Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl çözümüne ilişkin devam eden süreçte yaşanan tıkanmayı ANF’ye değerlendiren DEM Parti Mardin Milletvekili Beritan Güneş, Kürt meselesinin oyalama taktikleriyle ertelenecek bir mesele olmadığını vurgulayarak, Türkiye siyasetinin artık tarafını seçmesi gerektiğini kaydetti.
‘KÜRT HALKININ DİRENİŞİ KARŞISINDA DEĞİL OYALAMA, ÖLÜM BİLE İŞE YARAMADI!’
Kürt meselesinin oyalama taktiğiyle geçiştirilebilecek bir mesele olmadığının altını çizerek sözlerine başladı. Kürt meselesi gibi küresel bir meselenin oyalamayla çözülemeyeceğini aslında en iyi devletin bilmesi gerektiğini ifade eden Güneş, “Yüz yıldır inkara, baskıya, ölüme, köy yakmalara, zulmün bütün çeşitlerine karşı direnmiş bir halk ve bu direnişin karşısında değil oyalamanın, ölümün bile işe yaramadığı bir gerçeklik var ve Kürt halkının iradesini, kimliğine olan bağlılığını en çok da Türkiye Cumhuriyeti devleti biliyor. Dolayısıyla eğer bir oyalama niyeti varsa bu ciddiyetsizliktir. Bu hem Kürt meselesine yaklaşımda hem Türkiye halklarına hem de devletin kendisine yönelik ciddiyetsizliktir ve Ortadoğu’da bugün Kürt meselesini çözmeyen devletlerin kendisinin çözüldüğü de biliniyor” diye konuştu.
‘SÜRECİN BAŞARISI TÜM HALKLARIN KAZANIMI OLACAK!’
Sürecin kendisinin halkların onurunu, hassasiyetini koruyan bir süreç olma iddiası taşıdığını belirten Güneş, dolayısıyla bu sürecin başarısının hem Türklerin hem Kürtlerin hem de Türkiye’de yaşayan diğer tüm halkların kazanımı olacağını vurguladı. Yaşanan katliamlarla yüzleşmenin herkes için bir kazanım olacağını hatırlatan Güneş, “Vartinis Katliamı’nda annesinin karnında yakılan bir çocuk Türkiye halklarının onuruna zarar vermedi mi? Ya da yakılan köyler, öldürülen çocuklar, katledilen bir halk, inkar edilen bir dil sadece Kürt halkının onuruna karşı yapılmış bir müdahale olarak mı düşünülüyor? Bu katliamlar ve zulüm sadece Kürt halkına değil, Kürt halkı nezdinde bütün halklara ve bir bütün olarak insanlığa ve insanlık vicdanına yapılmış bir saldırı ve bir onursuzluktur. Dolayısıyla bu süreç, sadece Kürt halkının onurlu bir yaşam sürdürmesi değil, Türkiye’de yaşayan bütün halkların, bütün inançların, bütün kimliklerin, bütün dillerin onurlu, eşit, özgür, demokratik bir zeminde yaşaması çabasıdır” vurgusunda bulundu.
‘SAYIN ÖCALAN’A TECRİT, YAPABİLECEKLERİNE DAİR DİRENÇ GÖSTERMEKTİR!’
Güneş, durum böyleyken, sürecin baş müzakerecisi olarak bizzat yürütücüsü olan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın hala tecrit koşullarında tutulmasının onun yapabileceklerine dair direnç göstermek anlamına geldiğine işaret etti. Bugün Abdullah Öcalan’ın paradigmasının Türkiye’yi birleştireceğinin, Türkiye’yi güçlü kılacağının, Ortadoğu’daki savaş handikapından kurtaracağının iktidar tarafından da kabul edildiği için bu sürecin başladığını belirten Güneş, şöyle konuştu: “Zamanında idam urganı fırlatan Devlet Bahçeli’nin bugün değişiminin sebebi Sayın Abdullah Öcalan’ın paradigmasındaki güçtür, çözüm gücüdür, değiştirme gücüdür. Dolayısıyla bu güç kimseyi korkutmamalı. Bu güç önü kapatılacak, imkanları kısıtlanacak bir zeminde değil, aksine önü açılacak, halkları, geleceği, onurlu yaşamı inşa için imkanları zenginleştirilecek bir noktada olmalı ama her şeyden önce Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve müzakere şartlarını sağlayanların bu Kürt fobisinden kurtulmaları gerekiyor.”
