Bayhan: Türkiye işçi sınıfı barış mücadelesine hazır değil

bayhan:-turkiye-isci-sinifi-baris-mucadelesine-hazir-degil

Geçtiğimiz günlerde aralarında EMEP, EHP gibi partilerin olduğu 11 siyasi parti, iktidarın süreci oyalama mantığından vazgeçmesi ve artık somut adımların atılması için bir bildiri yayımladı. Yayımlanan bildiride iktidarın sürece dair oyalama taktiğinden vazgeçmesi istendi.

Bildiride imzası bulunan EMEP’in İstanbul Milletvekili İskender Bayhan, bildiri ile birlikte yeniden tartışılan ortak mücadele hattı, Türkiye işçi sınıfı ve sosyalistlerin yeni dönem mücadelesine hazır olup olmadıkları konularında ANF’ye değerlendirmelerde bulundu.

‘BİLDİRİ ORTAK MÜCADELE HATTININ ÖNEMİNİ DE GÖSTERDİ’

Yayımlanan bildirinin uzun bir sürecin ürünü olduğunu belirten Bayhan, bu süreçte ilk etapta 6 parti ile yapılan açıklamanın bugün 11 siyasi parti ile yapılmasının önemli olduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “Aslında yayımlanan bildiride daha önceki yapılan çalışmalarda hatırlarsanız bir bildiri sürecin ilk başlangıcında da yayımlanmıştı yine. Ama orada 6 parti, örgüt vardı. Burada daha çok DEM içerisinde, HDK içerisinde bileşen durumda olan parti ve örgütlerin de imzası vardı. O zamanki bildiri de aslında bir dönemin devamı olarak sürdürülen ortak mücadele çalışmalarının çabalarının bir parçası. Emek ve Özgürlük İttifakı’nı o zaman oluşturan partiler olarak bizler bu süreci daha da geliştirerek, ilerleterek devam edelim. Bu sürecin birikimi seçim yenilgisine rağmen heba olmamalı, daha da ilerlemeli fikriyle hareket ettik. Onun devamı olarak süren görüşmelerde ve bu İmralı süreci içindeki tartışmalar ve özellikle de saray rejiminin somut adım atmama konusundaki ısrarı, sürekli süreci oyalayan, sürekli beklenti yaratan ama pratik adım atmayan tutumu karşısında birlikte bir çıkış yapmak, birlikte bir tutum ortaya koymak için gündeme gelmişti ve o bildiri de öyle yayımlandı.

Ama aynı zamanda güncel olarak Ortadoğu’daki gelişmeler ve İran savaşı ve NATO’yla da birleşen bir özellik taşıdı. Dolayısıyla hem bölgede barış hem içeride barış ve demokratikleşme için somut adım atılması ekseninde bir bildiri ortaya çıktı. Bunun gelişmesi mümkün. Hatta mümkün değil, bir ihtiyaç. Emek ve Özgürlük İttifakı’nın ortak mücadele platformunun aslında büyük oranda güncelliğini koruduğunu düşünüyoruz. O bildirinin yenilenmesi, bugünkü gelişmelere bağlı olarak bir kez daha gözden geçirilip, bugün yeni ortaya çıkan ihtiyaçlarla birlikte ortak bir mücadele platformu olarak tartışılması ve yeniden bütün Türkiyeli emek, barış, demokrasi güçlerinin imzasına, onayına açılması, onların desteğini alması için de bir çaba göstermemiz gerektiğini düşünüyoruz.

