Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Eş Genel Başkanı Avukat Ekin Yeter, barış ve demokratik toplum sürecine ilişkin yaptığı değerlendirmelerde sürecin mevcut durumunu, “umut hakkı” tartışmalarını ve atılması gereken hukuki adımları anlattı.
Yaklaşık bir buçuk yılı aşkın süredir devam eden sürecin Önder Apo’nun çağrısıyla başladığını belirten Ekin Yeter, “Aslında Kürt Özgürlük Hareketi tarafından atılan adımları, çatışmasızlığın inşa edilmesi ve çatışmasızlık ortamının tesis edilmesinden sonra da barışın ve demokratik toplumun inşası noktasında bir irade olarak görmek gerekiyor” diye konuştu.
Önder Apo’nun videolu çağrısı ve ardından yapılan silah yakma törenlerine dikkat çeken Ekin Yeter, “Hem Sayın Öcalan tarafından gerçekleştirilen videolu çağrının, daha sonrasında örgütün birçok kademesinden, birçok silah türüyle gerçekleştirilen kapsamlı silah yakma töreninin de çok güçlü adımlar olduğunu değerlendirebiliriz. Zaten bu tören sonrasında da atılan adımlar hem Türkiye ve Kürdistan içerisindeki birçok bölgede, yani tüm bölgelerde hem de sınırda dahi bu çatışmasızlık ortamının tesisi noktasında atılan çok güçlü adımlardı” ifadelerini kullandı.
Ekin Yeter, devlet tarafından atılan tek somut adımın komisyon kurulması olduğunu belirterek, “Bu konuda devlet mekanizması ve siyasal iktidar tarafından atılan tek adım Meclis’te bir komisyonun oluşturulmasıydı. Bu komisyonda akademisyenler, hukukçular, kadın kurumları; aslında yüzden fazla kişinin ve kurumun dinlendiğini gördük. Bu dinlemelerden sonra Meclis komisyonunun bir rapor hazırlık süreci söz konusu oldu, rapor daha sonrasında kamuoyuyla paylaşıldı” dedi.
‘BARIŞI ERTELEME HALİ SÖZ KONUSU’
Sürecin bugün geldiği noktayı değerlendiren Ekin Yeter, mevcut tablonun “negatif barış” düzeyinde kaldığını belirterek şu ifadeleri kullandı: “Aslında bu eksik değerlendirmelerle çıkılan yolda, şu anda da bir bekleme hali, barışı erteleme hali söz konusu olduğunu söyleyebiliriz. Bunu dünya çatışma çözüm örnekleri bakımından değerlendirdiğimizde de çatışma çözüm süreçlerinde negatif barış ve pozitif barış süreçleri söz konusudur. Bu noktada çatışmasızlık ortamının tesisini negatif barış olarak tanımlamak gerekiyor. Dünya literatüründe de bu şekilde tanımlanıyor. Pozitif barış ise çatışmasızlık sürecinin tesisinden sonra eşit yurttaşlık gibi kolektif hakların, statünün, demokratik siyasete katılım ve örgütlenme haklarının tesis edildiği uzun soluklu bir süreci, bir inşa sürecini ifade ediyor.
Meclis komisyon raporunda da Türkiye modeli olarak adlandırılan, ancak bir demokratikleşme süreci mi, barış süreci mi, müzakere süreci mi olduğu net olarak tanımlanmayan bu süreci; çatışmasızlık ortamının tesis edilmesi bakımından negatif barışın oluştuğu, ancak pozitif barış bakımından herhangi bir adımın atılmadığı bir süreç olarak ele alabiliriz.”
Ortadoğu’daki gelişmelerin süreci etkilediğini söyleyen Ekin Yeter, “Türkiye’yi zaten bu sürece zorlayan şey, Ortadoğu’daki ulus devlet statükoculuğunu çökerten bir emperyal müdahalenin, tıpkı Birinci Dünya Savaşı’ndaki gibi tekrardan gündeme gelmiş olmasıydı. Bu noktada Suriye, İran gibi birçok devlet bakımından çok ciddi güvenlik krizlerinin ve çok kapsamlı savaş sürecinin gerçekleştiği koşullar söz konusuydu” dedi.
‘Umut hakkı’ tartışmalarına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Ekin Yeter, bu meselenin uzun süredir hukuk kurumlarının gündeminde olduğunu belirterek, “Biz ‘umut hakkı’ meselesini Barış ve Demokratik Toplum Süreci başlamadan çok daha önce gündemine almış bir hukuk kurumuyuz. Hem Sayın Öcalan’ın vekilleri hem de birçok hukukçu, hukuk kurumu, hak ve insan hakları örgütünün uzun zamandır gündeminde olan bir meseleydi. Bu noktada Sayın Öcalan ve vekillerinin hukuki mücadelesiyle kazanılmış bir haktır umut hakkı” diye konuştu.
