Bogota’da kadın konferansı: Ulus devletin saldırılarına karşı komünal oluşumlar kurtarıcı

bogota’da-kadin-konferansi:-ulus-devletin-saldirilarina-karsi-komunal-olusumlar-kurtarici

‘Kadınlar Geleceği Örüyor’ ağının Latin Amerika’daki kadın hareketleri ile ortak organize ettiği  “Çiçekleneceğiz Çünkü Savaş Köklerimizi Yok Edemez” Konferansı, Kolombiya’nın başkenti Bogota’da sabah saatlerinde başladı.

Konferansın açılışında yapılan konuşmalarda bu konferansın kadınlar arasındaki ilişkilerin hiçbir sömürgeleştirme, kapitalizm ya da erkek egemenliği tarafından kopartılamayacağını gösterdiği vurgulandı. Konferansta güvenliğin, demokratik katılımcılığın ve karşılıklı bakım ve ilginin nasıl sağlanacağı açıklandıktan sonra çeşitliliğin ve kadınların birbirleri ve doğa ile bağının gücünü gösteren bir gösteri yapıldı.

Gösteri bir Kürt kadının dengbêj tarzında söylediği ve Abya Yala kadınları ile Kürdistan kadınlarının direnişini ve birlikteliğini sesiyle kutladığı bir şarkı eşliğinde başladı. Sahneye çıkan çok çeşitli ülkelerden gelen ulusal giysili kadınlar, ellerinde mumlarla spiral şeklinde dans etti. Kadınlar diğer ellerinde kırmızı, sarı, yeşil renklerden oluşan bir örgü taşıdı. Daha sonra sahneye çıkan kadınlar, her biri kendi anadilinde Abya Yala’nın nehirlerinden Kürdistan’ın dağlarına kadar kadınların toprağa ve suya yazdıkları direnişi selamladı. Gösterinin sonunda, tüm kadınlar hep birlikte bu konferans için bestelenen İspanyolca bir şarkıyı söyledi. Şarkıda Abya Yala ve Kürdistan’ı birleştiren tohumlara, toprağa ve gökyüzüne selam edildi.

Konferansa kapitalizm, sömürgecilik ve militaristleşmenin kadınlara karşı yürüttüğü üçüncü dünya savaşının anlatıldığı Ortak Rüzgar isimli bir videoyla devam edildi. Videoda halkların kadınlar öncülüğünde yürüttüğü özerklik ve doğa mücadelesinin ortaklığı anlatıldı. Videodan sonra sahne alan ve bir kez daha kadınların çokluk içinde inşa ettikleri ortak mücadeleyi temsil eden bir grup kadın, bugün yaşanan tarihsel anın siyasi bir analizini okudular.

KONFERANSIN AMACI, KADINLARA KARŞI YÜRÜTÜLEN KÜRESEL SAVAŞA KARŞI DİRENİŞLERİN ÖNÜNÜ AÇMAK

Okunan politik analizde, ortak düşman; kapitalizm, emperyalizm, erkek egemenliği ve sömürgeci sistem olarak ilan edildi. Sol ve ilerici gruplar özeleştiriye davet edilirken bugün mücadelenin öncülerinin farklı toplumsal mücadeleler olduğu vurgulandı. Konferansa katılan grupların tarihsel farkları bulunduğu ama hepsinin güç ve neşeyi özgürlük ve özerklikte bulduğu hatırlatıldı.

Analizde, uluslararası krizin aynı zamanda tüm yaşamı etkisi altına alan bir medeniyet krizi olduğu saptaması yapıldı: “Bu kriz kapitalizmin kendini yeniden üretirken insanın ve doğanın kendini yeniden üretmesini engellemesinden ortaya çıkıyor. Irkçılık ve sömürgecilik toplulukları mülksüzleştiriyor, bedeni, tarihi ve toprağı metalaştırıyor ve değerli ve değersiz yaşamlar yaratıyor. İnsanlığın ortak ufku soykırım, uluslararası cezasızlık ortamı ve şiddetle yeniden biçimlendirilmeye çalışılıyor. Bir kez daha sömürgeciliğin, ulus devletin, emperyalizmin ve erkek egemenliğinin avcı bir tarzla kadınlara, göçmenlere, yoksullara ve çocuklara saldırdığına tanıklık ediyoruz.”

Okunan metinde Üçüncü Dünya Savaşının farklı coğrafyalarda kendini farklı biçimlerde gösterdiği de anlatıldı. Abya Yala’da savaş madencilik, tüm coğrafyanın enerji ticaretine eklemlenmesi ve mega projelerin toplulukları yıkıma uğratması üzerinden yürütülürken, Kürdistan’da ise savaş toprakların bölünmesi, militaristleşme ve özerkliğin inkârı yollarıyla sürdürüldüğü belirtildi.

