Enerji anlaşmaları ve askeri tezkereler gölgesinde bir kaza

enerji-anlasmalari-ve-askeri-tezkereler-golgesinde-bir-kaza

Libya Genelkurmay Başkanı’nı taşıyan uçak, Ankara Esenboğa Havalimanı’ndan kalktıktan kısa bir süre sonra Ankara’nın Haymana ilçesi yakınlarında düştü. Falcon 50 tipi uçakta bulunan Libya Genelkurmay Başkanı Muhammed Ali Ahmed el-Haddad, Libya Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Futuri Gribel, Askeri İmalat Kurumu Komutanı Tuğgeneral Mahmud el-Katavi, Libya Genelkurmay Başkanı Danışmanı Muhammed el-Assavi Diyab, Genelkurmay Başkanlığı fotoğrafçısı Muhammed Ömer Ahmed Mahcub ile üç personel hayatını kaybetti.

Son bir haftada yaşanan gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, Al-Haddad’ın uçağının düşmesinin tesadüf olduğuna dair ciddi şüpheler ortaya çıkmaktadır. İlk olarak, İsrail hükümetinin Mısır’a 10 yıl boyunca yaklaşık 35 milyar dolar değerinde doğal gaz ihraç edilmesini öngören İsrail-Mısır Doğal Gaz Anlaşması 17 Aralık 2025’ta imzalandı. Bunun hemen ardından, İsrail-Kıbrıs-Yunanistan Enerji Hamlesi kapsamında Kudüs’te görüşmeler yapıldı; 22 Aralık’ta üç ülke arasında enerji iş birliğini artırmaya yönelik yeni bir mutabakata varıldı ve Doğu Akdeniz’deki projeler için ortaklık vurgusu yapıldı.

Aynı gün, Türkiye’nin Libya’ya asker gönderme tezkeresi ile Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Libya’daki görev süresinin iki yıl daha uzatılmasını öngören Cumhurbaşkanlığı tezkeresi Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildi. Tezkerenin kabulunden bir gün sonra, yani 23 Aralık’ta Libya Genelkurmay Başkanı Muhammed el-Haddad’ı taşıyan özel jet, Ankara’dan havalandıktan kısa bir süre sonra teknik bir arıza nedeniyle düştü; Al-Haddad ve beraberindeki heyet hayatını kaybetti.

Al Haddad’ın ölümünün hemen ardından, Libya Genel Kurmay Başkanlığı görevine Türkiye’ye yakın olduğu iddia edilen Salah el-Namroush vekaleten atandı.

BÖLÜNMÜŞ LİBYA

Libya, 2011 yılında NATO’nun “Koruma Sorumluluğu” müdahalesiyle Muammer Kaddafi’nin devrilmesinden bu yana iç savaş halinde bir ülke. Ülkenin batısını Türkiye ile yakın ilişkiler içinde olan Ulusal Birlik Hükümeti (GNU) yönetiyor. Trablus, batı kıyısı ve çevresini yöneten GNU hükümetinin resmi merkezi Trablus’ta yer alıyor. GNU, Türkiye ile Katar tarafından siyasi ve askeri olarak desteklenirken, AB ve bazı Batılı ülkeler tarafından da daha çok tanıyor.

Ülkenin doğusu, yani Tobruk, Bingazi ve Çöl Kuşağı; Libya Ulusal Ordusu (LNA) ile aynı cephede yer alan Ulusal İstikrar Hükümeti (GNS) tarafından kontrol ediliyor. LNA, General Halife Hafter komutasında olup Rusya, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır gibi devletlerden destek görüyor. Ayrıca yakın zamanda Pakistan ile kapsamlı bir askeri teçhizat anlaşması da yapıldı.

Sirte, Cufra ve çevresinde ise üçüncü merkez niteliği taşıyan çatışmalı bir bölge bulunuyor. Bu alanlar, GNU ile LNA arasında dalgalı bir kontrol yapısına sahip ve zaman zaman bölgedeki hakimiyet el değiştirebiliyor. Sirte gibi stratejik merkezler, ekonomik (petrol sahaları) ve askeri açıdan büyük önem taşıyor.