Bunu da orada paylaştık, dile getirdik ama bu hemen önümüzde kısa sürede olacak gibi bir iş olarak gözüküyor. Sadece şunu belki önemsemekte yarar var. Bildiri sürece dair ve bölgede yaşanan gelişmeler üzerinden barış yolunda somut adım atılmasını içeriyor. Ama bölgede barış, içeride hem demokratikleşme hem barış ekseni içeriyordu. Ama aslında Emek ve Özgürlük İttifakı’nın bildirgesi ve bugünün nesnel koşullarını düşündüğümüzde bu iç ekonomik ve politik, dış politik bütün acil talepleri içeren temelde bir ittifaka, bir ortak mücadele platformuna ihtiyaç olduğunu da ortaya koyuyor. Hani biz Türkiye’de artık ekonomik talepler için mücadeleyle yani asgari ücret mücadelesinden insanca yaşamak, çalışmak için verilecek mücadeleyle, demokratik haklar mücadelesini ve barış ve bölgede antiemperyalist mücadeleyi, NATO karşıtı mücadeleyi bir arada düşünmek gerektiği kanaatindeyiz. Çünkü saray rejiminin, saray iktidarının çok komplike bir programı var. Yani birbirinden kopuk bir ekonomi, iç politika ve dış politika izlemiyor. Aralarında farklılıklar olsa da kendi içerisinde çeşitli özgünlükleri ve hareket alanı açısından çeşitli eşitsizlikleri, dengesizlikleri olsa da bunlar bir bütünlük içeriyor. Onun için ona karşı bütünlüklü bir tutum bence. Onun için Emek ve Özgürlük İttifakı deneyimi iyi bir platform. Bu bir ihtiyaç ve bunu geliştirmek lazım diye düşünüyoruz.”

Newroz kutlamalarıyla Kürt halkının sürece dair sahiplenmesi ortaya çıkmış iken, yaklaşan 1 Mayıs’ın da kitlesel geçeceğini dile getiren Bayhan, “Türkiye’de uzun yıllardır, Mart ve Nisan ayları, 1 Mart’tan başlayıp, 1 Mayıs’ta biten o 2 aylık süreç, 8 Mart’tan Newroz’a ve 1 Mayıs’a kadar Türkiye’de hem kadınların mücadelesi, hem gençlik mücadelesi, hem Newroz ile Kürt halkının mücadelesi hem de işçilerin mücadelesi açısından neredeyse bir barometre gibi analiz edilir. Öyle değerlendirilir. Bu yılda Newroz’un kitleselliği ve 8 Mart da kitleseldi mesela. Dolayısıyla bakınca, bu kitlesellik, bu mücadele düne göre daha ileri denebilecek bir tablo. 1 Mayıs’ta da işçi sınıfı hareketi açısından benzer bir özellik gösterecek diye öngörebiliriz. Bugüne kadar belki farklı analizler yapılır ama şu anda, 10 gündür yapılan 1 Mayıs hazırlıklarını düşündüğümde daha önümüzde 3 haftalık süreç var ve bu bir 10 günlük sürece bakınca olabildiğince şimdiden Ankara, İzmir gibi kitlesel 1 Mayıs kutlaması olacak diyebilirim. Mesela Gebze, 23 yıl aradan sonra ilk kez kendi yerinde 1 Mayıs’ı kutlamaya hazırlanıyor. Daha önceleri İstanbul’a gelip gelmemeyi tartışırlardı.

Dolayısıyla, böyle verilere bakınca, bu yıl 1 Mayıs’ın hem memleketteki işçilerin, emekçilerin içinde bulunduğu koşullar nedeniyle hem de bu mücadelelerin devamı olarak kitlesel ve yaygın bir şekilde güçlü olmaya aday diyebilirim” dedi.

‘TÜRKİYE İŞÇİ SINIFININ BARIŞ MÜCADELESİNE HAZIR OLDUĞUNU SÖYLEMEK DOĞRU OLMAZ’

Türkiye işçi sınıfının barış mücadelesine hazır olduğunu söylemenin doğru olmayacağı değerlendirmesinde bulunan Bayhan, Türkiye işçi sınıfının büyük bir kitle olduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye işçi sınıfı, barış mücadelesine hazır demek çok zor ve doğru da olmaz, yanıltıcı olur. Çünkü işçi sınıfı içerisinde hem ABD emperyalizminin İsrail ile ittifak halinde bölgeye yönelik operasyonunun saldırıları karşısındaki barış talebi hem de Türkiye içerisindeki Kürt sorununun barışçıl çözümü ve Kürt halkının barışçıl talepleri açısından bakılması gerekiyor. Milletvekilliği dönemi içerisinde binlerce işçiyle tartışma fırsatım oldu. Oradaki tabloya bakınca, bu mücadeleye hazır demek çok yanıltıcı olur.