‘EN ÇOK DA SİYASETİN TARAFINI SEÇMESİ GEREKİYOR; NORM MU NORM DIŞILIK MI?’
Bu noktada Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın “norm ve norm dışı güçlerin” Türkiye siyasetinde ve Türkiye gündeminde nelere sebep olduğunu açıkça gördüğünü belirten Güneş, şunları kaydetti: “Nedir norm dışı olan? Anayasaya uygun olmayandır, hayatın akışına uygun olmayandır, halkların yaşamına uygun olmayandır. Bu sadece savaş ve çatışma halinde ortaya çıkan bir durum değil. Devletin gücünü kendine göre kullanan anlayıştır norm dışı güçler. Bugün Gülistan Doku cinayetinde de açıkça rastlıyoruz bu norm dışı güçlere. Bir valinin kendi gücünü nasıl organize edip, suiistimal edip bir davayı, bir kenti, bir cinayeti 6 yıl boyunca karanlıkta bıraktığını ve bunda da başarılı olduğunu görüyoruz. Bunu sadece vali başarmış olamaz. Bu norm dışı güçlerin başarısıdır. Ama gün gelir, karanlık açığa çıkar. Çünkü norm bir gün herkese lazım olur. Adalet, demokrasi bir gün herkese lazım olur. Ortak yaşama lazım olur. Burada bir kere herkes şu konuda karar vermek zorunda: Bu savaştan, kaostan, hukuksuzluktan beslenenlerin mi, yoksa barışın, adaletin, eşitliğin mi yanında olacaklar? Burada da en çok siyasetin tarafını seçmesi ve gerçeklerle yüzleşmesi gerekiyor.
‘KÜRT MESELESİ NE KADAR TARİHİYSE, ÇÖZÜMÜNÜN DE AYNI ÖLÇÜDE TARİHİ OLMASI GEREKİYOR!’
Kürt halkının inkarı için getirdikleri bu norm dışılıkla yüzleşip, bunun onarılması için adım atmaları lazım. Çünkü Türkiye’de norm dışılık Kürtlere olan baskılarla, 1990’lı yıllarda köy yakmalarla, faili meçhul cinayetlerle başladı. Bu konuda onarıcı adaleti inşa etmeleri lazım. Şu anda inşa zamanındayız. Barışı inşa etmek için ısrarla vurgusu yapılan ikinci aşamaya geçilmeli artık. Barış, bu meselenin yok sayıldığı yerde, yani mecliste inşa edilmeli. Kürt sorununun biteceği ya da normlaşacağı yer, statüsünü kazanacağı yer, demokratikleşeceği yer de meclisin kendisidir ve meclisin çıkaracağı yasalardır, siyasetin dilidir. Bunun için meclisteki partiler de elini taşın altına koymalı ve sorumluluk almalıdır. Kürtlere kayyum atanırken benim çıkarıma dokunmuyor demenin gerçekçi olmadığını nasıl hep beraber yaşayarak öğrendiysek, burada sürece karşı çıkmak, barışı ertelemek de kimsenin çıkarına olmayacak. Burada bir çıkar olacaksa, bütün ülkenin barışının çıkarı olacak. Dolayısıyla kendine sosyalistim diyen de, kendine liberalim diyen de, kendine muhafazakarım diyen de, kendini ne türde tanımlıyorsa siyasi olarak, etnik olarak ya da inançsal olarak, hiç fark etmez. Bu herkesin süreci. Bu süreç, bütün kimlikleri ve inançları hukuki, siyasi ve sosyolojik zeminlerde ortak yaşamda buluşturmak isteyenlerin sürecidir. Dolayısıyla bu, kimsenin çıkarına karşı bir süreç değil ya da sadece bazılarının çıkarına bir süreç değil. Bu meseleye seçim sonucu devşirmeye, üç yıllık, beş yıllık küçük hesaplara göre yaklaşıp süreç sabote edilmemeli. Kürt meselesi bundan çok daha büyük bir mesele ve mesele ne kadar tarihiyse, çözümünün de aynı ölçüde tarihi olması gerekiyor.”
Source: ANF News