Êlîh (Batman) ve Mêrdîn (Mardin), kültürel ve coğrafi yakınlıklarıyla birbirine en fazla temas eden Kürdistan kentlerinden ikisidir. Bu iç içe geçmiş toplumsal yapı, Türk devletinin kirli politikalarını uygulayanlar için ayrı bir kolaylık sağlıyor. Söz konusu politikalar; uyuşturucu, fuhuş, çeteleşme ve ajanlaştırma ekseninde bu kentlerde de sistematik bir biçimde sürdürülüyor.
Her ne kadar bu kentlerdeki fuhuş ağı, Amed’de olduğu kadar yaygın ve görünür bir boyuta ulaşmamış olsa da giderek yaygınlaşan ve toplumsal yapıyı aşındıran bir hale geliyor. Ekonomik gücü iyi olan erkekler; pavyon ve bar ortamlarında ya da lüks otellerde “eskort” olarak tanımlanan kadınlarla ilişki kuruyor. Bu tablonun arka planında da yine Türk devletinin mülteci politikalarının yarattığı insanlık dramı yatıyor.
Küresel Organize Suçlar Endeksi 2023 verilerine göre Türkiye, Avrupa ülkeleri arasında organize suç sıralamasında birinci, dünya genelinde ise 14. Sırada yer alıyor. Aynı endekste Türkiye’nin insan ticareti puanının 8 olması, meselenin ne denli yapısal bir nitelik taşıdığını gözler önüne seriyor.
Ancak bu tabloyu yalnızca kriminolojik bir mesele olarak ele almak, devletin bilinçli ve çok boyutlu özel savaş politikalarını görünmez kılmak anlamına gelir. Özellikle 2015 sonrası süreçte Kürt gençliği, devletin yürüttüğü özel savaş politikalarının merkez hedeflerinden biri haline geldi. Kobanê direnişi ve özyönetim süreçlerinde ortaya çıkan toplumsal direncin ardından devlet, bu enerjinin yeniden politikleşmesini engellemek amacıyla gençliği farklı yollarla kriminalize etmeye yöneldi.
QOSER (KIZILTEPE): ÇÖKÜŞÜN MERKEZ ÜSSÜ
Mêrdîn’nin Qoser ilçesi, Rojava Kürdistanı’na sınır konumunda bulunması ve genç nüfus yoğunluğu nedeniyle devlet politikalarının özel hedeflerinden biri haline getirildi. İlçede uyuşturucunun farklı türleri sistematik biçimde yaygınlaştırılırken, mülteci kadınlar da yoksulluk koşulları içerisinde fuhuş yapmaya mecbur bırakılıyor. Böylece hem yoksul yerel halk yozlaştırıyor hem de mülteci meselesinin ilerleyen süreçte sınır dışı etme gerekçesine dönüştürülmesi planlanıyor.
Qoser’de uyuşturucu kullanım yaşı 9’a kadar inmiş durumda. Ayrıca bahis bağımlılığının da 10’lu yaşlara kadar düştüğü, bahis borçları nedeniyle intihar girişimlerinin yaşandığı ve bağımlılığın aile içindeki yansımasının, kadına ve çocuğa yönelik şiddetle sonuçlandığı aktarılıyor.
Kasım 2025’te kurulan Mêrdîn merkezli Uyuşturucu ile Mücadele Platformu, 47 kurumun imzasıyla yayımladığı bildirgede şu tespite yer verdi: “Bölgedeki uyuşturucu bağımlılık yaşının 9’a kadar düşmesi, sorunun artık bireysel değil, sistemsel bir boyut kazandığının kanıtıdır.”
2021 yılında Mezopotamya Ajansı, kısa bir süre önce “Daltonlar Çetesi” ile bağlantısı olan Kemal Ürün isimli kişinin, başta Nisêbîn (Nusaybin) olmak üzere Kuzey Kürdistan’a uyuşturucu sevkiyatını “okullara kırtasiye yardımı” adı altında gerçekleştirdiğini ifşa etmişti. Bu ayrıntı, uyuşturucu kaçakçılığının okul kırtasiyesi ambalajına gizlenecek kadar organize bir yapıya sahip olduğunu ve açıkça devlet bağlantılı olduğunu belgeleyen bir tabloyu ortaya koyuyor.