Çünkü çok farklı eğilimler var. Çok farklı etkileşimler var. Bir kere şu çok açık: Mesela bizim komisyon sürecine baktığımızda, PKK’nin silah bırakması, kendisini feshetme kararından sonraki sürece baktığımızda yaygın iki ana eğilim var işçiler arasında. Bir eğilim saraya güvenmeme… Özellikle muhalif işçiler arasında, mücadeleye yönelen işçiler arasında, sendikalaşma, örgütlenme içerisinde olan işçiler arasında saray rejimine güvenmeme eğilimi var. Onlar, Erdoğan’ın bunu kendi iktidarı için kullandığını söylüyorlar. Bunların hayatta bu işi çözmek diye gerçek anlamda dertleri yok, diyorlar. Önemli bir kitle ise tam bunun aksine, PKK’nin silah bırakıp, silahlı mücadeleden vazgeçip, kendini feshedeceğine ve artık barışçıl bir mücadele süreci izleyeceğine, barışçıl yöntemlerle mücadeleye devam edeceğine inanmıyor. Ona da makul gelmiyor. Çünkü hepsinin kesiştiği nokta, işçi sınıfı bugün hâlâ Kürt sorunu konusunda, bugüne kadar sürdürülmüş şoven, ırkçı propagandanın etkisinde. Bu propagandanın en etkili olduğu toplumsal kesimlerin başında geliyor. Mevcut sendikal örgütler de bunu hep böyle zehirlediler. İstisnalar yok mu? Var!

İşçileri, vatan-millet-Sakarya edebiyatıyla zehirlediler. Bütün ekonomik kötü koşulları da onunla büyük oranda izah ederek, onu gerekçe yaptılar. ‘Bir mermi kaç para biliyor musunuz’ diyerek sürdürdüler. Şimdi onun etkisini silkeleyip atamıyor henüz. Ama şunu söyleyeyim, bence bu çok kıymetli. Birçok grev ve direnişte de şunu gördüm, bütün zorluklarına rağmen bu olup biten süreci tartıştıklarında, peki neden silahların konuşması, operasyonların olması, yeniden Türk ve Kürt gençlerinin ölmesi doğru mu diye sorulduğunda artık olmasın diyorlar ancak bizim meselemiz biz güvenmiyoruz, bunu yapmayacaklar diyorlar.”

‘İTTİFAK İÇİNDE OLDUĞUMUZ İÇİN BİLE TERÖRİST İLAN EDİLDİK’

Türkiyeli sosyalistlerin barış mücadelesine bakışına dair yönelttiğimiz soruya ise Bayhan, EMEP adına cevap vereceğini belirterek şunları söyledi: “Türkiyeli sosyalistler bu sürece hazır mı sorusuna kendi partim adına yanıt verebilirim. Kimse adına ahkâm kesmek istemem. Ama biz en azından PKK’nin silah bırakmadığı, operasyonların en yoğun biçimde sürdüğü, çatışmaların en ağır biçimde sürdüğü dönemlerde bile, özellikle Türk işçi ve emekçilerine, Türk işçi sınıfına Kürt sorununun demokratik çözümünün, barışçıl çözümünün onun çıkarı olduğunu, Türk ve Kürt işçisinin arasındaki ilişkinin, bağın, kardeşliğin, enternasyonal ilişki olması gerektiğini hep anlatmaya çalıştık ve çok akıntıya karşı kürek çektiğimiz için bu dönem açısından daha avantajlı olduğumuzu düşünüyorum ve yaptığımız etkinliklerde de bunu gözlemliyorum.

Bugün mesela, daha çok işçi ve emekçiyle bu konuyu tartışma şansımız oluyor. Son İmralı sürecini esas alırken, belki de parti olarak işçiler arasında, özellikle Türk işçiler arasında en yaygın tartışmaları yapmaya çalıştığımız dönemdir bu dönem. Paneller düzenlemeye çalışıyoruz. İş yeri temsilcileriyle, işçi temsilcileriyle bir araya gelip bu tartışmaları yapmaya çalışıyoruz. Zaman zaman DEM Parti, CHP, EMEP olarak paneller, kitle toplantıları yapmaya çalışıyoruz ve epeyce de yaptık. İşçi sınıfımızın buradan bilincini ilerletme, barışla açlığın, barışla ekonomik koşulların, barışla ekmek mücadelesinin nasıl birbiriyle kopmaz bir bağ içinde olduğunu görmelerini sağlama konusunda ve bu sürecin de artık PKK’nin silah bırakması ve kendini feshetmesinden sonraki sürecin de bu açıdan bir avantaja çevrilmesi gerektiğini paylaşma konusunda epeyce ısrarlıyız. Çaba da sarf ediyoruz ve olumlu karşılık bulduğunu da düşünüyorum.

