Dersim, Kuzey Kürdistan’ın ve Türk siyasi tarihinin en ağır, en derin ve en fazla bastırılan hafızalarından birini taşır. 1937-38 Katliamı, 20’nci yüzyılın en kitlesel kıyım ve etnik imha saldırılarından biri olarak tarih sayfalarındaki yerini aldı. On binlerce insanın yaşamını yitirdiği, binlercesinin zorla sürgün edildiği, çocukların ailelerinden koparılarak kimliklerinin değiştirildiği bu coğrafya; acının, yasın ve aynı zamanda direnişin hafızadır.
Dersim aynı zamanda, Alevi-Zaza kimliğinin, Kürt kültürünün ve özgürlükçü toplumsal-siyasal geleneğin iç içe geçerek yaşatıldığı bir kenttir. Bu nedenle Türk devletiyle tarihsel hesaplaşmanın en yoğun hissedildiği bir bölge olma özelliğini de sürdürüyor.
Devlet, 1937-38’de uygulanan soykırım politikalarının ardından bugün de farklı yöntemlerle aynı hedef doğrultusunda hareket ediyor: Dersim’in direniş hafızasını silmek, gençliğini yozlaştırmak, toplumsal dayanışma ağlarını dağıtmak ve halkın kültürel-siyasal bağlarını zayıflatmak.
Dosyamızın bu bölümünde; Dersim’deki uyuşturucu ağının yaygınlaşması, fuhuş, ajanlaştırma, çeteleşme ve son yılların en ses getiren özel savaş cinayeti olan Gülistan Doku davası ile bu olayın arkasındaki devlet desteğini ele alacağız.
KÜÇÜK KENTE UYUŞTURUCUNUN TAŞINMASI VE DEVLETİN ROLÜ
Dêrsim, 80 binin altındaki nüfusuyla, Kuzey Kürdistan’ın büyük kentleriyle kıyaslandığında oldukça küçük bir yerleşimdir. Ancak buna rağmen, son yıllarda kentte uyuşturucu kullanımın ve ticaretinin ciddi bir ivme kazandığı biliniyor.
Munzur Üniversitesi’nin varlığı, kente her yıl binlerce genç öğrenci çekerken, bu demografik yoğunlaşma ise uyuşturucu ağlarının hedef kitlesini de genişletiyor. Özellikle 2016 sonrasından itibaren kentte uyuşturucu kullanımı ve satışı arttı, kafe ve sosyalleşme mekanları bu ağlara kapı aralayan mekanizmalara dönüştü. Sentetik uyuşturucular ve özellikle son yıllarda metamfetamin kullanımının yaygınlaşması, Munzur kıyılarında ve kent merkezindeki gençlik arasında derin endişe yaratan bir tablo oluşturuyor.
Dersim’deki uyuşturucu sorununu diğer kentlerden ayıran boyut ise, öğrenci kimliğiyle gelen gençlerin hem potansiyel kullanıcı hem de potansiyel ajanlaştırma politikalarının hedefi haline getirilmesidir. Munzur Üniversitesi’nde okuyan genç kadınların ajanlaştırma ve fuhuş ağlarının hedefi haline getirildiğini en somut biçimde ortaya koyan olaylardan biri ise Gülistan Doku dosyasıdır.
UYUŞTURUCUNUN DÊRSİM’E TAŞINMASININ YAPISAL MANTIĞI
Dersim’deki uyuşturucu faaliyetlerini doğru bir çerçeveye oturtmak gerekiyor. Son yıllara kadar politik güçler ve toplum tarafından kabul görmeyen uyuşturucu, özellikle politik güçlerin zayıflatılması ve toplumun sindirilmesi sonucunda Dersim coğrafyasının en ücra noktalarına kadar yayıldı.
Dersim’deki uyuşturucu sorununun, diğer kentlerde ortaya çıkan tablolardan temel bir farkı var: Bu coğrafyada uyuşturucu, zaten var olan bir sosyal çözülmenin üzerine oturtulmadı. Aksine, öncelikle güçlü toplumsal ve siyasal refleksler bilinçli biçimde zayıflatıldı; ardından oluşan bu boşluğa uyuşturucu yerleştirildi.