Siyasal ve coğrafi bölünmenin yanı sıra Libya’da politik olarak etkili üç güç merkezi bulunuyor. Birincisi, GNU hükümetinin etkili olduğu batı kesimi; daha açık bir ifadeyle Türkiye. Finansal olarak Katar’ın desteği bulunsa da sahadaki askeri ve siyasal güç büyük ölçüde Türkiye’dir. İkincisi, LNA’nın hakim olduğu bölgede etkili olan Rusya. Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır da bu bölgeyle ilişkili olsa da askeri açıdan en etkili güç Rusya’dır.

TÜRKİYE

Libya’da askeri açıdan önemli dış güçlerden biri Türkiye’dir. Bu noktada Türkiye’nin, Akdeniz’deki tezlerini güçlendirme amacı ön plana çıkıyor. Türkiye, Libya’daki Serrac hükümeti ile 27 Kasım 2019’da Akdeniz’de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşması’nı imzaladı. Ancak o dönemde Doğu Libya’da bulunan Libya Parlamentosu bu anlaşmayı onaylamadı.

Parlamentonun onaylamadığı bu mutabakat metni, Türk devletinin “Mavi Vatan” söyleminin en önemli argümanlarından biri olmayı sürdürüyor.

Türkiye, 3 Ekim 2022’de Libya Ulusal Birlik Hükümeti ile hidrokarbonlar alanında, karada ve denizde ikili bilimsel, teknik, teknolojik, hukuki, idari ve ticari iş birliğinin geliştirilmesini öngören bir Mutabakat Zaptı imzaladı. “Hidrokarbonlar Alanında İş Birliğine İlişkin Mutabakat Zaptı”, iki ülkenin kara ve deniz yetki alanlarında doğal kaynak (hidrokarbon) arama ve çıkarma faaliyetlerinde iş birliği yapmasının önünü açtı.

Söz konusu mutabakat, özellikle 2019 yılında imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşması’na dayanarak Doğu Akdeniz’de ortak faaliyetlere zemin hazırladı ve enerji güvenliği açısından önemli bir adım olarak değerlendirildi. Bu anlaşma, Türkiye’ye Libya’nın Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde petrol arama ve çıkarma hakları tanıyor.

Haziran 2025’te ise Libya Ulusal Petrol Kurumu (NOC) ile Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) arasında dört parselde sismik araştırma yapılmasına ilişkin bir anlaşma imzalandı.

Bu anlaşmaların yanı sıra, Türkiye ile Trablus merkezli Abdülhamid Dibeybe hükümeti arasında askeri iş birliği anlaşmaları da oldukça güçlü. Eğitim ve teknoloji desteğinin yanı sıra Türkiye, Libya’daki birçok deniz ve hava üssünü kullanıyor. Türkiye’nin Batı Libya’daki drone merkezi aracılığıyla Dibeybe hükümetine askeri istihbarat ve güvenlik desteği sağladığı biliniyor. Ayrıca Türkiye’nin Libya’da yaklaşık 3 bin resmi askerinin yanı sıra sayıları bilinmeyen paramiliter güçleri de bulunuyor.

RUSYA

Ülkenin doğusuyla ilişkili olan Rusya, özellikle Suriye’de Baas rejiminin düşüşüyle birlikte ağırlığını Libya’ya kaydırmış görünüyor. Rusya’nın Libya’nın güneyinde bulunan Maaten el-Sarra Hava Üssü, Çad ve Sudan sınırlarına yakın stratejik bir konumda olduğu, bu üssün Rusya tarafından Sahel bölgesine müdahale amacıyla kullanıldığı ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından finanse edildiği iddia ediliyor.