DEVLET-ÇETE İLİŞKİSİNİN BELGELENEN YÜZLERİ
Nisêbîn ve Êlîh üzerinden Kuzey Kürdistan’a uyuşturucu sevkiyatı yapan ağın devletle organik bağlantısı, somut isimler üzerinden belgelenmişti. Eski Jandarma Genel Komutanı Arif Çetin’in adı; bazı mafya liderleriyle kurduğu ilişkiler ve uyuşturucu trafiğinin Kürdistan üzerinden Ortadoğu’ya dağıtımındaki rolü nedeniyle açık kaynaklarda defalarca gündeme gelmişti.
Aslen Nisêbînli olan Kemal Ürün ise, İlçe Emniyet Müdürlüğü, Jandarma Komutanlığı ve AKP’li yöneticilerle kurduğu ilişkiler aracılığıyla kamuoyunda “hayırsever iş adamı” imajıyla öne çıkarılan bir isim. Aynı zamanda bizzat Arif Çetin’le bağlantılı olan Ürün, Baygaralar çete örgütü üzerinden Kuzey Kürdistan’daki Kürt gençlerini uyuşturucuya, suç ağlarına ve çeteleşmeye yönlendirmekle itham ediliyor.
SARALLARIN KÜRDİSTAN’DAKİ ÇETELERİ
Netice itibarıyla Kürdistan’daki çeteleşmenin, uyuşturucu ticaretinin ve özel savaş politikalarının bağlandığı yer, doğrudan devlet yapıları ve kurumları oluyor. Nitekim Cumhurbaşkanlığı danışmanı Oktay Saral’ın isminin geçtiği çeteleşme ve uyuşturucu faaliyetlerinin olduğu biliniyor. Oktay Saral’ın kamuoyunda organize suç yapılarıyla anılan Sarallar grubuyla bağlantısının kamuoyuna yansıdığı ve bu yapıların Interpol bağlantıları oluşturarak doğrudan devlet imkanlarından yararlandığı da biliniyor. Bu isimler ve ilişkiler ağı, Êlîh ve Mêrdîn’deki uyuşturucu trafiğinin “sıradan suç” olmadığını, devlet güdümlü bir özel savaş politikasının ürünü olduğunu kanıtlıyor.
MAĞDURUN, SUÇLUNUN YERİNE OTURTULDUĞU SİSTEM
Öz Yönetim Direnişlerinin yaşandığı Nisêbîn’de ise durum daha hedefli ve siyasi bir nitelik taşıyor. Görevlendirilen genç polisler, yurtsever ailelerin kadın üyelerine sosyal medya üzerinden yaklaşıyor; duygusal ilişki kuruyormuş izlenimi yaratarak bu kadınları Kürdistani değerlerden ve toplumsal aidiyetlerden uzaklaştırmaya çalışıyor. Bu ilişkilerin cinsel birlikteliğe dönüştürülmesi ve video kaydına alınması ise ilerleyen süreçte bir şantaj silahına dönüşüyor.
MİDYAD: KÜLTÜREL ÇEŞİTLİLİĞİN ARKA MAHALLELERİ
Midyad, hem Süryani hem de Kürt nüfusuyla kültürel çeşitliliğin ve turistik potansiyelin öne çıktığı bir ilçedir. Ancak bu görünür tablonun arka planında, devletin tercihli ihmal politikaları çarpıcı biçimde işletiliyor. Taş konakların, tarihi alanların ve turizm merkezlerinin olduğu bölgelerde fuhuş ve uyuşturucu sorunu neredeyse görülmezken; ilçenin dış mahallelerinde, özellikle mülteci ailelerin ve yoksul yurtsever halkın yaşadığı bölgelerde durum tamamen farklı bir boyut kazanıyor.
BÖLGELER ARASI BİLİNÇLİ AYRIM
Bu ikili tablo, devletin “temiz bölge” ile “çürümeye terk edilmiş bölge” arasında bilinçli bir ayrım yaptığını gösteriyor. Bu ayrım yalnızca ihmalin değil, hangi mahallenin korunacağına ve hangisinin çürümeye bırakılacağına dair siyasi bir kararın da ürünüdür. Midyad’ın arka mahallelerinde tespit edilen uyuşturucu ağları ve fuhuş yapılanmaları, bölge genelindeki sistematik çöküşün bu ilçeye de sirayet ettiğinin kanıtıdır.