VALİ SONEL ÇETESİ
2017’de özel savaş politikalarının uygulayıcı valisi olarak atanan Tuncay Sonel, kente geldiğinde yalnızca bir valilik görevini üstlenmemişti. Aynı zamanda kayyum olarak hem merkezi hem yerel yönetimin tek temsilcisi haline gelmişti. “Astığı astık, kestiği kestik” bir profil çizerek, muhalif yüzlerce kişiyi gizli tanıklar ve itirafçı ifadeleri üzerinden gözaltına aldırmış, yoğun baskılar nedeniyle binlerce genç kenti terk etmek zorunda kalmış ve yurt dışına yoğun bir genç nüfus göçü yaşanmıştı.
Siyasal örgütlülüğün bu denli tasfiye edildiği bir kentte, devlet eliyle uyuşturucu ağlarının yayılması için daha elverişli bir zemin olamazdı.
SUÇLARI ÖRTBAS ETMENİN YOLU: KONTROL
Devletin bu süreçteki rolünü en açık biçimde ortaya koyan bir soru var: Dersim coğrafyası teknik araçlarla, karakollar, kalekollar, güvenlik kuleleriyle bu denli kontrol altına alınmamışken; politik güçler ve toplumsal refleks güçlü durumdayken, uyuşturucu, fuhuş, şüpheli ölümler ve adli vakalar oldukça sınırlıyken, bugün devlet coğrafyanın her yönüyle denetim altında olduğunu söylerken bu olaylar neden bu kadar arttı?
Bu sorunun yanıtı açık: çünkü kurulan kontrol mekanizması, suçu engellemekten çok suçu yönetmeye hizmet ediyor.
Katliam politikalarıyla asimile edilemeyen Dersim halkı, çeteleşme, uyuşturucu ve toplumsal çürüme üzerinden teslim alınmak isteniyor. Uyuşturucunun Dersim’deki stratejik işlevini tek cümlede özetlemek gerekirse; uyuşturucu, bu coğrafyada tamamen bir silah olarak kullanılıyor.
Özellikle metamfetaminin son yıllarda Dersim’deki yayılım hızı, bu stratejik boyutu daha da görünür hale getiriyor. Üniversite öğrencileri arasında yoğunlaşan kullanım, kısa vadede bireyi çökertirken uzun vadede ise bir sonraki toplumsal ve siyasal dinamikleri etkisizleştirme hesabı içeriyor.
Dersim’deki özel savaş politikalarının en karanlık ve en kapsamlı biçimde belgelenen örneği, Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun akıbetidir. 5 Ocak 2020’de Kredi Yurtlar Kurumu’ndan (KYK) ayrıldıktan sonra kaybolan 21 yaşındaki Doku’dan bir daha haber alınamadı. Aradan geçen altı yıla rağmen dosya aydınlatılamazken, ailesi akıbetini öğrenmek için her kapıyı çaldı; ancak devletin her kurumu kapıyı yüzüne kapattı.
GİZLİ TANIK İFADELERİ
Gülistan’ın kayboluşundan beş yıl sonra, Ocak 2025’te “Şubat” kod adlı bir gizli tanığın JASAT ekiplerine verdiği ifadeler, dosyanın yeniden gündeme gelmesine neden oldu. Gizli tanık ifadesinde, Gülistan Doku’nun kaybolduğu gün öğle saatlerinde Sarı Saltuk Viyadüğü civarında, dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in oğlu Mustafa Türkay Sonel’in aracına bindirildiğini ve burada öldürüldüğünü ifade etti.
Tanık ayrıca, Mustafa Türkay Sonel’in Gülistan Doku’ya cinsel saldırıda bulunduğunu, onu hamile bıraktığını ve Sarı Saltuk Viyadüğü’nde “Uzi” ya da “Akrep” tipi bir silahla başından vurarak öldürdüğünü öne sürdü. İfadede, Gülistan’ın cenazesinin ise vali koruması ve bir korucu tarafından gömüldüğü de yer aldı.
DEVLETİN HER KADEMESİ CİNAYETİN PARÇASI
Soruşturmanın ortaya çıkardığı özel savaş aygıtının tam kadrosu şöyleydi: Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel, oğlu Mustafa Türkay Sonel, polis memuru Gökhan Ertok, Tunceli Devlet Hastanesi Başhekimi Çağdaş Özdemir, vali koruması Şükrü Eroğlu, İl Özel İdaresi eski çalışanı Erdoğan Elaldı, Munzur Üniversitesi kamera teknisyenleri Süleyman Önal ve Savaş Gültürk ile hakkında kırmızı bülten çıkarılan ve halen ABD’de olan Umut Altaş.