Rusya’nın Sahel’e geçiş koridorunun bir parçası olarak, Doğu Libya’daki el-Hadim Üssü, Orta Libya’daki el-Cufra Üssü, Sabha yakınlarındaki Brak el-Şati Üssü ve Sirte’nin güneyindeki el-Kardabiya Üssü de kullanılıyor. Bu dağınık konumlar, Rusya’nın Suriye’deki varlığını Sahel’de artan faaliyetlerine bağlayan dayanıklı bir transit ağ da oluşturuyor. Böylece Rusya, Afrika Kolordusu’nun konuşlandırılmasını ve Afrika’daki müttefiklerine silah tedarikini sürdürme kapasitesini arttırıyor.

Bu hava üsleri aracılığıyla Rusya; Sudan ile Mali, Nijer ve Burkina Faso’daki askeri cuntalara lojistik ve askeri destek sağlıyor. Yaklaşık 2 bin kişilik Rusya Afrika Kolordusu’nun, Doğu Libya’da Halife Hafter’i desteklediği belirtiliyor. Ayrıca, bugün “Afrika Kolordusu” olarak adlandırılan bu yapının, daha önce Wagner olarak bilinen paramiliter güçlerden oluştuğunu da belirtmek gerekiyor.

Son olarak, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır da Rusya’yla hareket etmekle birlikte, askeri açıdan Rusya kadar etkili değiller.

AVRUPA BİRLİĞİ VE BATI

Libya’da, Avrupa Birliği ve Batı ile yakın ilişkiler geliştirmek isteyen; ancak aynı zamanda Türkiye, Katar, Rusya, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri arasında sıkışıp kalmak istemeyen ve kabaca “bağımsızlıkçılar” olarak nitelendirilebilecek bir taraf da bulunuyor. Bu kesim, yabancı askeri güçlerin Libya’dan çekilmesini ve GNU ile LNA arasındaki sorunların müzakere yoluyla çözülmesini savunuyor.

Yabancı askeri güçlerden kastedilen, kuşkusuz Rusya’ya bağlı Wagner gibi paramiliter güçler ile Türkiye’ye bağlı TSK mensupları ve Türkiye’nin Rojava’ya karşı savaştırdığı, daha sonra Libya’ya transfer ettiği paramiliter gruplar oluyor.

Türkiye’nin 2019 yılında imzaladığı anlaşmaya en sert tepki Avrupa Birliği’nden gelmişti. Avrupa Konseyi, Münhasır Ekonomik Bölge ve kıta sahanlığının, diyalog ve iyi niyetli müzakere yoluyla; “uluslararası hukuka uygun” ve “iyi komşuluk ilişkileri” ilkeleri çerçevesinde sınırlandırılması gerektiğini vurgulamıştı.

Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin ve Rusya’nın izlediği politikaları eleştiren Avrupa Birliği hem Rusya’nın hem de Türkiye’nin Libya’dan çekilmesini talep ederken, Libya’daki istikrarsızlığı bu iki gücün çekişmesine bağlıyor.

AB, 31 Mart 2020’de, Libya’da devam eden çatışma ve istikrarsızlığın; dış müdahaleler, kurumsal bölünmeler, kontrolsüz silahların yaygınlaşması ve yağmacı ekonomi nedeniyle uluslararası barış ve güvenliğe tehdit oluşturduğu gerekçesiyle, Yunanca “barış” anlamına gelen İrini Operasyonunu başlattı ve geçtiğimiz yıllarda İrini Operasyonu kapsamında, Libya’ya silah taşıdıkları gerekçesiyle Türk ticaret gemilerini denetledi; zaman zaman da müdahalelerde bulundu.

Bunun yanı sıra AB, enerji bağlantıları, Libya’da devlet inşası, düzensiz göç ve narkotik sevkiyatının önlenmesi gibi başlıklarda Libya’yı istikrarlı bir devlete dönüştürmeye çalışırken, bu süreçte Türkiye ile karşı karşıya geldi.