Midyat’ta yıllardır kadın mücadelesi yürüten G.S., ülkenin içine sürüklendiği ekonomik ve siyasal belirsizlikten en fazla etkilenen kesimin kadınlar olduğunu söylüyor ve şunları ekliyor: “Yoksulluk, işsizlik ve en temel ihtiyaçlara erişimde yaşanan zorluklar kadınları bu karanlık yapıların hedefi haline getiriyor. Şiddet, tehdit ve borçlandırma yoluyla bu ağın içinde tutulduklarına dair ciddi anlatılar var.”
UYUŞTURUCU GEÇİŞ GÜZERGAHI BİR İLÇE
Dêrika Çiyayê Mazî (Derik) ilçesi de tıpkı Qoser ve Nisêbîn gibi Rojava sınırına yakınlığı nedeniyle stratejik önem taşıyor. Bu ilçede düzenlenen operasyonlarda ele geçirilen uyuşturucu miktarları, ilçenin bir geçiş güzergahı olarak kullanıldığını işaret ediyor.
İlçedeki yerel kaynaklar ise bu tür operasyonların çoğunlukla ajan ağı oluşturma amacı taşıdığını, asıl hedefin uyuşturucuyla mücadele değil, yurtsever gençliği kontrol altına almak olduğunu ileri sürüyor.
‘AJAN AĞI OLUŞTURMA OPERASYONLARI’
Yekineyên Parastina Sivîlan’ın (YPS) bu konudaki açıklaması, meselenin özünü tek bir cümlede özetliyor: “Kürdistan’daki bütün uyuşturucu satıcılığı devlet iş birliği ile gerçekleşmektedir ve narkotik operasyon diye geliştirilen operasyonların hepsi ajan ağı oluşturma operasyonundan başka bir şey değildir.”
Bu tespiti sıradanlaştırmamak gerekir; çünkü bu yalnızca bir siyasi iddia değil, sahadan gelen onlarca somut örneğin üzerine oturan yapısal bir değerlendirmedir.
ÊLÎH MERKEZİ: SANAYİ VE YOKSULLUK ARASINDA
Êlîh merkezde, özellikle PETKİM ve TPAO gibi sanayi tesislerinde çalışan görece gelirli kesim, fuhuş ağlarının “lüks otel” ayağını besliyor. Aynı zamanda Êlîh, Licê ve Nisêbîn hattından gelen esrarın aktarımında da bir lojistik nokta konumunda.
Kentte Kürt siyasi hareketinin toplumsal örgütlülüğü görece güçlü olduğu için, devletin buradaki çürütme politikaları bazı ilçelere göre daha kontrollü işliyor. Ancak bu, Êlîh’in bu süreçten nasibini almadığı anlamına gelmiyor. Kentte açıktan yürüyen bir çöküş yerine, adım adım derinleşen bir yozlaşma süreci yaşanıyor. 2024 yılındaki bir istatistiki veriye göre, Türkiye ve Kuzey Kürdistan genelinde ateşli silah ve bıçakla suç işlediği için 11 bin 64 çocuk hakkında soruşturma başlatılmış. Bu tablonun Êlîh gibi kentlerde orantısız biçimde yoğunlaştığı, DEM Parti’nin de benzer konularda yaptığı araştırmalarda aktarılmıştı.
FUHUŞA ZORLANAN KADINLAR
Êlîh’te mülteci kadınların da fuhuşa zorlandığına dair güçlü aktarımlar var. Fuhuşa zorlanan mülteci kadınlar ve erkekler üzerinden toplumun ahlaki dokusu çürütülüyor. Burada da zamanı geldiğinde bu kişileri “kendi istekleriyle fuhuş yaptılar” gerekçesiyle hem mağdur konumundan çıkarılmaları hem de sınır dışı edilmeleri için yasal zemin oluşturulmak isteniyor.
Türkiye’de yabancı uyruklu kadınların zorla fuhuşa sürüklenmesi ve ardından sınır dışı edilmesi örüntüsü başka kentlerde de belgelenmişti. Mayıs 2025’te Îdir’de gerçekleştirilen büyük bir operasyonda, 107 yabancı uyruklu kadın zorla fuhuşa maruz bırakıldıktan sonra sınır dışı edilmişti. Bu operasyon, bölgedeki organize insan ticareti ağlarının boyutunu da gözler önüne seriyor.