Siyasi analizde ulus devletin haklara saldırıda kimi zaman doğrudan şiddet uyguladığı, kimi zaman suçlulaştırdığı, kimi zaman da korku yoluyla kontrol sağladığı hatırlatılarak ne otoriter ne de ilerici bir devletin çözüm getiremeyeceği vurgulandı.

Bu savaşta kadınların cinsel saldırı, kadın kırımı ve bakım emeklerinin değersizleştirilmesi ve bakımın imkânsızlaştırılması yoluyla esas hedef hâline geldiği belirtilirken, aynı zamanda kadınların direnişin de merkezi olduğunun altı çizildi. Kadınlar, direnişlerini çok farklı biçimlerle geliştirdiği vurgulanan metinde, bunların asla aynılaştırılamayacağı anlatıldı; kadınların birbirlerinin mücadelelerini desteklemesinin ve bu mücadelelerin birbirleri ile ilişkilendirilmesinin önemi ifade edildi. Ancak bu mücadelelerin kimi zaman bıkkınlık, yorgunluk ve sisteme entegrasyon tehlikeleri ile karşılaştığına da işaret edilen ortak metinde, bu konferansın amacının, kadınlara karşı her yerde yürütülen küresel rejim savaşına karşı isyankâr direnişlerin önünü açmak olduğu kaydedildi.

Açıklama sonrası “Yeşereceğiz, köklerimizi bu savaşla silemezsiniz” sloganları atıldı.

İLK OTURUM: SÖMÜRGE POLİTİKALARI VE SAVUNMA MÜCADELESİ

“Abya Yala’daki sömürgeci politikalar ve saldırılar, toprak savunma mücadelesi” başlıklı ilk oturumda, kıtada ekstraktivizm (maden, petrol gibi doğal kaynaklardan başlayarak zihinsel ve bedensel sömürü) politikaları, devletlerin, çok uluslu şirketlerin ve paramiliter güçlerin politikaları masaya yatırıldı.

Oturumu Abya Yala Feministlerinden bir temsilci yönetti. İlk konuşmayı Kolombiya Halklar Kongresi’nden Nadia Umana yaptı.

Nadia Umana, sözlerine Halklar Kongresi’nin 15 yıldır mücadeleleri bir arada tutmaya çalışan ve kırsal ve kentsel mücadeleleri ilişkilendiren bir örgüt olduğunu belirterek başladı ve şöyle devam etti: “Bizler elimizden alınan bölgeleri yeniden geri aldık. Ataerkil zihniyet kendini gündelik olarak yeniliyor. Sömürge ve kapitalizmin tarihsel saldırıları ile karşı karşıya kalıyoruz. Türlü türlü saldırı boyutları var. Örneğin, temiz enerji projesi kendisini alternatif olarak dayatarak doğamıza el koyuyor. Paramilitarizm kendini devlet politikası olarak yeniden yapılandırıyor. Silahlı gruplar, devlet dışı çeteler olarak görülüyor ama devlet bağlantılılar ve teşvik ediliyorlar. Bize yapılan saldırılar, Venezuela’daki ile benzer. Bu saldırılara karşı, bu konferans gibi ortak tutum ve direniş önemli.”

Ardından konuşan Meksika’dan bir belediyenin temsilcisi olan Atahuelpa Sofia, şunları söyledi:

“Bizim bölgemizde gelişen endüstri, suyun ve toprağın aşırı kirliliğini artırıyor. Şu anda elektronik, kimyasal ve motor endüstrilerinden 900’ü aşkın ulusal ve uluslararası şirket küçük bir bölgede kurulmuş. Bu kirliliğin yarattığı etkiyi anlatmak için örnek vermek istiyorum. Suyun kaynağından oluşan kirlilik köpüklerinin yarattığı zararlar, çok küçük yaşlarda çocukların kanser olmasına, vücutta tanımlanamayan hastalıkların oluşmasına, böbrek hastalıklarının yoğun olarak büyük bir kesimde görülmesine yol açıyor. Bölgemiz, Meksika devletini en çok zengin eden bölgelerden biridir. Burada çocukların çok küçük yaşta ağır hastalıklar yaşaması doğal bir şey değil. Meksika devleti, bu bölgede 2025 planına göre 100 endüstri şirketinin daha kurulmasını planlıyor. Bölgede insanların sağlığı göz önünde bulundurulmadan ve suyun temizliği için gerekli tedbirler alınmadan şirketler oluşturuluyor. Bölgemizde mezarlıklar var ve insan cenazeleri birikmiş durumda, bu tesadüf değil. Kendini tekrar eden bir sistem. Toplumun yok edilmesini hedefleyen bir sistem olarak geliştiriliyor. Kolektif olarak teknolojik şirketlere karşı kampanyalar yapıyoruz. Şu anda ormanları ve suyu korumak için kampanyalara öncülük yapıyoruz ki, bu talan başka topraklarda tekrar etmesin.”

