Mûş’un Gimgim ilçesinde Amerikan merkezli bir şirketin hayata geçirmek istediği JES projesine karşı çıkan muhtar Çayan Dursun, projenin aktif fay hattı üzerinde olmasının deprem riskini artıracağına, tarım ve hayvancılığı olumsuz etkileyeceğine dikkat çekti.
Mûş’un Gimgim (Varto) ilçesine bağlı Çaylar Havzası, Amerikan menşeli Ignis H2 Energy firmasının jeotermal sondaj çalışmaları nedeniyle ekolojik ve sismik bir tehditle karşı karşıya. Bölgedeki beş köyü doğrudan etkileyecek olan proje, yerleşim birimlerinin yalnızca 260 metre uzağında planlanırken, yerel halk projenin hem aktif fay hatlarını tetikleyebileceği hem de ağır kimyasal atıklarla tarım alanlarını kirletebileceği gerekçesiyle Jeotermal Enerji Santrali’ne (JES) karşı mücadele yürütüyor.
Sürecin “ÇED Gerekli Değildir” kararlarıyla halktan gizlenerek yürütüldüğünü belirten Reqasa köyü (İçmeler) muhtarı Çayan Dursun, projenin deprem riskinden ağır metal kirliliğine kadar yaratabileceği tahribatı değerlendirdi. Gimgim halkının JES’e karşı komiteler kurduğunu vurgulayan Dursun, hukuki ve toplumsal mücadelenin süreceğini ifade etti.
‘DEPREMSELLİK, BİZİM KARŞI ÇIKMAMIZIN TEMEL SEBEPLERİNİN BAŞINDA GELİYOR’
Çevresel faktörlerin yanı sıra su kaynakları ve halk sağlığı üzerindeki olası etkiler nedeniyle projeye itiraz ettiklerini belirten muhtar Çayan Dursun, en büyük endişelerinin bölgenin sismik hareketliliği olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: “Aslında karşı çıkmamızı gerektiren birçok neden var. Hem çevresel nedenler hem su kaynakları hem de insan sağlığı açısından bu projeye karşıyız. Ancak en önemli karşı çıkış nedenimiz, bu işlemin doğrudan fay hatları üzerinde yapılıyor olmasıdır. Bizim bölgemizdeki hat, Doğu Anadolu Fay Hattı’dır ve aktif bir hattır; yani kısa sürede deprem beklenen bir noktadır. Bu yöntemde yerin üç kilometre derinliğine inerek sıcak su buluyorlar ve bu sıcak suyu yüzeye çıkarıp buharından elektrik üretiyorlar. Fay hattı üzerindeki bu işlemlerin hatları tetikleyebileceğini veya gerçekleşecek bir depremin şiddetini artırabileceğini düşünüyoruz.”
Dursun, sistemin çalışma prensibinin yer kabuğu üzerindeki basıncı artırabileceğine işaret ederek, projenin yaratabileceği tehlikeyi şöyle değerlendirdi: “Şirket yetkilileri bu işlemi kapalı sistemle yapacaklarını söylüyorlar. Kapalı sistem, sıcaklığı aşağıdan yukarı taşıyor; buhardan elektrik üretiliyor. Ancak o su aynı zamanda mineralli ve kimyasallı bir sudur. Elektrik üretildikten sonra bu suyun tekrar kaynağına enjekte edileceğini, bunun da basınçla yapıldığını biliyoruz. Bu basınçlı işlemin fay hatları üzerinde bir baskı oluşturabileceğini ve depreme neden olabileceğini düşünüyoruz. En temel mesele depremselliktir. Karşı çıkmamızın temel sebeplerinin başında bu risk geliyor.”
‘KİMYASAL ATIKLARIN DOĞAYA VE SAĞLIĞIMIZA KARIŞMASINDAN KORKUYORUZ’
Türkiye’deki mevcut jeotermal tesislerin işleyişine dair endişelerini dile getiren Dursun, uygulamadaki risklere dikkat çekerek şunları söyledi: “Türkiye’de 60 tane jeotermal tesisi var ve buralarda işlemler iddia edildiği gibi kapalı sistemle değil, açık sistemle yapılıyor. Yerin altındaki akışkanların tümü mineralli ve kimyasallı sulardır. Elektrik üretiminden sonra bu suların yüzeysel sulara bırakılmasıyla ilgili büyük bir riskimiz var. Türkiye’deki uygulamalara baktığımızda, örneğin Büyük Menderes çevresindeki tesislerin benzer şekilde çalıştığını görüyoruz. Bu durum, kaynak sularının kirlenmesi anlamına geliyor.
Bölge halkı hayvancılık ve tarımla uğraştığı için bu kirlilik, üretimi olumsuz etkileyecektir. Kimyasal suların temiz kaynak sularına karışma ihtimali, projenin en önemli çevresel risklerinden biridir.”
Dursun, tesislerin hava kirliliği yaratma potansiyeline ilişkin ise şu değerlendirmede bulundu: “İşin insan sağlığı boyutu da önemlidir. Üretim alanlarında filtre sistemlerinin maliyet nedeniyle kullanılmaması söz konusu olabilir. Bu da havaya karışan kimyasalların yağmur yoluyla toprağa dönmesi anlamına gelir. Bu durum, doğa ve tarım üzerinde ciddi etkiler yaratabilir. Bu nedenle bu JES tesisinin burada kurulmasını istemiyoruz.”
‘GİMGİM HALKI PROJEYE KARŞI KOMİTELER KURDU’
Varto’da faaliyet yürütmek isteyen Ignis H2 Energy firmasının çalışma planına dair bilgi veren Dursun, şirketin beş köyde toplam on kuyu açmayı hedeflediğini belirtti:
“Bu Amerikan şirketi, Varto’da beş köyde on kuyu açmayı planlıyor. İlk kuyuyu Çallıdere köyümüzde planlıyorlar. Eğer istedikleri oranda sıcak su bulurlarsa diğer kuyuları da açacaklar. Bu durumda Çaylar Havzası’nın tamamı proje alanına dahil edilecek. Proje, yerleşim alanlarının yalnızca 260 metre uzağında planlanıyor.”
Projenin hukuki boyutuna da değinen Dursun, Çevresel Etki Değerlendirmesi sürecinin yeterince şeffaf yürütülmediğini belirterek şunları söyledi: “Mevzuatta yapılan değişiklikle 25 hektarın altındaki alanlar için ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararı çıkarılabiliyor. Ancak bu süreçte halkın bilgilendirilmesi gerekiyordu. Biz bu projeden geç haberdar olduk. Sürecin şeffaf yürütülmediğini düşünüyoruz.”
Köy muhtarı, projeye karşı başlatılan çalışmalara ilişkin olarak ise Gimgim halkının yerelde ve farklı şehirlerde örgütlenerek komiteler kurduğunu ve süreci takip ettiğini ifade etti.
GİMGİM HAVZASI’NDA JES TARTIŞMASI
Mûş’un Gimgim ilçesinde IGNIS H2 Enerji Üretim A.Ş. tarafından planlanan Jeotermal Enerji Santrali projesi kapsamında Reqasa (İçmeler), Güzelkent, Küçüktepe, Teknedüzü, Çalıdere ve Köprücük başta olmak üzere toplam 16 köyü etkileyecek 10 sondaj kuyusunun açılması planlanıyor.
Bölge halkı ve çeşitli platformlar, projenin tarım arazileri, meralar ve su kaynakları üzerindeki etkileri nedeniyle projeye karşı görüşlerini dile getiriyor.
Source: ANF News