Dört kardeş, dört yoldaş: Bayrağı yere düşürmediğimizi bildirin!

dort-kardes,-dort-yoldas:-bayragi-yere-dusurmedigimizi-bildirin!

“Haber versinler dostlara: Sertaç, Cevahir, tüm şehitlerimiz kanlarıyla suladılar topraklarımızı. Haber versinler Sertaç’ın Rodrigo’nun, Beethoven‘in bestelerini çalan kuşlarına. Haber versinler Cevahir’in bahçemizdeki sarı çiçeklerine. Siz ey kuşlar, her sabah penceremize konar; Rodrigo’nun, Beethoven‘in bestelerini çalardınız. Sertaç yatağından kalkar, mutfaktan ekmek getirip sizlere verirdi. Sonra çaldığınız müzik eşliğinde okurdu. Her 22 Şubat’ta mezarını siz ziyaret edin. Zaferin kesin olduğunu, mücadelenin büyüdüğünü, bayrağı yere düşürmediğimizi bildirin.”

Bu cümleler Mordem’in kaleminden…*

Dört kardeş… Dört parça Kürdistan… Sertaç, Mordem, Cevahir ve Hawar… Onların öyküsü, son 50 yılın öyküsü. Uzak bir köyün küçük bir evinde başlar ve dağlara uzanır… Bir halkın arayışına can verir dört kardeş. Onlar ölür, kuşlar ağıt yakar… Onlar ölür, kuşlar zılgıt çeker… Onlar ölür, kuşlar kalplere konar… Büyük bedellerin onuru da büyük olur… Diyalektiğin yasası maneviyatta da işler. Dört kardeşin öyküsü de öyle… Sertaç, Mordem, Cevahir ve Hawar… Kapısını çalıp hikayesini dinlediğiniz her bedel vermiş ailenin hikayesidir; ama hepsi hem biriciktir, hem de her bedel vereni anlatır. Ben de bir uzak köyün, Varto’da küçük bir evin kapısını çaldım. Karşıma dört can, dört parça ve kuşların hikayesi çıktı. O kapıdan geçtim, avucumda bu hikayeyi buldum. Uzun bir süre taşıdım. Dokunamadım, yazamadım… Dört kuşun kafesinden uçuşunun, dört parçaya konuşun hikayesidir…

SERTAÇ

Ali Abbas Kaya (Sertaç), Ayhan Kaya (Mordem), Kenan Kaya (Cevahir), Ercan Kaya (Hawar) 9 kardeşli bir ailenin üyeleridir. Muş’un Varto ilçesine bağlı Segiran köyünde (Diktepe köyü) dünyaya gelirler. Varto’nun geçmişten gelen politik bir yanı vardır. Kaya ailesinin siyasal şekillenmesi ise Ali Abbas Kaya ile olur. 1964 doğumlu olan Ali Abbas Kaya, ailenin en büyük ikinci çocuğudur. Hacettepe Sosyoloji Bölümü’nde okurken Kürt Özgürlük Mücadelesi’yle tanışır. Ve kardeşlerinin de bu mücadeleyle buluşmasını sağlar. Kardeş Çayan Kaya, şöyle anlatıyor: “Bütün kardeşlerini örgütledi, bilinçlendirdi. O kardeşlerini sakınmıyordu. Onların da siyasal olarak gelişmesi için çaba sarf ediyordu. Çok donanımlı ve birikimliydi. Kürt sorununun sınıf temelli çözülmesi gerektiğini söylüyordu. ‘Kürdistan’da bir feodalite var, o feodalite ezilmişlik üzerine’ diyordu, ulus ve sınıf temelli yaklaşıyordu. Hep öyle çalışmaları vardı. Siyasal mantığı temel alıyordu. Talihsizlik çok kısa kalması oldu. Sonradan onun siyasal anlamda Hacettepe’de sorumluluklar üstlendiğini öğrendim. Öğrenci gruplarının örgütlenmesinden, partiye, mücadeleye katılmasına kadar birçok sorumluluklar üstlenmiş. Hacettepe’de örgütlenme çalışmalarına 1985-86 yıllarında başlıyor ve 1991’e kadar gidiyor. Zaten Haziran 1991‘de diplomasını alıyor ve 6-7 kişilik bir grupla Dêrsim’e gidiyor.”

