Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin Meclis ayağını, bugüne kadar atılan adımları ve önümüzdeki dönemde Meclis’in üstlenmesi gereken rolü ANF’ye değerlendiren DEM Parti Siirt Milletvekili Sabahat Erdoğan Sarıtaş, sürecin toplumda bulduğu karşılığa, siyasetin sorumluluğuna ve Meclis’in rolüne ilişkin başlıkların yanı sıra kalıcı barış için atılması gereken adımlara dikkat çekti.
Sabahat Erdoğan Sarıtaş, toplumun sürecin doğrudan öznesi olduğunu vurgularken, devletin atması gereken adımları hızlandırması ve Kürt sorununun demokratik çözümü konusunda somut adımlar atılması gerektiğini belirtti.
‘HALK BU SÜRECİN KENARINDA DEĞİL, DOĞRUDAN İÇİNDE VE ÖZNESİDİR’
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin halk ve toplumdaki karşılığını değerlendiren Sabahat Erdoğan Sarıtaş, bunun aynı zamanda sürecin ortaya çıkışının da bir sonucu olduğunu söyledi.
Sürecin en başından bu yana gerek kamuoyu yoklamalarında gerekse halkla buluşmalarında büyük ölçüde desteklendiğini gördüklerini aktaran Sabahat Erdoğan Sarıtaş, özellikle Önder Apo şahsında Kürt Siyasal Hareketi üzerinden gelişen ve yürüyen kısmının halk tarafından büyük bir destek ve sahiplenmeyle karşılandığını belirtti.
Sabahat Erdoğan Sarıtaş şöyle devam etti:
“Sayın Abdullah Öcalan bu süreci başlatırken de öznenin halkın kendisi olduğunun altını çizmişti. Halk bu sürecin kenarında, dışında ya da izleyici konumunda bir yerde değil, doğrudan içinde ve öznesidir. Neden bunu söylüyoruz? Çünkü bu sürecin en önemli kısmı örgütlenme, komün anlayışını hayata geçirebilmek ve yeni bir yaşamı inşa etmektir. Bütün bu saydıklarımız halihazırda halkın içinde olduğu, kendisini merkezinde gördüğü aşamalar. Dolayısıyla ne Sayın Öcalan ne de bizler bir ütopyadan bahsetmiyoruz; var olanı, halkın olanı halklaştırıyoruz bir bakıma. ‘Karşılık bulma’ konusuna bu noktadan bakmak daha doğru olacaktır.”
‘DEVLETİN ATMASI GEREKEN ADIMLAR HIZLANDIRILMALI’
Sürecin karşılık bulmayan yönlerine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Sabahat Erdoğan Sarıtaş, ilk akla gelen başlığın devlet ayağında atılması gereken adımların zamanında atılmaması olduğunu söyledi.
Meclis kapanmadan önce Kürt sorununun çözümü için başlangıç sayılabilecek bir yasanın çıktığını hatırlatan Sabahat Erdoğan Sarıtaş, “Çünkü Kürt sorunu bu ülkenin yasasında ve belki de hukukunun ilk sayfalarında yerini almış oldu. Bu haliyle önemli ancak tamamlanması gereken bir adım olarak nitelendirdik” dedi.
Devlet kanadının süreci hızlandırarak diğer aşamalara geçmesi gerektiğini vurgulayan Sabahat Erdoğan Sarıtaş, cezaevlerinin boşaltılması ve dağdan dönüşlerin sağlanması gibi kritik başlıklarda henüz somut adımlar atılmadığına dikkat çekti.
Bu ve benzeri başlıkların ağır aksak ilerlemesinin sürece olan güveni sarstığını belirten Sabahat Erdoğan Sarıtaş, iktidar mensupları tarafından da dile getirilen “sürecin enfekte edilme riski”nin toplumda kaygı yarattığını ifade etti.
Medyanın, özellikle ana akım medyanın kullandığı dilin de hâlâ barış ve çözüm dili olmadığını kaydeden Sabahat Erdoğan Sarıtaş, “Buna benzer birçok başlık var, bütün bunlar toplamda karşılık bulmama ya da temkinli bir iyimserlik halini getiriyor” dedi.