‘DALTONLAR’DAN KUZEY KÜRDİSTAN SOKAKLARINA
Uyuşturucu (kokain ve metamfetamin) dağıtımında sokak ayağı için Kürt gençleri kullanılıyor. Birçok genç, işsizlik ve yoksulluk nedeniyle kolaylıkla hedef haline gelebiliyor. Yine yasadışı bahis üzerinden oluşturulan borç sarmalı ve şiddet tehdidiyle gençler hem bağımlı hem de kolayca yönlendirilebilir hale getiriliyor. Bir diğer araç ise doğrudan çeteleşme; mahallelerde hiyerarşik yapılar kurularak gençlerin hem “koruma” hem de ekonomik kazanç vaadiyle bu örgütlenmelere dahil edildiği belirtiliyor.
Tüm bu çete gruplarını devlet bağlantısız düşünmek mümkün değil. Bu yapılar, özel savaş uygulamalarının bir parçası olduklarını açıkça ortaya koyuyor. Bu çerçevede Daltonlar, Red Kitler, Casperler ve benzeri ulusal ölçekli çete yapılanmalarının Êlîh ve Mêrdîn ilçelerindeki uzantıları, hem yerel “torbacı” ağlarıyla hem de devletin güvenlik birimleriyle örtüşen ilişkiler içindeler.
AJANLAŞTIRMA: SİNSİ SAVAŞIN EN DERİN KOLU
Devletin bölgede uyguladığı kirli politikanın en sinsi boyutlarından biri de ajanlaştırma faaliyetleri. Bu kapsamda yürütülen operasyonlar, birbirine bağlı dörtlü bir mekanizma üzerinde işletiliyor.
Birincisi: Uyuşturucu bağımlılığına sürüklenen gençler, istihbarat birimleriyle iş birliğine zorlanıyorlar.
İkincisi: Cinsel içerikli görüntüler, özellikle yurtsever ailelerin kadın üyelerini hedef alan şantaj aracına dönüştürülüyor.
Üçüncüsü: Ekonomik yoksulluk içindeki ailelerin çocuklarına para ve iş vaadiyle yaklaşılıyor. Zamanla bu kişiler Özgürlük Hareketi hakkında bilgi sağlamaya zorlanıyor.
Dördüncüsü: “Gönül ilişkisi” görüntüsü altında yürütülen ajanlaştırma faaliyetleri, özellikle yurtsever ailelerin kadın üyelerini hem siyasi hem de kişisel bağlamda çöküşe sürüklüyor.
2 YILDA 87 AJANLAŞTIRMA
Bu dörtlü mekanizmanın Êlîh ve Mêrdîn’deki yansıması, İHD’nin 2022-2024 dönemini kapsayan raporuyla da somutlaşmıştı. Söz konusu dönemde İHD’ye yapılan 87 ajanlaştırma ve kaçırılma başvurusunun önemli bir bölümü Mêrdîn, Êlîh ve çevre illerden gelmişti. Amed Şiddetle Mücadele Ağı’nın raporunda da ajanlaştırma vakaları, “diğer şiddet türleri” kategorisinde kayıtlara geçmişti.
SİSTEMATİK AJANLAŞTIRMA
Bakur Kürdistan’ı kentlerinde, gençlik kasıtlı olarak göçe zorlanıp çaresizliğe itiliyor ve bu ağlara düşmeleri için zemin hazırlanıyor. Ajanlaştırmanın salt bireysel kırılganlıkları hedef almadığını, önce o kırılganlığın bizzat devlet eliyle yaratıldığını, ardından bu kırılganlığın bir silah olarak kullanıldığını görüyoruz. Göç ettirme, işsizleştirme, sosyal hizmetlerden yoksun bırakma ve ardından “yardım edelim” yaklaşımıyla devşirme süreci işletiliyor. Bu döngünün tam adı sistematik ajanlaştırmadır.