DÖNMEYECEĞİNİ HİSSETTİM

Anne Kezban, oğlu Ali Abbas’la son görüşmesini şu sözlerle anlatıyor: “Her zaman Ankara’ya gidip geliyordu ağlamıyordum. Ama son gidişinde Ankara’ya gidiyorum deyince ağlamaya başladım. Bu gidişin diğerleri gibi değil dedim. İçime bir ateş düştü gidecek bir daha gelmeyecek diye hissettim.” Anne yüreği hissetmişti…

CEVAHİR

Kimlik sorgulaması ve Kürt bilincinin açığa çıkması Ali Abbas’ın daha çok çabalamasına neden olur. Ve bu bilinci kardeşlerine aşılamaya başlar. İlk olarak lisedeki kardeşi Kenan’ı (Cevahir) etkiler. Kardeş Çayan Kaya, anlatıyor: “Kenan 72 doğumluydu. Varto Lisesi’nden mezun oldu. Önce İzmir’e oradan İstanbul’a gitti. Bu süre zarfında Ali Abbas abimle hep ilişki içerisindeler. Yayınları dağıtıyor, metropol çalışmasında kısa süreli yer alıyor. Üniversite sınavına giriyor ve kazanıyor, ancak üniversiteye gitmiyor. İstanbul’da 8-10 kişilik bir arkadaş grubuyla birlikte Ağustos 1990’da katılım yapıyor.”

HAWAR

Ailede mücadeleye olan aşk giderek derinleşirken diğer kardeş Ercan (Hawar) da yönünü dağlara çeviriyor. 1976 doğumlu olan Ercan Kaya lise birinci sınıf öğrencisidir. Daha çok genç olmasına rağmen içindeki özgürlük ateşi onun yaşamına yön verir. Kardeş Çayan Kaya, şöyle anlatıyor: “Kenan’dan sonra Ercan katılım yapıyor. Ercan o zaman lise birinci sınıf öğrencisiydi. Daha çok gençti. Varto Lisesi’nde bir örgütlenme oluyor, yaklaşık 20 arkadaş birlikte 1 Mayıs 1992 yılında katılım yapıyor. O zaman Ercan okul birincisiydi. Mordem’in de okul birincilikleri vardı. Ortaokulda, hatta bir dönem Mordem birinci oluyor Ercan ikinci, bir dönem de tam tersi oluyordu. Bu durum epey gündem de olmuştu.”

HAWAR’IN GİDİŞİ…

Ercan Kaya’nın gidişi babası Ali Kaya’yı derinden etkiler. Devamını kardeş Çayan Kaya’dan dinliyoruz: “Ercan, ‘Ben Kasıman köyüne top oynamaya gidiyorum’ diyor. Babam bunu duyunca katılım yapacağını anlıyor. Babam, Ercan’ın katılımından çok etkilendi, bir süre sonra vefat etti. Babamın gizli bir sağlık sorunu var gibiydi. Çok nüksetmemişti sanki ondan sonra nüksetti. Birden vefat etti. Polis baskı yapıyordu ama babam asla taviz vermiyordu. Benim çocuklarım ne karar almışsa ben onların arkasındayım derdi.”

MORDEM

Kardeşler bir bir yönünü dağlara çevirince Ayhan da (Mordem) duramaz olur. Dağlar onun da hayallerine düşer. Bir kuş gibi kalbine konar… Ancak onun tez canlılığı karşısına bazı engeller çıkarır. Bazı aksiliklerle karşılaşsa da yılmaz ve özgürlük yolunda adım adım ilerler. Kardeş Çayan Kaya’dan Mordem’in yolculuğunu dinliyoruz: “Mordem 74 doğumluydu. Mordem arkadaş da o dönemde, 2 Haziran 1992 tarihinde katılıyor. Bir gece arkadaş grubuyla katılım kararı alıyorlar. 7-8 kişilik arkadaş grubuyla birlikte deşifre oluyorlar, arkadaşlarla da buluşamıyorlar. Sonra okul kantininde çalışan kişi gözaltına alınıyor. Onun ifadesinden dolayı bazı şeyler yayılıyor. Onlar da tabii olayların büyümemesi için geri dönüyorlar. Katılımlarını erteliyorlar. Ondan önce Varto Lisesi’nde baskı yoktu. Siyasal baskı da bu olaydan sonra başlıyor. Valilik karar alıp okula bildiriyor. Polis onların bir araya gelmesini engelliyor. Aileler bile herkesi Ayhan örgütlüyor diyordu. Sonra valinin talimatıyla hepsi başka okullara sürgün ediliyor.”

