ABD merkezli IGNIS şirketi, Mûş’un Gimgim (Varto) ilçesinde jeotermal enerji santrali (JES) kurmayı planlıyor. JES projesi başta Gimgimlılar olmak üzere toplumdan çok ciddi tepki aldı. Projeye tepki gösterenler arasında siyasetçi Demir Çelik de bulunuyor. Projenin yalnızca bir enerji yatırımı olmadığını vurgulayan siyasetçi Çelik, bunun doğaya, topluma ve kültüre yönelik çok boyutlu bir yıkım anlamına geldiğini söyledi.
Kendisi de Gimgimlı olan Demir Çelik, 2004 yerel seçimlerinde Gimgim Belediye Başkanlığına seçildi. 2008-2010 tarihleri arasında Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Genel Başkanlığı yaptı. 24. Dönemde HDP Mûş milletvekilliği yapan Demir Çelik, geçtiğimiz dönem FEDA eşbaşkanlığı yaptı.
’20 KÖYÜ ETKİLEYECEK SONDAJ PLANLANIYOR’
Demir Çelik, ABD merkezli IGNIS şirketinin Gimgim’da çoğunluğu Kürt Alevilerin yaşadığı köylerde sondaj çalışması planladığını belirterek şunları söyledi: “20’yi aşkın köyü doğrudan etkileyecek bir alanda sondaj yapılacağı ifade ediliyor. Aynı firma daha önce Bingöl’ün Karlıova ve Yedisu ilçelerinde de benzer çalışmalar yürüttü. Şimdi bu faaliyetleri Varto’ya taşımak istiyor.”
Bölgenin jeolojik yapısına dikkat çeken siyasetçi Çelik, şu ifadeleri kullandı: “Bingöl’den Erzurum’a, Muş’tan Karlıova’ya uzanan bu geniş coğrafya, Kuzey Anadolu Fayı ile Doğu Anadolu Fay Hattı’nın kesiştiği bir alandır. Deprem riski son derece yüksek olan bu bölgede 3 kilometreye kadar inecek sondaj çalışmaları, sismik hareketleri tetikleyebilir. Bu gerçek göz ardı edilemez.”
‘AĞIR METALLER TOPRAĞI ZEHİRLEYECEK’
JES projelerinin yaratacağı tahribata dikkat çeken Demir Çelik, özellikle ağır metal riskine vurgu yaptı: “Yer altından çıkarılan bor, arsenik, cıva, magnezyum gibi ağır metaller toprağa karışacak. Bu maddeler binlerce yıl yok olmaz. Toprağı zehirler, çoraklaştırır ve çölleşmeye yol açar. Bu durumda üretim yapılamaz hale gelir ve insanlar yaşadıkları coğrafyayı terk etmek zorunda kalır.”
Siyasetçi Demir Çelik, yalnızca toprağın değil, havanın da ciddi risk altında olduğunu belirterek şöyle konuştu: “Karbondioksit ve hidrojen sülfür gibi gazlar açığa çıkacak. Bu gazlar hem insan sağlığı hem de doğa için son derece tehlikelidir. Zehirli özellikleri nedeniyle hayvanları, bitki örtüsünü ve tüm yaşamı doğrudan etkiler.”
‘YERALTI SULARI KİRLENİR, HASTALIKLAR ARTAR’
Yeraltı sularının da büyük tehlike altında olduğunu ifade eden Demir Çelik, şunları kaydetti: “3 kilometre derinlikten çıkan arsenik, radon gibi kanserojen maddeler yeraltı sularına karışır. Bu sularla beslenen kaynaklar kirlenir. İnsan ve hayvan bu maddelere maruz kalır. Bu da başta kanser olmak üzere birçok hastalığın artmasına yol açar. Bu durum açık bir toplum kırımına dönüşebilir.”
Çelik, projenin arkasındaki asıl niyetin sorgulanması gerektiğini vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: “Bu projeler kalkınma adı altında sunuluyor ancak gerçekte böyle bir katma değer yaratmaz. Aksine doğayı tahrip eder, yaşamı imkansız hale getirir. Bu da halkın toprağından koparılması anlamına gelir. Silahla, zorla göçertemediklerini bu tür projelerle göçertmek istiyorlar.”
‘BU AYNI ZAMANDA KÜLTÜREL VE İNANÇSAL KIRIMDIR’
Bölgenin Rêya Heq inancına sahip Aleviler açısından kutsal bir coğrafya olduğunu hatırlatan Çelik, şunları söyledi: “Bu coğrafyada insanlar doğayla iç içe, kutsal mekanlarla birlikte yaşam kurmuşlardır. Dağlara, suya kutsiyet atfederler. Bu nedenle doğaya yönelik her müdahale aynı zamanda inançlarına yöneliktir. Bu sadece ekokırım değil, aynı zamanda kültürel bir kırımdır.”
Dersim’de geçmişte yaşanan HES ve maden projelerini hatırlatan siyasetçi Çelik, benzer bir sürecin Gimgim’da da devreye sokulmak istendiğini ifade etti.
Çelik, Gimgim’daki JES projelerinin yalnızca insanları değil, tüm canlı yaşamını hedef aldığını vurgulayarak şöyle konuştu: “Bu projeler flora ve faunayı yok eder. Endemik bitkiler, hayvan türleri ortadan kalkar. Ekosistem parçalanır. Bu da ekokırım demektir. Bu tür uygulamalar arttıkça gezegenin dengesi de bozulur.”
Son olarak geniş bir toplumsal mücadele çağrısı yapan siyasetçi Çelik, şu ifadeleri kullandı:
“Bu mesele sadece Varto’nun değil, hepimizin meselesidir. Ekolojistler, kadın hareketi, inanç örgütleri, demokratik kitle örgütleri ve tüm toplum kesimleri bu sürece karşı birlikte mücadele etmelidir. Sessiz kalırsak Aydın’da yaşananların çok daha ağırını burada yaşarız. Bu nedenle bu direnişi büyütmek ve sahiplenmek zorundayız.”
Çelik, JES karşıtı mücadeleyi yürütenleri selamlayarak, dayanışmanın büyütülmesi çağrısında bulundu. “O nedenle bu karşı duruş, bu direniş, bu ayağa kalkış, mezhepler üstü, dinler üstü, inançlar üstü, siyasi partiler üstü, sivil toplum örgütleri, demokratik kitle örgütleri, siyasi partiler, inanç örgütleri, feministler, ekolojistler, kadın ve emek hareketlerinin bir bütünü bu mücadelede laf tutmaları, yer tutmaları ve mücadeleyi büyüterek bu gelişime engel olmaları bizim temel yaklaşımımız olmalı. Bu direnişin parçası olanlara, bu direnişi güçlendirip çoğaltıp toplumsallaştıranlara da bu meseleyle binlerce selam olsun diyorum.”
Source: ANF News