ÇOCUK İSTİSMARI: ÖZEL SAVAŞIN EN KARANLIK SAYFASI
Êlîh ve Mêrdîn’de çocuklara ve yetişkinlere yönelik cinsel istismar vakalarının giderek artması, dikkat çekiyor. Bu iki kentte çalışan sosyal hizmet uzmanları, cinsel istismarın savaş ve şiddet ortamıyla doğrudan ilişkili olduğunu vurguluyor.
GÜNDE ORTALAMA ÜÇ CİNSEL İSTİSMAR VAKASI
Amed Şiddetle Mücadele Ağı’nın 2022 yılı raporuna göre, yalnızca Amed özelinde bir yıl içinde 865 çocuk cinsel istismarı başvurusu yapılmış. Bu rakam, her gün ortalama üç çocuğun cinsel istismara maruz kaldığını gösteriyor. Aynı rapora göre, Kürdistan kentlerinde çocukların şüpheli şekilde en çok yaşamını yitirdiği iller sıralamasında Dîlok (Antep), Amed, Wan ve Mêrdîn yer alıyor.
Çocuk istismarının bu denli yapısal bir hal alması, salt bireysel bir suçun değil; toplumsal dokuyu kasıtlı olarak parçalayan bir özel savaş politikasının ürünüdür. 2024’te ateşli silah ve bıçakla suç işlediği için 11 bin 64 çocuk hakkında soruşturma başlatılmış olması, bu çürümenin yalnızca cinsel istismarla sınırlı kalmadığını; gençliğin tüm boyutlarıyla suça sürüklendiğini gösteriyor.
HİZBULLAH/HÜDA-PAR FAKTÖRÜ: ÇİFT BAŞLI STRATEJİNİN İDEOLOJİK AYAĞI
Êlîh ve Mêrdîn’deki özel savaş politikalarını anlamak için yalnızca uyuşturucu ve fuhuş ağlarına bakmak yeterli değil. Bu politikanın ideolojik ve örgütsel bir ayağı daha var: Hizbullah/HÜDA-PAR.
Bu yapıların başında Hizbullah/HÜDA-PAR yer alıyor. AKP/MHP eliyle meşrulaştırılarak siyasi bir oluşum haline getirilen ve bizzat devlet tarafından Kürt halkının özgürlükçü ideolojik, politik ve örgütlü yapısının karşısına kullanılmak üzere dikilen HÜDA-PAR’a biçilen rolü, Süleyman Soylu çekinmeden ve alenen kamuoyuna deklare etmişti.
SİYASİ KILIFA BÜRÜNEN HİZBULLAH
Türkiye Hizbullah’ının tarihsel kökleri Êlîh’te atılmıştı. 1990’lı yıllarda bu yapı, JİTEM ile koordineli biçimde Kürt aktivistlere, gazetecilere ve aydınlara yönelik suikastlar gerçekleştirmişti. Günümüzde ise HÜDA-PAR, aynı coğrafyada siyasi bir kılıfa büründürülerek, Kürt toplumunun özgürlükçü dinamikleriyle çatışan muhafazakar-dini bir baskı mekanizması olarak konuşlandırıldı.
Devletin çift kollu stratejisi son derece işlevsel yürütülüyor. Bir yandan Hizbullah/HÜDA-PAR geleneği üzerinden siyasi İslam’ın toplumsal baskı mekanizmaları devreye sokulurken, diğer yandan uyuşturucu, fuhuş ve çete ağları aracılığıyla toplumsal çürüme körükleniyor. Bu iki yönelim birlikte hem özgürlükçü yurtsever tutumu hem de laik-demokratik toplumsal dokuyu hedef alıyor. Geriye kalan ise ya teslim olmak ya sessiz kalmak ya da batağa saplanmak.
TOPLUMSAL MÜHENDİSLİK GİRİŞİMİ OLARAK ÖZEL SAVAŞ
Toplumsal mühendislik faaliyetleri, diğer Kürdistan kentlerinde olduğu gibi Êlîh ve Mêrdîn için de geçerli. Kürt gençliği üzerinde yürütülen bu özel savaş politikalarını, yalnızca güvenlik ya da suç ekonomisi bağlamında değil, aynı zamanda bir toplumsal mühendislik girişimi olarak değerlendirmek gerekiyor.
Yarın: Dêrsim: 1937’den bugüne aralıksız süren özel savaş -VII
Source: ANF News