‘UMUT HAKKI SÜRECE BAĞLI OLMAKSIZIN İŞLEMELİ’
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını hatırlatan Ekin Yeter, “Umut hakkı meselesi, AİHM’in açık kararıyla ölünceye kadar hapishanede tutulma meselesini ve ağırlaştırılmış müebbet infaz rejimini işkence ve kötü muamele yasağına aykırı bulmaktadır. Türkiye devleti de eğer ki Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf olduğunu ve Anayasa gereği, çelişme durumunda uluslararası sözleşmeleri uygulayacağını açık bir şekilde ortaya koyan bir hukuk devleti olduğu iddiasındaysa, umut hakkı kararını süreçteki gelişmelere bağlanmadan, açık bir şekilde toplumsal sorumluluk ve hukuki sorumluluk gereği uygulamak durumundadır” ifadelerini kullandı.
‘EŞİT KOŞULLAR SAĞLANMALI’
Önder Apo’nun müzakere sürecindeki konumuna da değinen Ekin Yeter, “Bu noktada bakıldığında siyasal iktidar, devlet mekanizması, Meclis komisyonu, bugüne kadar çalışmış herkes ve bu konuda Meclis’teki milletvekilleri açıkça bu sürece dair çalışmalarını yürütebiliyorken, bu imkanlara sahipken, Kürt halkının baş müzakereci olarak değerlendirdiği ve aktör olarak ön plana koyduğu Sayın Öcalan’ın halen bu statüden mahrum bırakılması, hukuki bakımdan da dünya çatışma çözüm örnekleri ele alındığında da kabul edilebilir bir mesele değildir. Demokratik müzakere koşulları gereği eşitler arası bir koşul sağlanmalı ve Sayın Öcalan da özgür çalışma koşullarına sahip olmalıdır” dedi.
Sürecin ilerleyebilmesi için atılması gereken adımları sıralayan Ekin Yeter, “Öncelikle olması gereken şey, hukuken bu sürecin bir statüsünün oluşturulması, süreci yürüten kişilerin hukuki güvenliklerinin alınması ve bir süreç yasasının çıkartılmasıdır” ifadelerini kullandı.
Çatışmasızlık koşullarının demokratik siyaset ve hukuk zeminine taşınması gerektiğini belirten Ekin Yeter, “Artık silah bırakan örgüt mensuplarının ‘Biz demokratik siyaset hakkına sahip olmak istiyoruz, gelip siyaset yapmak istiyoruz’ diyen bireylerin, özgürlük koşullarının; yani cezalandırılmadan, yargılanmadan demokratik siyasete katılım koşullarının sağlanması gerekiyor” diye belirtti.
Devam eden davalar ve infaz süreçlerine ilişkin konuşan Ekin Yeter, “Mevcut hükümlüler bakımından infaz durdurma kararları verilebilir ve geçici düzenlemeler çıkarılabilir. Yargıtay’daki dosyalar bakımından da bu dosyaların durması ya da hükümler açısından infazın durması gibi geçici kararlar verilebilir ya da en azından şu anda yargılaması devam eden ve hapishanede tutuklu olarak bulunan binlerce insan bakımından tutuksuz yargılanmayı sağlayacak düzenlemeler öngörülebilir” diye belirtti.
‘EN KRİTİK NOKTA STATÜ MESELESİ’
Kürt halkının statü sorununun çözümün temel başlıklarından biri olduğunu söyleyen Ekin Yeter, “Bu ülkede, bu coğrafyada binlerce yıldır yaşamını sürdürmesine, varlığını ispat etmiş olmasına rağmen bir türlü özgürlük koşullarına sahip olmayan Kürt halkının ve bu koşullarda yaşayan yine başkaca halkların da artık bir statüye sahip olması gerekiyor. Hem baş müzakerecinin statüsü hem sürecin hukuki statüsü hem de Kürt halkının statüsü olarak birbirine bağlı ve kritik üç adım olarak bu meseleleri ortaya koyabiliriz” ifadelerini kullandı.
‘HUKUKÇULAR DEMOKRATİK ANAYASAYI TARTIŞACAK’
Hazırlıkların devam ettiği Demokratik Kürt Hukukçular Konferansı’na dair de konuşan Ekin Yeter, konferansın “barış, özgürlük ve statü” şiarıyla organize edildiğini söyledi. Özgürlük İçin Hukukçular Derneği başta olmak üzere birçok hak ve hukuk örgütüyle ortak tartışmalar yürüttüklerini ifade eden Ekin Yeter, konferansta statüsüzlük, demokratik anayasa ve toplumsal sözleşme başlıklarının ele alınacağını belirtti.
Ekin Yeter, “Bizim önümüze koyduğumuz temel mesele, şu andaki tekçi, merkeziyetçi, yargı bağımsızlığını ve yerel demokrasiyi esas almayan bu rejimin nasıl demokratik bir cumhuriyete evrileceğini kapsamlı bir şekilde hem ekolojik hem kadın özgün bakış açılarıyla tartışmak” dedi.
Ekin Yeter, tüm hukukçuları konferans tartışmalarına katkı sunmaya davet etti.
Source: ANF News