SOYLU KORUMASINDAKİ ÇETE AĞI
Vali Sonel’in tutuklanmasının ardından Meclis tutanakları da gündeme geldi. Tutanaklara göre, dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 2021 yılındaki Meclis Komisyonu’nda “Gülistan Doku meselesinde biz bir cinayete rastlayamadık” ve “Bu konuyu PKK, HDP siyasallaştırmaya çalıştı” ifadelerini kullanmıştı. Ayrıca Soylu imzasıyla, CHP Milletvekili Polat Saroğlu’nun soru önergesine verilen cevapta, “Vali Tuncay Sonel hakkındaki iddiaların asılsız olduğu anlaşılmıştır” ifadesi yer alıyordu.
Sonel’in, Soylu’nun İçişleri Bakanlığı döneminde önce Dersim, ardından Ordu valisi olarak atandığı biliniyor. Bu yakınlık, tesadüfi bir atama olarak değil, doğrudan siyasi bir himaye ilişkisi olarak okunuyor.
DERSIM’DEKİ FUHUŞ ÇETESİ TEŞHİR OLDU
Gülistan Doku davasında, Dersim’deki fuhuş ve özel savaş bağlantısının yalnızca tek bir dosyadan ibaret olmadığını gösteren çarpıcı bir detay daha var. Kısa bir süre önce basına yansıdığı üzere, Dersim’de B.T. adlı bir kadın, Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı başvuruyla bir fuhuş çetesini teşhir etmişti. Birçok kamu görevlisinin de şebekede yer aldığını belirten B.T., fuhuş çetesinde yer alanların isimlerini tek tek vererek ve olayı tüm ayrıntılarıyla anlatmıştı.
İLERLEMEYEN FUHUŞ SORUŞTURMASI
Bu itiraf, Dersim’deki fuhuş meselesinin yalnızca Gülistan Doku dosyası ekseninde ele alınmaması gerektiğini ortaya koyuyor. B.T.’nin şikayetinin akıbeti ise son derece çarpıcı. Dava ilerlemiyor ve fail konumundaki kamu görevlileri hakkında herhangi bir soruşturma başlatılmıyor.
Bu tablonun Dersim’e özgü olmadığını, özel savaş politikalarının yoğunlaştırıldığı kentlerin başında Şirnex, Dersim, Wan ve Colemêrg’in geldiğini dosyamızın önceki dizilerinde ele almıştık. Bu kentlerin tamamında failin asker ve polisin olduğu pek çok tecavüz olayı kayıtlara geçmiş, fuhuş çeteleri deşifre edilmiş, ancak kovuşturmalar ya hiç başlatılmamış ya da yıllarca sürüncemede bırakılmıştı.
GENÇ KADINLARI DÜŞÜREN TUZAKLAR
Dersim’deki fuhuş ağının işleyiş biçimi, diğer Kürdistan kentlerindeki örneklerle yapısal benzerlikler taşıyor. Üniversite öğrencisi genç kadınlar, sosyal medya üzerinden kurulan sahte ilişkiler, kafe ortamlarında geliştiren yaklaşımlar ve ekonomik güçlükler içindeki bireylerin kırılganlığından yararlanma yoluyla bu ağlara çekiliyor. Duygusal ilişki kisvesi altında başlayan süreçlerin ilerleyen aşamalarında, cinsel içerikli görüntüler kayıt altına alınıyor ve bu görüntüler hem şantaj hem de fuhuşa zorlama için araçsallaştırılıyor.
ROJWELAT KIZMAZ: GÜLİSTAN DAVASI BÜYÜYOR
Gülistan Doku davasının sınırları, soruşturma ilerledikçe genişliyor. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı, delil amacıyla talep ettiği Rojwelat Kızmaz’a ait HTS kayıtlarına ulaşamamıştı. Gülistan Doku’nun en yakın arkadaşı olduğu iddia edilen Rojwelat Kızmaz’ın, 2024 yılında Heskîf Barajı’nda cansız bedeni bulunmuştu. Soruşturmanın Gülistan Doku dosyası kapsamında bu ölümü de mercek altına alması, Dersim’deki özel savaş politikalarının yalnızca tek bir kişiyi değil, birden fazla kadının çevresindeki tüm ağı hedef aldığını düşündürüyor.