‘SİYASET ALANI DAHA FAZLA SORUMLULUK VE RİSK ALMALI’
Siyasetin süreçteki rolüne ilişkin değerlendirmelerini sürdüren Sabahat Erdoğan Sarıtaş, Kürt sorununun ilk defa siyasetin bu kadar gündemine girdiğini ve siyasetin sorunun öznesi olma durumunun ortaya çıktığını belirtti.
Mevcut durumda siyasetin olduğundan daha fazla mesai harcaması gerektiğini söyleyen Sabahat Erdoğan Sarıtaş, sorunun mahiyeti, ciddiyeti ve ağırlığı dikkate alındığında siyaset alanının daha fazla sorumluluk ve risk alması gerektiğini vurgulayarak, “Bu konuda hiçbir parti geride durmamalıdır, hiç kimsenin böyle bir lüksü yok” dedi.
Siyasi partilerin en az toplum kadar cesur olması gerektiğini belirten Sabahat Erdoğan Sarıtaş, şöyle devam etti:
“Bu cesaretin siyasette olması gerekiyor. Halkın güvenini, toplumsal rızayı ancak bu şekilde kurabilirsiniz.”
İnsanların hem umutlu hem cesur hem de temkinli olduğunu belirten Sabahat Erdoğan Sarıtaş, “Bizler bu konuda kendimize ve halkımıza güveniyoruz. Dolayısıyla şunu çok iyi biliyoruz ki bu süreci halkın öz gücü nihayete erdirecektir” dedi.
‘BÜYÜK ACILAR YAŞANDI, ŞİMDİ BUNLARLA YÜZLEŞME ZAMANI’
Toplumda yıllardır biriken öfke, güvensizlik ve yorgunluğun sürece etkisini değerlendiren Sabahat Erdoğan Sarıtaş, şunları söyledi:
“Bütün bu duygular, tekrar etmesin diye düşünülenin aksine, süreci olumlu yönde etkiliyor. Bu duygular süreci sadece bir temenni olmaktan çıkarıp doğrudan etkileyen bir konumdadır. Büyük acılar yaşandı, büyük bedeller ödendi. Şimdi bunlarla yüzleşme ve yıllardır sürdürülen çözümsüzlüğü çözüme kavuşturma zamanıdır.
“Kürt halkı her şeyiyle bu ülkenin hukukunda olmak istiyor. Bu aşamadan sonra vereceğimiz mücadele de buna dönük olacaktır. Yüz yıllık resmi ideoloji, yıllarca Kürtleri de Kürt sorununu da baskı ve inkârla yok saydı. Gelinen noktada bunun böyle sürdürülemeyeceği, yüz yılın sonunda görüldü. Süregelen mücadele, özellikle de son 50 yıllık direniş tarihi, bunu bir şekilde devlet aklına kabul ettirdi.
“Şimdi bu ağır sorunu artık şiddetten uzak bir şekilde çözebilme fırsatına hiç olmadığı kadar yakınız. Sayın Abdullah Öcalan’ın bu sorunun çözümüyle ilgili ‘idam sehpasından çözüm masasına’ diye tariflediği durum, çok tarihi ve gerçekçi bir bakıştır. Bu bakış açısıyla hareket etmek sadece Kürtlere değil, tüm bölgeye kazandıracaktır.”
‘BU ÜLKE GENÇLERE BİR GELECEK VADETMİYOR, GELECEKSİZLİK DAYATIYOR’
Gençlerin siyasetten ve barış tartışmalarından uzaklaşmasının birden fazla nedeni bulunduğunu belirten Sabahat Erdoğan Sarıtaş, özellikle son 20 yılda artarak devam eden baskılara dikkat çekti.
Sabahat Erdoğan Sarıtaş şöyle konuştu:
“Bugünün Türkiye’sinde gençleri olması gerektiği yerde görmek pek mümkün değil maalesef. Bunun en önemli nedenlerinden biri, özellikle son yirmi yılda artarak devam eden baskı hali. Mevcut iktidarın gençlerle ilgili çok iç açıcı politikaları olmadı. Gençlere alan açmak yerine mevcut alanlarını da kapatmayı tercih eden iktidar aklı, varlığının önemli bir kısmını da burada gördü.