Ama Türkiye işçi sınıfı büyük bir kitle. Yani Türkiye işçi sınıfı, bugünkü haliyle resmi rakamlarla birlikte sadece kayıtlı olanı düşünseniz bile 24 milyon kişiye denk düşüyor. Emek gücünü, alın terini satarak yaşamaktan başka çaresi olmayan ve bunun önemli bir bölümü de belli sektörlerde özellikle Kürt işçi ve emekçiler. Ama ana sektörler ise Türk işçi emekçilerinin çoğunlukta olduğu sektörler. Petrokimya ve metal gibi, otomotiv gibi. Dolayısıyla oralarda bir araya getirmek, onlarla bunu tartıştırmak konusundaki çabalarımız böyle devam ederse daha etkili olur. Diğer sol, sosyalist olma iddiasındaki partiler açısından bu sürece hazır mı, değil mi? Bunu kestirmek zor. Biz belki de hemen hemen çıkarttığımız her bildiride, hazırladığımız her videoda işçilere seslenirken mutlaka barış ve ekmek mücadelesinin bağını vurgulamaya çalışıyoruz. Kürtçe, Arapça ekleyerek yaygınlaştırmaya çalışıyoruz. Bunu da kendimizi daha da ilerletmeye çabalıyoruz.”

‘TÜRKİYE İŞÇİ SINIFI ÇOK ULUSLU, ANCAK TEMELİNİ KÜRT VE TÜRK İŞÇİLER OLUŞTURUYOR’

Türkiye işçi sınıfının çok uluslu bir sınıf olduğunu ve bunun temelinde de Kürt ve Türk işçilerin olduğunu dile getiren Bayhan, “Türkiye işçi sınıfı ne olursa olsun çok uluslu bir işçi sınıfı. Esas olarak da Türk ve Kürt milliyetinden işçilerin ana gövdesini oluşturduğu bir sınıf. Türkiye Cumhuriyeti kuruldu kurulalı böyle. Dolayısıyla buradan kaçamaz. Sosyalistlerin burada ne kadar başarılı oldukları ayrı ama biz partimiz açısından da çok zor yol alıyoruz. Hiç eğip bükmeye gerek yok. Çok zor yol alıyoruz. Bazen bizim ilerlediğimizi düşündüğümüz yerde daha geriye gidildiğini gördüğümüz gerçeğiyle yüz yüze kalıyoruz. Ama bu bir zorunluluk. Buradan kaçamayız. Biz Kürt halkının ulusal varlığını, gerçekliğini, ulusal demokratik taleplerini, haklarını Türk işçisine kavratıp anlatamazsak, sosyalist bir parti olarak kendi hedeflerimiz, kendi amaçlarımız açısından ilerleyemeyiz. Çünkü burjuvazi geliyor en rahat oradan dağıtıyor.

Şöyle bir soru soralım mesela. Hemen hemen EMEP olarak gittiğimiz grev ve direnişlerde ilk karşılaştığımız şey nedir? Bunlar bölücü diyorlar direkt. PKK’li diyorlar. Birlikte ittifak yaptığımız için bile hem sendika bürokrasisinin hem yerel valilik, emniyetin hem de doğrudan sermayedarların ilk yaptığı budur mesela. Birçok yoldaşımız ‘PKK’li, bölücü’ diye hedef gösteriliyor. Ama buna rağmen ısrar ediyoruz. Onun için bundan vazgeçemeyiz diyorum. Bunda ısrar etmek zorundayız. Bu anlamıyla hazır olma konusunda, bunu değiştirme konusunda epeyce tecrübe biriktirdik. Ama dersek ki attığımız taş ne kadar kurbağayı ürkütüyor, bugün işçi sınıfı açısından. Bu konuda mütevazı olmakta yarar var. Henüz Türkiye işçi sınıfını şovenizmin, ırkçılığın kör karanlığından kurtarabilme açısından öyle çok güçlü bir ileri noktada olmadığımızı kabul etmeliyiz ki, daha çok adım atalım. Hem ortak mücadele hem de sosyalistlerin görev ve sorumlulukları açısından.