MÜNFERİT DEĞİL SUÇ ÖRGÜTÜ
Gülistan Doku olayında ortaya saçılan bilgiler, aynı zamanda Türk emniyetinin, yargısının ve kurumlarının nasıl çöktüğünün de bir kez daha göstergesi oldu. İşin içerisinde kentin valisi, polisi, güvenliği ve kurumları var. Devletin tüm kurumlarının iş birliğiyle bir suçun nasıl örtbas edilebileceğinin resmi, bu olayda bir kez daha gözler önüne serildi.
MUNZUR ÜNİVERSİTESİ’NİN ÖĞRENCİLERİ HEDEFTE
Gülistan Doku davası, Dersim’deki ajanlaştırma meselesinin yalnızca bir boyutunu teşkil ediyor. Kentin küçük olmasına karşın, Munzur Üniversitesi’nin varlığı ve öğrenci nüfusunun getirdiği demografik yoğunluk, bu kenti farklı sosyal ve güvenlik tartışmalarının merkezine taşıyor. Özel savaş politikalarının yoğunlaştırıldığı kentlerin başında gelen Dersim’de, bu politikaların özellikle kadın öğrenciler üzerinden yürütüldüğü görülüyor. Cinsel şantaj, sahte aşklarla tuzağa düşürme ve görüntü kaydı yöntemleri sistematik olarak uygulanıyor.
ÖLÜM ZİNCİRİ
Gülistan Doku soruşturma dosyasında yer alan teknik veriler, bu iddiayı destekler nitelikte. Zainal Abakarov, Gülistan’ın eski erkek arkadaşıydı ve tutuklananlar arasında yer alıyor. Abakarov’un eski polis olan üvey babası Engin Yücer ile annesi Cemile Yücer de tutuklandı. Bu ailenin profili hem kişisel ilişkilerin hem de devletle organik bağların iç içe geçtiğini; duygusal ilişki kisvesi altında nasıl bir ajanlaştırma ve ölüm zincirine dönüşebileceğini gösteren bir belge niteliğini taşıyor.
Dersim’in küçük olması, bu ajanlaştırma ağının kente hızla nüfuz edebilmesini de kolaylaştırıyor. Herkesin herkesi tanıdığı bir sosyal ortamda yaratılan güvensizlik hem bireyleri hem de siyasi örgütlenmeyi zayıflatan bir etki yaratıyor.
DERSIM’E ÖZGÜ BOYUTLAR: SÜRGÜN, GÖÇ VE BOŞALTILAN BÖLGELER
Dersim’deki ajanlaştırma politikasını diğer Kürdistan kentlerinden ayıran temel özellik, bu politikanın doğrudan Tuncay Sonel döneminin yarattığı siyasi baskı ortamıyla beslenmesidir. Sonel döneminde, gizli tanıklar ve itirafçıların ifadelerine dayanan onlarca gözaltı yapılmıştı. Bu süreçte binlerce genç ya cezaevine gönderilmiş ya da ağır baskı altında kenti terk ederek yurt dışına göç etmek zorunda kalmıştı.
KİTLESEL GÖÇ VE AJANLAŞTIRMA
Bu kitlesel göç, Dersim’de ajanlaştırma için son derece elverişli bir zemin yaratmıştı. Kenti terk eden, ancak geride bıraktığı ailesiyle bağını koparmayan gençler hem ekonomik hem de psikolojik kırılganlıkları üzerinden devlet birimlerinin hedefi haline geliyor. “Ailenin serbest kalması için sen de bize yardımcı ol” biçimindeki klasik ajanlaştırma söylemi, Dersim özelinde “kaçmak ya da iş birliği yapmak” ikilemine sıkıştırılmış bireylere karşı özellikle etkili bir baskı aracına dönüşmüş durumda.
AJANLAŞTIRMANIN DERSIM ÖZELİNDEKİ ÜÇ TEMEL YÖNTEMİ
Birincisi: Duyugsal ilişki kisvesi altında kurulan tuzak. Bu yöntemde, devlet birimlerine bağlı erkekler ya da onların yönlendirdiği siviller, Munzur Üniversitesi’nin yurtsever eğilimli ya da siyasi duyarlılığı yüksek öğrencilerini sosyal medya ve kampüs ortamında hedef alıyor. Zaman içinde güven inşa edilen ilişkide, cinsel içerikli görüntüler kayıt altına alınıyor ve ardından bu kayıtlar şantaj aracına dönüştürülüyor.