HAKSIZLIĞA TAHAMMÜLÜ YOKTUR

1991 yılının sonunda Mordem İzmir’de bir liseye sürgün edilir. Bir gün Mordem’in sınıfında tartışma çıkar. Ve tartışma üzerine sınıf arkadaşı, Kemalist eğitim üzerine bir seminer verir. Konu Kürt meselesine gelir. O sırada sınıf öğretmenleri, semineri veren arkadaşına “Sizin beyninizi yıkamışlar” der. Mordem de öğretmenin söylemine sessiz kalmaz ve yerinden fırlar, “Kim bizim beynimizi yıkamış, bizim anamız, babamız dahil hepsinin beynini yıkayan sizsiniz. PKK bizi özgürleştiriyor” der. Haksızlığa hiç tahammülü yoktur. Çok bilgili ve zekidir. Birinci basamak üniversite sınavına girer. Ardından eğitimini bırakır,  hayallerinin ve kuşların peşinden gider.

HER ÇAR BERXÊM MIR…

Anne Kezban, Gülcan heval diye söze giriyor. Efendim anne diyerek dinliyorum ve Kürtçe, şöyle ağıt yakıyor: “Min got, Varto şewitî berfa pêşîn. Her çar berxêm min jê derketî çekê hêşîn. Wexta diya min dikeve can û cîgere min tev de diêşin.” Bir annenin evlatlarıyla ilgili onun yanında konuşmak kolay değildi elbet. Sözlerimi özenle seçiyordum, dört evlat, onun deyişiyle kuzuları. Annenin vakur duruşu etkileyici… Her zaman evlatlarının arkasında olduğunu vurguluyor.

KURŞUN İZİ DURUYOR

O dönemde aileye yönelik baskılar da artar. Çayan Kaya, kendileri de evin içindeyken evin polisler tarafından tarandığını söylüyor: “Doğan abimin tutuklanma sürecine kadar da baskılar vardı. Mordem katıldıktan sonra evi taradılar.” Kurşun izleri hâlâ duruyor. Kardeş Doğan Kaya, kurşun izlerini bana gösteriyor…

MORDEM’İN DÖNÜŞÜMÜ

Sohbetimize Mordem’in yaşamından kesitlerle devam ediyoruz. Çayan Kaya, şöyle devam ediyor: “Mordem’i dönüştüren Kenan (Cevahir) abimdi. Bir dönem geliyor Kürt sorununu anlatıyor. Biz hangi ulustanız diye tartışmaları oluyor. Kendi kimliğini sorgulamaya başlıyor. Kaba anlamda önceleri Alevilik temelinde ele alıyor. Kenan abimle yaptıkları sohbetlerin ardından araştırmaya başlıyor. Ali Abbas abim de Ankara’da siyasal içerikli kitaplar getiriyordu. Mordem abim onları okuyup araştırıyordu. Devrimler tarihi ile ilgili bir ansiklopedi vardı, biz kitapların içindeki fotoğraflara bakardık, Mordem okurdu, araştırırdı. Böylece Kürt kimliğini tanıdı. Orada bir dönüşüm yaşadı.”

ABDULLAH ÖCALAN MORDEM İLE KONUŞUYOR

Kısa bir epizot… Mahsum Korkmaz Akademisi’nde eğitim dönemidir, o sırada okul hazırlıkları yapılır. Yine bir eğitim öncesi sınıf temizlenir ve sandalyeler dizilir. O sırada Sayın Abdullah Öcalan, Mordem’in fotoğrafının önünde O’na bakarak şöyle diyordur: “Ben sana demedim mi, erken şehit düşmek de ihanettir. Hani bana ihanet etmeyecektin.” Bir süre gözleri dolmuş fotoğraftaki Mordem’i izler… Bu an gerillaların gelişiyle dağılır…

KOMPLO ÖNCESİ GÖRÜŞECEKTİK

Kardeş Doğan Kaya da Mordem’in şğhadetinden sonra Abdullah Öcalan’ın kendilerini görmek istediğini şu sözlerle anlatıyor: “Biz İzmir’de sürgündeyken Başkan haber gönderiyor. Mordem’in ailesinin hepsini getirin göreyim diyor. Bir süre sonra komplo gerçekleşti. Ondan sonra soran olmadı. Başkan ile Mordem heval arasında çok ciddi bağ varmış. Anlatanlar baba, oğul gibiydiler diyor. Duygusal olarak çok bağları varmış.” 

