‘Ağız içi arama’ dayatması, hasta tutsak Çağırıcı’nın yaşam hakkını tehdit ediyor

‘agiz-ici-arama’-dayatmasi,-hasta-tutsak-cagirici’nin-yasam-hakkini-tehdit-ediyor

Özgürlükçü Hukukçular Derneği (ÖHD) Wan Şubesi üyesi Avukat Heliz Alparslan, Giresun Espiye Cezaevi’nde dokuz yıldır tutulan kronik hasta tutsak Mehmet Çağırıcı’nın sağlık durumuna ve cezaevinde uygulanan hak ihlallerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kalp ve hipertansiyon hastası olan Çağırıcı’nın, cezaevi sürecinde bel fıtığı ve hemoroid hastalıklarına da yakalandığını belirten Heliz Alparslan, cezaevi yönetiminin hastane sevklerinde dayattığı “ağız içi araması” uygulaması nedeniyle müvekkilinin sağlığa erişim hakkının tamamen engellendiğini belirtti.

Hukuki olarak meslek örgütlerine yapılan başvuruları ve 5275 sayılı Kanun’un 16. maddesi kapsamında Giresun Espiye Cumhuriyet Başsavcılığı’na sunulan infaz erteleme talebini aktaran Heliz Alparslan, cezaevi idaresinin insan onuruna aykırı uygulamalardaki ısrarı nedeniyle Adli Tıp Kurumu (ATK) muayenesinin de gerçekleştirilemediğini ifade etti. Heliz Alparslan, tedavi sürecinin ivedilikle bağımsız sağlık heyetlerince başlatılması gerektiğini vurguladı.

Cezaevi yönetiminin insan onuruna aykırı uygulamaları dayattığını dile getiren Heliz Alparslan, bu durumun sağlığa erişim koşullarını tamamen tıkadığına dikkat çekerek şunları belirtti:

“Müvekkil Mehmet Çağırıcı, yaklaşık 9 yıldır Giresun Espiye Cezaevi’nde bulunmaktadır. Kendisi kronik hipertansiyon ve kalp hastasıdır. Cezaevinde geçirdiği bu uzun süre zarfında, mevcut rahatsızlıklarına ek olarak bel fıtığı ve hemoroid hastalıkları da baş göstermiştir. Ancak müvekkilin sağlığa erişim koşulları şu an tamamen tıkanmış durumda. Cezaevi yönetimi, tutukluların hastane gibi kurumlar arası sevklerinde hukuka, insan onuruna ve uluslararası insan hakları sözleşmelerine açıkça aykırı olan ‘ağız içi araması’ uygulamasını dayatmaktadır.”

Heliz Alparslan, müvekkilinin bu onur kırıcı aramayı reddettiği için tam teşekküllü bir hastaneye sevk edilmediğini ve bu durumun hastayı çözümsüz bir açmaza sürüklediğini ifade etti: “Müvekkil, anayasal bir hak olan insan onurunun korunması ilkesi gereği bu onur kırıcı aramayı kabul etmediği için tam teşekküllü bir hastaneye sevk edilmemektedir. Dokuz yıldır sadece cezaevi revirindeki kısıtlı imkanlarla tedavi olmaya çalışmaktadır ve yeni gelişen bel fıtığı ve hemoroid gibi rahatsızlıkları için ise tam teşekküllü bir hastaneye gidemediğinden ötürü henüz doğru bir teşhis dahi konulamamıştır. Müvekkil, insan onurunu korumak ile tedavi olmak arasında korkunç bir ikileme zorlanmaktadır.”

‘YAŞAM HAKKI, BU DAYATMA YÜZÜNDEN DOĞRUDAN TEHDİT ALTINDADIR’

Çağırıcı’nın geçmişten gelen resmi sağlık raporlarının mevcut olduğunu ve durumun “kritik” bir aşamaya geldiğini vurgulayan Avukat Heliz Alparslan, cezaevinde yaşanan son tehlikeli süreci ise şöyle aktardı: “Müvekkilin kronik kalp ve hipertansiyon hastalıklarına ilişkin geçmişten gelen resmi sağlık raporları mevcut. Durumunun aciliyeti ise kelimenin tam anlamıyla ‘kritik’ bir aşamadadır. En son 27 Nisan 2026 tarihinde müvekkilin tansiyonu tehlikeli bir sınır olan 20’ye kadar yükselmiş ve sağlık durumu ciddi şekilde sarsılmıştır. Cezaevi doktorları dahi durumun vehameti karşısında acil olarak hastaneye sevk kararı çıkarmıştır.”