“Çok uzun zamana yayılan belirsizlik ve bilinmezlik durumu, gençliğin yönünü de dikkatini de başka alanlara çevirdi. Dolayısıyla istihdamdan ekonomik özgürlüğe, seyahat hakkından sosyal yaşama, siyasetten barış tartışmalarına kadar toplumun öncü gücü olması gereken gençlik bu rolünü oynayamadı. Bu ülke gençlere bir gelecek vadetmiyor, geleceksizlik dayatıyor.”
Sanal bahis alanlarına da dikkat çeken Sabahat Erdoğan Sarıtaş, en iyi üniversitelerden mezun gençlerin büyük bölümünün ucuz ve güvencesiz işlerde çalışmak zorunda kaldığını, gençlerin zihin dünyasının günübirlik hayat telaşına sürüklendiğini söyledi.
‘GENÇLERİ FUHUŞA, UYUŞTURUCUYA, BAHİSE VE ŞANS OYUNLARINA SÜRÜKLEYEN BİR SİSTEM KURULDU’
Özellikle Kürdistan’daki gençlerin durumuna dikkat çeken Sabahat Erdoğan Sarıtaş, “Gençleri ısrarla ve inatla fuhuşa, uyuşturucuya, bahise ve şans oyunlarına sürükleyen bir sistemin kurulduğunu söylemek yanlış olmaz” dedi.
Genç kadınlar açısından ayrıca değerlendirme yapılması gerektiğini ifade eden Sabahat Erdoğan Sarıtaş, kadın cinayetleri ve cezasızlık politikalarına dikkat çekerek, Gülistan Doku, Rojin Kabaiş, Rojvelat Kızmaz ve İpek Er’i hatırlattı.
‘GENÇLER İKTİDAR AKLININ POLİTİKALARINA TESLİM OLMAK ZORUNDA DEĞİL’
Bütün bu tabloya rağmen gençlerin çözümsüz ve alternatifsiz bir ruh haliyle yaşamak zorunda olmadığını belirten Sabahat Erdoğan Sarıtaş, mücadele alanlarının bulunduğunu söyledi:
“Elbette bütün bu karanlık tablo karşısında çözümsüz, alternatifsiz ve yılgın bir ruh haliyle yaşamak zorunda değiliz. Buna mecbur değiliz. Gençlik Meclisimiz üzerinden sözünü ettiğim bütün başlıklarda bir mücadele alanı açtık, açmaya çalışıyoruz.
“Barışta da siyasette de bu ülkenin hiçbir genci iktidar aklının politikalarına teslim olmak zorunda değil. Bu aklın da mücadele ile değişebileceğine inanmak gerekiyor. Bugüne kadar mücadele ile ne kadar çok değiştiğini kendilerinden önceki kuşaklara bakıp görebilirler. Dolayısıyla barışı, politikayı, ekonomiyi, ekolojiyi, kısacası yaşamın her alanını mücadele ile özgürleştirebilir, örgütleyebilir ve elbette gençleştirebiliriz.”
‘İNANÇ VE KARARLILIK SÜRECİN EN HAYATİ ANAHTARLARI’
Sürecin önündeki siyasi engellerin yanı sıra toplumsal olarak aşılması gereken başlıklara da değinen Sabahat Erdoğan Sarıtaş, inanç ve kararlılığın çatışma çözümlerinin en hayati anahtarları olduğunu belirtti.
“Uzun yıllar süren şiddet halinin hukuka ve siyasete evrilmesi kolay değil ve hemen olacak bir şey de değildir. Ancak bu imkânsız da değildir” diyen Sabahat Erdoğan Sarıtaş, Abdullah Öcalan’ın “bin kilometrelik yolun ilk adımı” metaforunu hatırlatarak, “Çok uzun bir yoldan geldik, daha bir o kadar da yolumuz var. O nedenle yılmadan, yorulmadan sorumluluklarımızın bilinciyle süreci omuzlamaya devam etmeliyiz” ifadelerini kullandı.