ÖNDERLİĞİ KORUMAK

Mordem’in rüyalarında bile hep Öcalan vardır. Öcalan’a bağlılığı, sevgisi çok büyüktür. Öcalan’ı hep korumak ister. Her seferinde yoldaşlarına “Önderliği nasıl koruyacağız” der. Hatta Öcalan’ın koruması olmak istediğini söyler. Çözümlemeler okur, tüm mantığı, fikri Öcalan’ı koruma ve yaşatma üzerinedir. Hep O’na dair rüyalar görür. Önderlik sahasına gider. Sayın Öcalan’ın “Ya ben bugüne kadar mücadeleyi yürütüyorum ama bütün yük omuzlarımda, bir arkadaşım yok benim bu yükümü alabilecek yakın arkadaşlar istiyorum” sözleri Mordem’i derinden etkiler. “Ben aslında çok istiyorum yakın arkadaşı olayım ama çok kapsamlı bir şey, dönüşmem gerek. Benim hep hayallerimdeydi. Önderliğin yakın arkadaşı olabilmek, O’nun yükünü hafifletebilmek istiyorum” der. Mordem, Öcalan’ın bu sözleri üzerine çok volta atar…

HAYALİNDEKİ ABDULLAH ÖCALAN’LA DİYALOG

Mordem’in yazım yönü ve edebi yanı güçlüdür. Hatta bir roman çalışması vardır. Ancak yarım kalır. Mordem’in hayallerine kavuştuğunu belirten kardeş Çayan Kaya, “95 yılında Önderliğin yanına gidiyor. Hayalindeki Önderlikle karşılaştı. Bazıları bir insanı hayal eder ve bazen hayal kırıklığı yaşar. Ama Mordem hayalindeki Önderlikle buluştu. Hayalindeki, idealindeki Önderlikle tanıştı, yol, yoldaşlık yaptı” diye vurguluyor. Kaya, Mordem’in hayal ettiği liderliği Abdullah Öcalan’da bulduğunu, hatta hayalinin ötesinde bir liderlikle karşılaştığını ve hayatının sonuna kadar bu bağın Mordem’e yön verdiğini söylüyor.

GERİLLALAR GELSİN…

Sürecin olumlu sonuçlanmasını canı gönülden isteyen Kezban anne, “Keşke çocuklarım da yaşasaydı cezaevinde olsaydı… Şimdi bütün gerillalar benim çocuklarım. Artık gerillaların ölmesini istemiyoruz. Onlarda gelsin siyaset yapsın. Barış istiyoruz. İnşallah barış olur. Barış çok güzeldir” diyor.

FUTBOLU SEVERDİ

Fenerbahçe ve Galatasaray arasındaki ezeli rekabet kardeşlerin de arasında ufak tefek sürtüşmelerin sebebi olur. Mordem Fenerli, diğer kardeşler de Galatasaraylıdır. Çayan Kaya, maç günlerinden unutamadığı bir anısını şöyle anlatıyor: “Fenerbahçe’nin Galatasaray’ı 4-3 yendiği maçı izliyoruz. Hepimiz evdeyiz, ev kalabalık. Hepimiz de Galatasaraylıyız. Evde bir o Fenerliydi. Galatasaray 3 gol attı biz seviniyoruz bağırıyor, çağırıyoruz Mordem sinir olmuştu. Benimle Ercan abimi kovaladı. Baktık 3-1, sonra 3-2 oldu, yüzü gülmeye başladı. Kenan abimle de kavga ederdi. Kamer abim de, korkma valla siz yeneceksiniz diyordu. Yok o, Kamer abimi de dinlemedi. Sonra 3-4 Fener aldı. Yüzü güldü, bak biz aldık diye seviniyordu. O anı hiç unutamıyorum. Futbolu çok severdi. Bir yerde maç olsa koşa koşa giderdi.”