İçinden geçtiğimiz dönemin şöyle bir özgünlüğü olduğunu düşünüyorum. İşçi ve emekçiler açısından, köylüler de, esnaf da, küçük esnaf da doğrudan işçiler ve işsiz emekçi kitleler de esas olarak sistemle, rejimle, saray rejimiyle her biri kendi canının yandığı yerden bakıyor. Aslında bütün diğer toplumsal kesimler de böyle oluyor. Şimdi burada şöyle bir taktik çok başarılı olmuyor. İşte gelin ama sen böyle diyorsun ama bak Kürt halkının talepleri var, onlar olmadan senin ekmek sorunun çözülemez dediğinde bu çok karşılık bulmuyor. Daha zor bir şey oluyor. Yanlışlığından, doğruluğundan dolayı değil, bilinç ve anlama düzeyi ile alakalı. Bugün Kürt işçisine, emekçisine, Kürt halkına anadil hakkını çok görenle sana ekmeği açlık sınırında veren aynı güç, aynı zihniyet, aynı sistem, aynı iktidar, aynı saray düzeni dediğinde bu daha etkili oluyor. Yani acıları ve talepleri yarıştırmaktan ziyade onların yan yana olduğunu, onların nedenlerinin ve çözümlerine dair ortaklığını öne çıkartmak daha etkili oluyor” dedi.

‘DEM PARTİ TÜRKİYE İŞÇİ SINIFINA SÜRECİ ANLATMA KONUSUNDA TAM HAZIR DEĞİL’

Türkiye işçi sınıfı ve onun sorunlarına dair DEM Parti’nin de tam olarak hazır olmadığının gözlemlendiğini belirten Bayhan, bunun da işçilerle sıklıkla buluşma, onlarla tartışma ile aşılacağını belirterek şunları söyledi: “Türkiye işçi sınıfı ve onun sorunlarıyla yüzleşmeye hazır olma konusunda DEM Partili dostlarımız, mücadele arkadaşlarımız, yol arkadaşlarımız, yoldaşlarımızın belki de en çok daha içeriden somut yanıt verebilecekleri bir soru ama ben şöyle bir şey söyleyebilirim. Benim gördüğüm deneyimleri var. Deneyimli parti bu açıdan, bir Türkiyelileşme tartışması yaptı. Bir şekilde bütün bir Türkiye’de sosyalistlerle Kürt hareketinin bir arada durması, birlikte hareket etmesi konusunda o da çok önemli çabalar ve deneyimler elde etti. Çok tepkiler de aldı. Kendi iç tartışmalarında çok fırtınalar döndü. Ama bugün açısından bakınca, benim kendi temaslarımdan öğrendiğim biraz yaşayarak göreceğiz gibi. Mesela bir örnek vereyim, beraber yaptığımız birkaç panel oldu. Mesela katıldığımız bir panelde sürece ilişkin Abdullah Öcalan’ın manifestosunu kim okudu diye sorduğumda, birkaç kişi elini kaldırmıştı. Sürece dair çok büyük beklenti var, PKK silah bırakıyorsa, çok büyük adımlar atılmalı diye düşünüyor halk. DEM Partili arkadaşlardan görebildiğim ise henüz bu soruya cevap verme, kendi tabanına anlatma konusunda yeterli değiller. Açıklamalardan, politik demeçlerden bahsetmiyorum, pratik olarak henüz Türk işçisine, emekçisine anlatma konusunda hazır değiller. Ancak bunu sıklıkla bir araya gelerek, pratik anlamda tartışmalara girerek, tecrübe ederek aşacaklardır.”

Source: ANF News

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

mt-sample-background

© 2024 Egerin. All rights reserved.

Scroll to Top

Subscribe to receive News in Email

* indicates required

Intuit Mailchimp