalist sistem kendi sömürü düzenini sürdürmek için yeni bir dünya dizaynı arayışında ve bölge halkları onun umurunda değil. Bu nedenle bütün Ortadoğu halkları ve inançlar tehdit altında. Bunu görmek gerekiyor. Sayın Öcalan’ın perspektifi bu açıdan hayati öneme sahip. Ne var olan statükocu sistemi sürdürmek ne de emperyalist sistemin yaratmak istediği o dizayna esir olmak, mahkum olmak. İkisine de mecbur değiliz. Üçüncü yol dediğimiz mücadele hattıyla halklar farklı kimlikler, farklı inançlar, farklılıklarını da koruyarak ortak bir yaşam, ortak bir yönetim sistemi inşa edebilirler. Bu mümkün. Bunun mümkün olduğunun örneği aslında bu paradigmanın yaşamsal olduğu Rojava örneğinde mevcut. Rojava modeli her ne kadar saldırıların hedefi olduysa da biz bunun uzunca bir müddet yaşamsal olabildiğine tanıklık ettik, gördük. Aslında emperyalist güçlerin müdahalesi, saldırısı olmasa, halklar kışkırtılmasa, düşmanlaştırılmasa, karşı karşıya getirilmese gerçekten birlikte ortak bir yaşam inşa etmek mümkün ve biz bunu biliyoruz artık. Ama bunu bütün halkların görmesi gerekiyor. Bunun farkına varılması için de gerçekten bu paradigmanın daha fazla duyulması, görülmesi, anlaşılması, anlatılması gerekiyor. Biz siyasetçiler ve kadınlar her yerde bu paradigmayı anlatma ve inşa etmekle yükümlü olan kişileriz. Zaten Sayın Öcalan’ın da ısrarla vurguladığı gibi demokratik, kadın özgürlükçü ve ekolojik yönetim paradigmasının kadın ve gençlerin öncülüğünde olması gerekiyor. Bu önemli çünkü cinsiyetler arasındaki eşitsizlik giderilmediği sürece ya da kapitalist sistemin doğa üzerinde yaratmış olduğu o sonsuz sömürü sistemi, o tahakküm sistemi geriletilmediği sürece halklar da, kadınlar da, gençler de herkes kaybetmeye mahkum.”
‘TOPLUMDA KUTUPLAŞMAYI YARATANLARIN BU YARILMAYI ONARMASI GEREKİYOR’
Kürt Kadın hareketinin tüm halklar için yaşamsal olan bu paradigmayı inşa etmenin çabası ve mücadelesi içerisinde olduğunu hatırlatan Adalet Kaya, şunları kaydetti: “Mesajımız ve taleplerimiz net; Sayın Öcalan’ın özgür çalışma koşullarının, özgür yaşam koşullarının oluşması gerekiyor. Çünkü kadınlar ve diğer bütün diğer kesimler olarak onu, halklar açısından barışı ve özgürlüğü temin edecek kişi olarak görüyoruz. Sayın Öcalan bir şanstır ve kendisinin de sıkça vurguladığı gibi süreci dar siyasi kalıplara sıkıştırmamak gerekiyor. Bu çıkıştan önceki son kapıdır. Bunu devlet de biliyor. Sayın Öcalan’sız bu süreç olmaz. Yasal düzenlemeler çok hızlı bir şekilde çıkarılabilir. Toplum hassasiyetinden söz ediliyor ama biz önceki deneyimlerden de biliyoruz ki bu Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın iki olumlu konuşma yapmasına bakar. Sonuçta bu kutuplaşmayı yaratmış olanların bunu onarması gerekiyor ve bu açıdan sürecin önünü açan konuşmalar toplumdaki bu yarılmanın onarılmasına ön ayak olabilir. Bu aslında yönetenlerin açıklamalarına ve yapacakları iki üç politik hamleye bakar.
‘GÜLİSTAN DOKU ÖRNEĞİNİN ORTAYA ÇIKARDIĞI KARANLIĞI TEMİZLEMEK GEREKİYOR!’
İktidarın homojen olmadığını ve içinde çok farklı düşünceye sahip kesimler olduğunu biliyoruz. Bu süreci sonuna kadar götürmek isteyen bir kesim olduğu gibi, sona ermesini isteyen bir kesim de var. İktidarın, bürokrasinin ve bakanlıkların içerisinde hem destekleyen hem desteklemeyen, sürecin bozulmasını isteyen kesimler olduğunu biliyoruz ve görüyoruz. Bugün mesela Gülistan Doku örneği bunu çok net sergileyen bir dosya, bir dava. Orada devletin karanlık bir tarafının olduğu açıkça ortaya döküldü. AKP iktidarının yaratmış olduğu bir bürokratik suç şebekesinden bahsediyorum. Dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu zaten devlet içerisinde çete yapılarının en çok oluştuğu dönemi temsil ediyor. Bunların da temizlenmesi gerekiyor elbette. Muhtemelen süreç açısından da bu böyle ve kendi içerisinde de bir çatışmalı durum söz konusu. Şu anda çok güçlü bir damar süreci destekliyor ve çok önemli. Bu damarı büyütmek gerekiyor ve o zayıf olanı, çürümüş olanı temizlemek gerekiyor. Artık oradan kurtulmak gerekiyor. Çünkü oradan bir çözüm olmadığı ortaya çıktı zaten. Bu açıdan hızlı biçimde güven sağlayacak adımların atılması lazım. Ve bu ilk adımlar açısından yasal düzenlemeye bile ihtiyaç yok, sadece Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararlarının uygulanmasıyla başlanması ve daha sonra yasal düzenlemeler toplumu rahatlatacaktır.”
Source: ANF News