Anne Kezban, sözü alıyor: “Anne sen benim takımımdan ol diyordu bana” diye anlatırken kardeş Doğan Kaya da ekliyor: “Annem, Mordem ve eşim Fenerbahçeliydi, biz diğerlerimiz Galatasaraylıydık.” 

BAŞARIYA KİTLENMİŞTİ

Bazı kavramlar insanlarla bütünleşir. Mesela coşku ve heyecan gibi. İşte bu iki kavram Mordem’de hayat bulmuştu. Kardeş Çayan Kaya, şöyle özetliyor: “Müthiş bir coşkusu vardı. Ben kişisel olarak coşku ve heyecanı onunla bütünleştiriyorum. Bir an önce devrim gelişsin, özgürlük olsun istiyordu. Ne yapabiliriz diye çok çabalardı. Tez canlıydı, bir dakika yerinde durmazdı. Zorlukları seviyordu, kendi yetersizlikleri ve eksiklerini görünce onun üzerine gidiyordu. Siyasal mücadele öncesi okulumu bitirip yetkin bir yere gelmek istiyorum diyordu. Ancak siyasal mücadeleyle tanıştıktan sonra en büyük amacı bir an önce bu halkın, bu ulusun özgürleşmesi gerekiyor diyordu. Başarıya kitlenmişti. Tüm çabası ve amacı başarılı bir devrimden sonra bir huzura kavuşturmaktı. Ama hiçbir zaman popülerlik hevesi olmadı. Ben gidip şöyle olacağım, böyle olacağım demezdi. Kürt mücadelesine aşkla bağlıydı.”

TÜM SOHBET BAHÇEDE

Tüm bu sohbeti Ali Abbas, (Sertaç), Ayhan (Mordem), Kenan (Cevahir), Ercan’ın (Hawar) aşındırdığı bahçede yapıyoruz. Onlar anlatınca bahçede onların çocuk seslerini, kuş gibi ötüşlerini, cıvıltılarını hissediyorum. Bastığım yerde onların ayak izi var. Bir an zihnimde dört kardeşin kısa bir filmi geçit yapıyor. Kardeş Doğan Kaya, “3 buçuk yıl cezaevinde kaldım. Her gün çatışma oluyordu. Çok baskı yapıldı buradan göç edelim diye göç etmedim. Biz çok zulüm gördük. Bir de her gün baskı, her gün… Bölgede değer ailelerinin yalnız bırakılmasını eleştiren Kardeş Kaya, “Seçim zamanı şehit ailelerini ziyaret ediyorlar. Onun dışında ne bakıyorlar, ne selam veriyorlar. Öyle şehit aileleri var ki yemeye ekmek bulamıyor. Kendim için demiyorum, böyle aileleri görüyoruz, şahit olmuşuz o yüzden söylüyorum. Onların haline bakın. Gidin görün onların halini. Görünce utanırsınız” diye vurguluyor. 

DÖRT KARDEŞ DÖRT YOLDAŞ…

Kardeşleriyle gerilla saflarında buluşmayı hayal eden Mordem, 7 Ocak 1993 yılında Serxwebûn’un 1992 yılında şehit düşen gerillalar için çıkardığı özel sayısını eline alır. Bir sayfayı çevirince Cevahir’in fotoğrafını görür. Duraksar. Kuşlar ağıt yakar kalbinde… Bir sayfayı daha çevirir. Sertaç’ın da toprağa düştüğünü öğrenir. Birkaç sayfa onda bir ömür olur. Tüm kuşlar o an kalbinden göç eder… Cevahir 7 Ocak 1992 yılında Bestler’de hava saldırısında dört yoldaşıyla şehit düşüyor. Sertaç, 22 Şubat 1992 tarihinde Karakoçan’da altı arkadaşıyla toprağa düşüyor. Hawar, Haziran 1995’te Erzurum Tekman’da şehit düşüyor. Cenazesi hala Tekman’da toplu mezarda bulunuyor. Hawar’dan iki ay sonra Mordem 1995’in Ağustos ayında Güney Kürdistan’da, KDP güçleri ile çatışmada şehit düşüyor. 

*Mordem’in Güncesi sayfa 55.

KAYNAK: Yeni Özgür Politika 

Source: ANF News

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

mt-sample-background

© 2024 Egerin. All rights reserved.

Scroll to Top

Subscribe to receive News in Email

* indicates required

Intuit Mailchimp