Heliz Alparslan, cezaevi yönetiminin dayatmadaki ısrarı nedeniyle müvekkilinin hayati riskleri göze alarak hastaneye gidemediğini ve bu durumun her an geri dönüşü olmayan bir felakete yol açabileceğini ekleyerek şunları söyledi: “Ancak cezaevi yönetiminin ‘ağız içi araması’ dayatmasındaki ısrarı nedeniyle müvekkil, tüm hayati riskleri göze alarak bu onur kırıcı uygulamayı reddetmiş ve hastaneye gidememiştir. Kronik bir kalp ve tansiyon hastasının, hastane şartlarında alması gereken acil müdahaleden mahrum bırakılması, her an geri dönüşü olmayan bir felakete (kalp krizi, beyin kanaması vb.) davetiye çıkarmaktadır. Yaşam hakkı, bu dayatma yüzünden doğrudan tehdit altındadır.”

‘YETKİLİLER ÇÖZMEK YERİNE SÜRECİ KİLİTLEMEYİ TERCİH ETMEKTEDİR’

Müvekkilinin sağlık durumunun tespiti ve raporlanması adına ilgili meslek örgütleri ve sendikalara resmi başvurularda bulunduklarını belirten Heliz Alparslan, acil tehlikenin önüne geçmek için yargısal yollara da başvurduklarını kaydetti: “Müvekkilin var olan kronik rahatsızlıkları ve cezaevinde ortaya çıkan yeni hastalıklarının tespiti ile sağlık durumunun bağımsız hekimlerce raporlanabilmesi adına 18 Haziran 2025 tarihinde hem Van-Hakkari Tabip Odası Yönetim Kurulu’na hem de Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Yönetim Kurulu’na ayrı ayrı resmi başvurularda bulunduk.

Bunun hemen ardından, müvekkilin yaşamına yönelik ciddi ve yakın tehlike arz eden bu tablonun önüne geçebilmek adına 14 Temmuz 2025 tarihinde Giresun Espiye Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurduk. Bu başvurumuzda, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 16. maddesi ve devamı hükümleri uyarınca müvekkilin hayati tehlikesi nedeniyle infazının ertelenmesini/durdurulmasını talep ettik.”

Hukuki süreç doğrultusunda sevk edilen Adli Tıp Kurumu muayenesinin de cezaevi idaresinin aynı engeline takıldığını belirten Avukat Heliz Alparslan, resmi makamların çözümsüzlük ürettiğine dikkat çekerek, “Bu hukuki süreç doğrultusunda kendisinin Adli Tıp Kurumu’na sevki yapıldı. Ancak ATK süreci ve muayenesi aşamasında da cezaevinin aynı ‘ağız içi arama’ dayatması bir bariyer olarak önüne çıkarıldığı için, müvekkil haklı olarak bu onur kırıcı muameleyi kabul etmemiş ve dolayısıyla ATK muayenesi de gerçekleştirilememiştir. Resmi makamlar, mevzuattaki bu insanlık dışı dayatmayı çözmek yerine süreci kilitlemeyi tercih etmektedir” dedi.

‘GÜVENLİK GEREKÇESİ, GÖZ GÖRE GÖRE ÖLÜME TERK ETMENİN BİR KILIFI OLAMAZ’

Ortada açık bir anayasal suç ve insan hakları ihlali olduğunu dile getiren Avukat Heliz Alparslan, cezaevi yönetiminin öne sürdüğü gerekçelerle sorumluluktan kaçamayacağını şöyle eleştirdi: “Burada açık bir anayasal suç ve insan hakları ihlali söz konusudur. Sağlığa erişim ve yaşam hakkı, en temel ve devredilemez haklardandır. Güvenlik gerekçesi, bir insanın onurunu çiğnemenin veya onu göz göre göre ölüme terk etmenin bir kılıfı olamaz. Cezaevi yönetimi, ‘sağlık hizmeti sunuyoruz ama aramayı kabul etmiyor’ diyerek sorumluluktan kaçamaz.”

Heliz Alparslan, infaz erteleme talebinin acilen uygulanması gerektiğini belirterek aksi halde yaşanacak tüm olumsuz durumlardan yetkililerin sorumlu olacağını vurguladı: “Çünkü sundukları alternatif, insanın onurunu teslim etmesini şart koşmaktadır. İnfaz erteleme talebimizin ivedilikle işleme konulması ve müvekkilin bağımsız sağlık heyetlerince, insan onuruna yakışır koşullarda acilen tedavi altına alınması gerekmektedir. Aksi takdirde yaşanacak her türlü olumsuz sonuçtan, bu bürokratik dayatmada ısrar eden yetkililer sorumlu olacaktır.”

Source: ANF News

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

mt-sample-background

© 2024 Egerin. All rights reserved.

Scroll to Top

Subscribe to receive News in Email

* indicates required

Intuit Mailchimp