‘SORUNUN ÇÖZÜMÜ SADECE KÜRTLERİ DEĞİL, TÜM TÜRKİYE TOPLUMUNU İLGİLENDİRİYOR’
Toplumda sürecin ağırlığını ve ciddiyetini henüz idrak edemeyen kesimlerin bulunduğunu belirten Sabahat Erdoğan Sarıtaş, bu kesimlerin günübirlik siyasi hesaplar ve ırkçı reflekslerle hareket edebildiğini söyledi.
Sabahat Erdoğan Sarıtaş, “Yüz yıllık bir sorunu çözerken hiç kimse her şey tam anlamıyla yolunda gidecek sanmasın. Elbette pürüzler de çıkacak, karşıtlar da olacak. Ancak mühim olan bu süreçte bu kesimlere resmin büyüğünü gösterebilmek. Bu sorunun çözümünün sadece Kürtleri değil, tüm Türkiye toplumunu ilgilendirdiğini anlatmak durumundayız” dedi.
‘SÜRECİ İTİBARSIZLAŞTIRMA ÇABALARI DEVAM EDİYOR’
Sürece yönelik eleştiriler ile süreci itibarsızlaştırma çabalarının birbirinden ayrılması gerektiğini belirten Sabahat Erdoğan Sarıtaş, sürecin eleştirilebileceğini, eksiklerinin konuşulabileceğini ve tartışılabileceğini kaydetti.
Sabahat Erdoğan Sarıtaş, “Sosyal medya gibi suni alanlarda Sayın Öcalan şahsında süreci değersizleştirmek, yenilgi ve yılgınlık hali yaratmak isteyenlere de prim vermemek gerekiyor. Bu kadar ağır bir sorun şiddet sarmalından hukuk ve siyaset alanına gelmişken, kimin çözüm adına bir sözü varsa o şekilde gelmelidir” diye konuştu.
‘HERKES KAFASINDAKİ KÜRT YERİNE KARŞISINDAKİ KÜRTLE KONUŞMALI’
Sürecin sonunda barış içinde ve demokratik bir toplum görmek istediklerini belirten Sabahat Erdoğan Sarıtaş, bunun yalnızca mevcut süreçle sınırlı bir hedef olmadığını ifade etti.
“Mücadelemizden vazgeçmedik, mücadelemizin şeklini ya da direnişin tarzını değiştirdik” diyen Sabahat Erdoğan Sarıtaş, şöyle devam etti:
“En karşıt fikirdeki insanlara yıllardır hep şunu anlattık: ‘Kafanızdaki değil, karşınızdaki Kürtle konuşun.’ Şimdi o noktadayız. Değişmesi gereken temel noktalardan biri de belki budur. Herkes artık kafasındaki Kürt yerine karşısındaki Kürtle konuşmayı seçmelidir.
“Toplumsal barışı da Kürt sorununun demokratik çözümünü de buna benzer diğer tüm kronik sorunları da şu an başlattığımız süreç gibi, konuşarak, tartışarak, yüzleşerek ve barışarak çözebiliriz. Çözümün ve barışın temel parametreleri bunlardır.”
Devletin Kürtlerin eşitlik talebinin önemini görmesi gerektiğini belirten Sabahat Erdoğan Sarıtaş, bunun inanç, kültürel haklar, bireysel hak ve özgürlükler ile yaşam tarzı açısından da geçerli olduğunu söyledi.
Sabahat Erdoğan Sarıtaş sözlerini şöyle tamamladı:
“İnşa, yapıcı bir tarzı, üslubu, anlayışı ve dili gerektirir. Yıkıcı ve yıpratıcı bir anlayışın inşa etmek gibi bir derdi olamaz. Dolayısıyla Barış ve Demokratik Toplumun inşası mücadeleyi ve direnişi gerektirir. Kürt halkı bu her iki kavramın da yabancısı değildir. Aksine bu coğrafyada bu kavramların yaratıcısıdır.”
Source: ANF News