Son olarak Türkiye’nin Libya ile imzaladığı anlaşmalar; İsrail, Kıbrıs, Yunanistan ve Mısır’ın tepkisine yol açmış; AB ise özellikle Türkiye’nin “Mavi Vatan” söylemi ve Libya ile yaptığı anlaşmalara dayanarak Doğu Akdeniz’de yürüttüğü sondaj faaliyetleri ve askeri hareketlilik nedeniyle Türkiye ile ilişkileri kopma noktasına getirmişti. Bu durum, AB’nin yıllık ilerleme raporlarına da yansımıştı.

TÜRKİYE’NİN TEZLERİNİ HAYATA GEÇİREN SALAH AL NAMROUSH

Siyasal olarak Libya’da etkili üç önemli kesimi vurguladıktan sonra, Muhammed el-Haddad ve Salah el-Namruş gibi figürleri hatırlamak yerinde olacak.

Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ile Libya Genelkurmay Başkanı Muhammed el-Haddad, “yabancı güçlerin Libya’dan çıkmasını” savunan, ülkenin daha bağımsızlıkçı bir çizgi izlemesini isteyen ve Halife Hafter ile ortak bir güç oluşturmayı hedefleyen isimlerdi. Nitekim el-Haddad’ın Türkiye ziyaretinden bir hafta önce Hafter ile bir anlaşma imzaladığı iddia ediliyor.

El-Haddad’ın Ankara’da hayatını kaybetmesine en çok üzülen isimlerden birinin de Hafter olduğu belirtiliyor. Anadolu Ajansı’nın haberine göre, Libya’nın doğusundaki silahlı kuvvetler tarafından yayımlanan bir açıklamada, Hafter’in “bu trajik kayıp nedeniyle derin üzüntü duyduğunu” ifade ettiği ve el-Haddad’ın ailesine, kabilesine, şehrine ve “tüm Libya halkına” taziyelerini ilettiği aktarıldı.

BAE merkezli Al Ain News’in haberine göre, Muhammed Ali el-Haddad, 2021 yılından bu yana Başkanlık Konseyi’nin kararıyla Libya Ordusu Genelkurmay Başkanlığı görevini üstlenmiş ve tuğgeneral rütbesine terfi etmişti. Bu nedenle son yıllarda Libya’nın en önde gelen askeri liderlerinden biri olarak kabul ediliyordu. Haberin devamında, el-Haddad’ın “Merkez Savunma Bölgesi Komutanı” ve “Batı Bölgesi Müşterek Harekat Odası üyesi” olarak görev yaptığı; Ekim 2020’de imzalanan ateşkes anlaşmasının ardından ise askeri yapıyı birleştirmek ve bölünmüşlüğü sona erdirmeye yönelik çalışmaları denetlemekle görevlendirildiği belirtildi.

Al Ain News’e göre el-Haddad, batı Libya’dan temsilcilerin de yer aldığı ortak askeri komitede önemli bir rol üstlenmişti. Bu komite, 5+5 Komitesi olarak adlandırılmaktaydı.

Öte yandan el-Haddad’ın ölümünün ardından Libya Genelkurmay Başkanlığı görevine vekaleten Salah el-Namruş atanması üzerine, Türk istihbarat teşkilatına yakın isimlerden Doç. Dr. Ali Burak Darıcılı, “Libya’da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne çok daha yakın bir isim olan Selahaddin en-Nemruş, Genelkurmay Başkanı olarak atandı” ifadeleriyle Salah el-Namruş ile Türkiye arasındaki ilişkiye dikkat çekti.

Özetle, Libya’da uzlaşmacı bir komutanın yerine, Türkiye’yi destekleyen ve Türkiye’nin tezlerini hayata geçirmeye daha yakın bir komutanın vekaleten de olsa şu an görevde.

Source: ANF News

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

mt-sample-background

© 2024 Egerin. All rights reserved.

Scroll to Top

Subscribe to receive News in Email

* indicates required

Intuit Mailchimp