‘ULUS DEVLET SALDIRILARINA KARŞI KOMÜNAL OLUŞUMLAR KURTARICI’

Venezuela Komünlerin Birliği’ni temsilen konferansa katılan üçüncü konuşmacı ise şunları vurguladı:

“28 yıldır neoliberal modelin dayattığı dış güçler ve komünal güçleri yok etmek isteyen ulus devlet tarafından saldırı altındayız. Bizi ancak komünal oluşumların kurtaracağına inanıyoruz. Komün ancak bizi kurtarır. Bu yüzden biz komün bir devlet istiyoruz ama bizi yok etmek istiyorlar. Biz petrol endüstrisinden çekiyoruz. 1999’daki anayasal mücadelemiz çok önemliydi. Katılımcı bir demokrasiye geçtik. İnsanları anayasal özneler olarak tanıyan ve emperyalist devlete karşı direncimizi gösteren bir anayasadır. Anayasanın 5. maddesi Bolivarcı olduğumuzu ve Simon Bolivar’ın izinde kendimizi özgür, egemen ve birleşik Kolombiya halkları olarak tanımladığımızı ilan eder. Ancak o andan itibaren saldırılar başladı. Hayatı savunduğumuz için. Halkın kendi emeğini verdiği toprağı kendimizin yaptığımız için. Bu bir savaş başlattı. Ama biz mücadele ediyoruz. Tek kaynağımız sesimiz. Anayasayı yapar yapmaz cumhurbaşkanına saldırıldı ama halk onu kurtardı. Sonra Obama, Venezuela’yı bir tehdit olarak ilan etti. Altın ve petrol çaldı. Yaşamımızı yaşanılmaz kılmaya çalıştılar. Venezuela’daki feministler buna karşı. Bizim topraklarımızı almaya çalışıyorlar. Paramilitarizmi kullanan sağ güçler, örgütlü nefret suçları işliyor. Düşmanlarımız devrimimizi kabul etmiyor. Trump ‘Venezuela bizimdir’ diyor. Biz ‘bizimdir’ diyoruz ve komün temelli topluluklar yaratıyoruz. Sosyalist ve feministiz ve halkımız için mücadele edeceğiz.”

‘DAVULLARIMIZ VE RUHLARIMIZLA TOPRAĞIMIZI SAVUNUYORUZ’

Honduras Yerli Halklar Konfederasyonu’ndan Carmen Alverez ise, 47 topluluğu temsilen konferansa konuşmacı olarak katıldı. Carmen Alverez, çok uluslu şirketler ve devletin saldırılarını ve kadınların direnişini şöyle anlattı:

“Bizler sahilde yaşıyoruz. Çok fazla derdimiz var. Çok uluslu şirketler ve devlet tarafından saldırı altındayız. Ama bizim atalarımız bizi koruyor. Onlara saygı içinde toprağımızı koruyoruz. 47 topluluk da aynı sorunla karşı karşıya. Çok uluslu şirketler ve devlet bizim toprağımızı alıyor ve bizi atıyorlar. Biz de savunma yapıyoruz. Mahkeme açarak mesela. Ama devlet bizi yok sayıyor. Toprağımızı geri istiyoruz ancak kabul görmüyor. Bizim hiç kimse olduğumuzu söylüyorlar ancak biz bir barış topluluğuyuz. Silahımız yok, atalarımız ve davullarımız var. Davullarımız ve ruhlarımızla savaşıyoruz. 2010’dan beri Kanadalı bir firma ve devlet, bizim sahilde yürümemize dahi izin vermiyor ve cezaevine atıyorlar. Kadınlar yine de direniyor. Biz toprağımızı savunacağız. Afrika palm yağı ektiler ve bu bizi sağlıksız kılıyor. O kadar hastalık var ki! Artık bizim kendi yemeğimizi yetiştirmemize izin vermiyorlar.

Aynı zamanda ben siyah kardeşler örgütündeyim. Başkanımızı defalarca tutukladılar. O bize hep ‘mücadele edin’ diyor. ‘Torunların sana ne diyecek’, ‘ya bu toprakları kaybedersen ne olur’ diye soruyor. Devlet bizi azınlık görüyor. Ama biz çoğunluğuz kendi toprağımızda ve mücadele edeceğiz. Honduras’ta 9 yerli halktan biriyiz ve hepimize karşı olan bir devlet var. Yeni bir hükümet olacak ama hazırlıklıyız. Rejim değişmez.”
         

Source: ANF News

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

mt-sample-background

© 2024 Egerin. All rights reserved.

Scroll to Top

Subscribe to receive News in Email

* indicates required

Intuit Mailchimp