Gülistan Doku davasındaki Zainal Abakarov’un profili ve ailesinin eski polis kökenli yapısı, bu yöntemin duygusal ilişkiden ziyade kurgulanmış bir tuzak olduğunu gözler özüne seriyor.
İkincisi: Ekonomik kırılganlık üzerinden devşirme. Kentten göç etmek zorunda kalan ya da ailesinin geçim sıkıntısı içinde olduğu bilinen bireylere, “Sana ve ailene ekonomik destek verelim, sen de bize yardımcı ol” söylemiyle yaklaşılıyor ve zamanla bu kişiler, hareketle bağlantılı kişilere ilişkin bilgi toplamaya zorlanıyor.
Üçüncüsü: İtirafçılık sistemi üzerinden kurulan toplumsal baskı. Sonel döneminde defalarca gündeme gelen bu yöntemde, daha önce devşirilen ya da gözaltı baskısıyla itirafçıya dönüştürülen kişilerin ifadeleri; yeni gözaltılara, tutuklamalara ve kentten göçe zemin hazırlıyor.
Bu üçlü mekanizma, Dersim’de ajanlaştırmayı yalnızca bireysel bir ihanet meselesi olmaktan çıkarıp, kentin siyasi dokusunu parçalayan sistematik bir imha politikasına dönüştürülüyor.
ÇETELEŞME VE KÜÇÜK BİR KENTTE SESSİZ ŞİDDETİN TIRMANIŞI
Dersim’de, özellikle 2016 sonrasında kentte esnafın kaygılarını artıran asayiş olaylarının tırmandığı, bazı kafelerin ve mekanların uyuşturucu trafiğiyle ilişkilendirildiği tanıklıklarda aktarılmıştı. Yeni nesil çeteler, Dêrsim’de de Kuzey Kürdistan’ın diğer kentlerinde olduğu gibi, ön cephede bulunan gençliği sosyal medya, para vaadi ve tehdit yoluyla çekmeye çalışıyor.
Gülistan Doku dosyasında ortaya çıkan tablo ise çeteleşmenin Dersim’deki boyutunu farklı bir perspektiften gösteriyor. Vali Sonel’in korumasıyla, ihraç polisiyle, hastane başhekimiyle ve üniversite teknisyenleriyle koordineli olarak yürüttüğü iddia edilen örtbas zinciri, devletin kendi içindeki çete yapısını gözler önüne seriyor. Bu yapı, sokaktaki torbacı çetelerle aynı zihniyetin farklı katmanlardaki görünümüdür.
Mafya, kara para, bahis oyunları ve organize suç örgütü liderleri; devletin korumasında, sırtını devlete dayayarak fuhuş ve uyuşturucuyu organize biçimde geliştirdi.
SOYLU-SONEL HATTI: DEVLET HİYERARŞİSİNİN ÖRTBAS ZİNCİRİ
Gülistan Doku dosyasının bir diğer siyasi boyutu ise Tuncay Sonel’in arkasındaki devlet hiyerarşisine uzanan bağlantı ağının ortaya çıkması oldu. Bu bağlantı, tek bir valinin suçunun ötesine geçiyor ve bir sistemi gözler önüne seriyor. Süleyman Soylu, Sonel’i Kadıköy Kaymakamlığı görevinden doğrudan Tunceli Valiliği’ne atamıştı. Sonel’in Soylu’ya olan bu organik yakınlığı, meclis tutanaklarına yansımış; Soylu’nun Sonel’i akladığı ifadeler, Nisan 2026’da yeniden gündeme gelmişti. Soylu, 2021’de araştırma komisyonu önünde “Cinayete rastlayamadık” demiş, Sonel’i temize çıkarmıştı.
Davanın bu boyutu, Dersim’deki özel savaş politikasının salt bir “kötü vali” meselesi olmadığını, zincirin en üstüne kadar uzandığını gösteriyor. Bir valinin ölüm emirleri verebilmesi; kamera kayıtlarının silinebilmesi, hastane raporlarının imha edilebilmesi, bir polisin verileri karartabilmesi ve bunların hepsinin altı yıl boyunca örtbas edilebilmesi, devlet kurumlarının bu suçun ne denli derinden ortağı olduğunu belgeleyen en kapsamlı göstergedir.
Yarın: Özel savaşın politikalarının sahaya yansıması -VII
Source: ANF News