Jeofizik Mühendisi ve Deprembilimci Doç. Dr. Savaş Karabulut, Gimgim ve Kanîreş’te 22 köyü kapsayan jeotermal projesinin bir enerji ihtiyacından ziyade rant odaklı bir operasyon olduğunu belirterek, elektrik üretilmesinin bilimsel olarak imkânsız olduğu bu sahada, fay hatlarının göbeğine sondaj vurmanın “barut fıçısıyla oynamak” olduğunu vurguladı. Karabulut, “22 köyü ve meraları yutan bu ÇED raporu bir teknik belge değil, coğrafyayı kirletip satma operasyonudur” dedi.
Gimgim ve Kanîreş ilçeleri, sadece meralarıyla değil, yer altındaki devasa sismik enerjisiyle de dünyanın merceği altında bulunuyor. “Bingöl-Karlıova Üçlü Eklemi” olarak bilinen ve Türkiye’nin deprem üretme potansiyeli en yüksek bölgelerinden biri olan bu sahada yapılacak derin sondajlara dair uyarılarda bulunan Doç. Dr. Savaş Karabulut, yer altı sıvı basıncındaki değişimin sarsıntıları tetikleyebileceğine dikkat çekti. Hazırlanan ÇED raporunun teknik açıdan yetersiz olduğunu belirten Karabulut, projenin hem ekolojik bir yıkıma davetiye çıkardığını hem de bölge halkını mülksüzleştirmeyi hedeflediğini ifade etti.
MADEN KANUNU VE ULUSLARARASI SERMAYE KUŞATMASI
Türkiye’nin birçok yerinde özellikle 2020 yılı sonrası ülkenin stratejik hedeflerine işaret edilerek yoğun jeotermal arama ve işletme ruhsatları verilmeye başlandığına dikkat çeken Karabulut, “Batı Anadolu’da Aydın, Çanakkale, Manisa, İzmir gibi bölgelerde 150 derece üzerindeki alanlarda elektrik üretimi yaygınlık kazandı ancak jeotermal enerji, sanıldığı kadar masum değildir. Aydın bölgesinde yapılan bilimsel çalışmalar; kontrolsüz gaz çıkışlarının, atmosferik etkilerin, toprak ve su kirliliğinin kanser vakalarını artırdığını açıkça ortaya koymaktadır. Meseleye tarihsel bir arka planla bakarsak; 1933’te millileştirilen yer altı kaynaklarımız, 1985 yılında çıkarılan Maden Kanunu ve ardından gelen jeotermal düzenlemelerle uluslararası firmaların işletmesine açıldı. Bugün yer altı kaynaklarımızın kamu yararı yerine ulusal ve uluslararası piyasalara ‘peşkeş çekildiği’ yönünde haklı eleştiriler var. Biz bu sürecin acı sonuçlarını İliç’teki işçi katliamında, Fatsa’daki ve Artvin’deki ekolojik tahribatta gördük. Şimdi ise karşımızda Bingöl Karlıova’da, İgnis Enerji denilen Amerikan menşeli bir firmanın hazırladığı ÇED raporu var” dedi.
SİYASET, SAVAŞ VE ENERJİ DENKLEMİ
İgnis Enerji’nin dünyanın 40’a yakın ülkesinde faaliyet yürüten bir firma olduğunu hatırlatan Karabulut, şöyle devam etti: “Orta Doğu’da savaşın sürdüğü, Siyonizmin halkları yok etmeye çalıştığı bir dönemde, Amerikan menşeli firmaların enerji politikaları üzerinden coğrafyamıza bu denli girmesi en baştan tartışılmalıdır. Bu firmaların temel amacı kârdır; coğrafyaları kullanarak, kirleterek kazanç elde ederler. Eylül 2025 tarihinde hazırlanan bu ÇED raporu, 2160 hektarlık devasa bir alanı, yani 17-18 köyü doğrudan kapsayan 18 kuyu açılmasını planlıyor. Halkın olan kaynaklar, halkla paylaşılmak yerine birer ekonomik meta olarak şirketlere devrediliyor. Raporda işçilerin 12 saatlik ağır vardiyalarla çalıştırılacağının belirtilmesi bile iş etiği ve güvenliği açısından başlı başına bir sorundur. Rapordaki teknik veriler soru işaretleriyle dolu. 2500 metre derinlikte sıcak su bulunacağı iddia edilirken, firmanın kendi saha çalışmalarında çok daha yüzeysel derinliklerde yüksek sıcaklıklara ulaşıldığı beyan ediliyor. Bu bir çelişkidir. Dahası, bölgenin geçim kaynağı olan çayır, mera ve tarım arazilerinin bu projeden doğrudan etkileneceği raporda açıkça görülüyor. Jeotermal akışkanların içindeki ağır metaller ve kimyasallar toprakla veya yüzey suyuyla temas ettiği an, o coğrafyada hayvancılık da tarım da biter. Arazi için belirlenen 800 bin liralık bedel ise bölgenin değeriyle kıyaslandığında trajikomiktir ve mülksüzleştirmenin kanıtıdır.”
‘ELEKTRİK ÜRETİLEMEZ, DEPREM RİSKİ GÖZ ARDI EDİLEMEZ’
“Bilimsel olarak şunu söylemek zorundayım: Mevcut jeolojik koşullar ve su sıcaklıkları göz önüne alındığında, burada elektrik üretimi mümkün değildir” tespitinde bulunan Karabulut, şunları belirtti: “Bu proje bilimsel bir gereklilik taşımaz. İşin en tehlikeli boyutu ise depremselliktir. Proje alanı, Karlıova fay zonuna ve Kuzeydoğu fay hattına sadece birkaç kilometre mesafededir. Zemin yapısı Z6-Z7 gibi en sıkıntılı sınıftadır. Fay hatlarına bu kadar yakın bir noktada, yer altı sıvı dengesini bozacak derin sondajlar yapmak barut fıçısıyla oynamaktır. ÇED raporu ise bu hayati riskleri kopyala-yapıştır ifadelerle geçiştiren, teknik açıdan yetersiz bir metindir. Bu proje bölge halkı için bir ihtiyaç değildir. Mera alanlarını yok edecek, su kaynaklarını kirletecek ve sismik riskleri tetikleyecektir. Bölgedeki işsizliğe çözüm olacağı iddiası, uzun vadedeki yıkımın yanında bir aldatmacadır. Bir bilim insanı ve toplumun mühendisi olarak karar vericileri uyarıyorum: Bu projenin uygulanması çevresel bir yıkıma ve toplumsal mülksüzleştirmeye yol açacaktır; derhal yeniden değerlendirilmelidir.”
Source: ANF News