Türkiye ve Kürdistan kentlerinde Ocak ayından bu yana en az 70 kadın erkekler tarafından katledildi. Katledilen kadınların büyük bölümünün boşanma aşamasında olduğu ve daha önce fail hakkında karakola başvurarak şikayette bulunduğu ortaya çıktı. Her gün ortalama üç kadının katledildiği bu kadın kırımı karşısında kadınların tepkisi sürerken, yargının faillere yönelik tutumu kadınların hem adalete hem de kolluk güçlerine olan güvenini zedeliyor.
Şiddete uğradıkları için karakollara başvuran kadınların çoğu zaman eşleriyle barıştırılmaya çalışıldığı, mahkemelerde ise kadınları katleden faillere “haksız tahrik” ya da “iyi hal” indirimi uygulandığı görülüyor.
Amed’de son aylarda katledilen iki kadının dosyasına verilen gizlilik kararları hâlâ sürüyor. Katledilen Vezire Ertürk, Rozerin Yıldız ve Pınar Bulunmaz davalarında ise sanıklar hakkında iyi hal indirimi uygulanmıştı. Katledilen İlayda Alkaş, Rojda Yakışıklı, Helin Eren ve Sümeyye Durgun dosyalarındaki gizlilik kararları da halen devam ediyor.
Yürütülen bu politikaların kadın cinayetlerini önlemediğini ve caydırıcı bir etki yaratmadığını belirten Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Dicle Gencay, kadınların şiddet ortamına geri gönderilmesinin ve mahkemelerde mağdurun suçlanmasının kadına yönelik suçların artmasına yol açtığını söyledi.
‘GİZLİLİK KARARLARINDA ETKİLİ SORUŞTURMA YÜRÜTÜLMÜYOR’
Dosyalara verilen gizlilik kararlarına ilişkin konuşan Dicle Gencay, kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümlerine dair soruşturmalarda uygulanan gizlilik kararlarının pratikte ciddi sorunlar yarattığını ifade etti.
Dicle Gencay şunları söyledi: “Kadın cinayeti ve şüpheli kadın ölümü dosyalarında savcılık aşamasında verilen gizlilik kararları, soruşturmaların etkin yürütülmesi amacıyla uygulanıyor. Ancak mevcut pratikte bu kararlar avukatların dosyaları takip etmesini zorlaştırıyor ve adalet sürecine dair soru işaretlerini artırıyor. Uzmanlara göre gizlilik kararlarının yaygın biçimde uygulanması hem soruşturmanın etkinliğini sekteye uğratıyor hem de kamuoyunda ‘deliller mi karartılıyor?’ algısı yaratarak yargıya olan güveni azaltıyor.”
‘KADINLAR HEM YARGIYA HEM KARAKOLLARA GÜVENMİYOR’
Gizlilik kararı verilen dosyaların çoğunda şüpheliler hakkında herhangi bir tutuklama tedbirinin uygulanmadığını belirten Dicle Gencay, bu durumun yargıya olan güveni zedelediğini söyledi.
Şiddet gören kadınların bu nedenle karakollara ya da mahkemelere başvurmaktan çekindiğini ifade eden Dicle Gencay şöyle konuştu: “Kadınların karakollara yaptıkları başvurularda karşılaştıkları tutum da önemli bir sorun. Pek çok vakada kadınların karakola gittiklerinde evlerine geri gönderildiği ya da failin cezasız bırakıldığı görülüyor. Bu durum kadınların aynı şiddeti tekrar tekrar yaşamasına neden oluyor. Bu nedenle kadınların başvurduğu ilk alanlarda toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dair eğitimlerin verilmesi gerekiyor.”
‘KARAKOLLAR MAĞDURU ŞİDDET ORTAMINA GERİ GÖNDERİYOR’
Kadınların karakollarda karşılaştığı tutuma da değinen Dicle Gencay, çoğu zaman mağdur suçlayıcı ifadelerle karşılaşıldığını söyledi. Dicle Gencay şu değerlendirmede bulundu: “Kadınlara ‘Bu aile içi bir sorundur, eve git halledersin’, ‘Bir kere vurmuş, sorun değil çözülür’ gibi ifadelerle yaklaşılabiliyor. Hatta bazı durumlarda ‘Sen öyle giyinirsen tabii ki kocan seni döver’, ‘Sen şiddeti hak etmişsin’ gibi suçlayıcı söylemlerle karşılaşılabiliyor. Bu tür yaklaşımlar kadınların karakollara başvurmaktan vazgeçmesine neden oluyor.
Kadının ifadesi alınırken polis memurunun ‘Sen zaten ayda bir geliyorsun buraya’ gibi sözler söylediği de görülüyor. Oysa bir kadının ayda bir karakola başvurmak zorunda kalması ciddi bir şiddet döngüsüne işaret eder. Buna rağmen durum olağanlaştırılıyor ve gerekli tedbirler uygulanmıyor. Bu tür durumlarda kadınlar korunmadan evlerine gönderiliyor ve bu da kadınların adalete olan güvenini daha da düşürüyor.”
‘ERKEK CEZASIZLIK POLİTİKASININ FARKINDA’
Bu nedenle birçok kadının karakola başvurmasına rağmen korunamadığını ve katledildiğini belirten Dicle Gencay, koruma ve uzaklaştırma kararlarının da çoğu zaman etkili şekilde uygulanmadığını söyledi.
Kadınların adliye koridorlarında da benzer bir tutumla karşılaştığını ifade eden Dicle Gencay şöyle devam etti: “Kadın karakola gittiğinde çoğu zaman ilk suçlanan kişi kendisi oluyor. ‘Kocana ilgi göstermezsen böyle olur’, ‘Ayrılmak istediğini söylersen kocan seni döver’ gibi ifadelerle kadınlar şiddeti normalleştiren söylemlerle karşılaşıyor. Kadınların hem karakollarda hem de adliyelerde bekledikleri güveni bulamaması, birçok kadının başvuru konusunda cesaretsiz kalmasına yol açıyor. Bu durum yalnızca başvuru oranlarını düşürmekle kalmıyor, aynı zamanda kadınlara yönelik suçların artmasına da neden oluyor.”
‘DEVLET ELİYLE ŞİDDET YENİDEN ÜRETİLİYOR’
Faillerin cezasızlık politikalarından güç aldığını belirten Dicle Gencay, sözlerini şöyle tamamladı: “Failler, kadınların karakollarda ve adliyelerde karşılaştıkları muameleyi, cezasızlık uygulamalarını ve mağdur suçlayıcı tutumları bildikleri için bundan cesaret alıyor. Kadınların yeterince korunmayacağını bilen failler bu durumdan güç alarak şiddet eylemlerini sürdürüyor.
Uzun soruşturma süreçleri, delillerin yeterince toplanmaması, etkin soruşturma yürütülmemesi ve uzun yargılama süreçleri de bu tabloyu derinleştiriyor. Yargılama sonunda uygulanan haksız tahrik indirimleri de faillerin cesaretlenmesine neden oluyor.
Devletin uyguladığı cezasızlık politikaları erkeklerin kadınlar üzerinde kurduğu mülkiyet algısını güçlendiriyor. Kadınların ayrılmak istemesi, çalışmak istemesi ya da kendi hayatına dair karar vermesi erkek egemen zihniyeti zedelediği için saldırı gerekçesi olarak görülüyor. Mahkemelerde ise bu durum çoğu zaman haksız tahrik indirimiyle sonuçlanıyor. Böylece devlet eliyle şiddet yeniden üretiliyor ve cesaretlendiriliyor.”
Source: ANF News