ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları sürerken, Trump’ın 8 Nisan’da Hürmüz Boğazı’nın gemi geçişine açılması şartıyla duyurduğu iki haftalık ateşkes, sahadaki ihlaller nedeniyle daha ilk günlerden itibaren tartışmalı hale geldi. Geçici bir duraksama olarak değerlendirilen ateşkesin kalıcı bir çözüme dönüşüp dönüşmeyeceği belirsizliğini korurken, Körfez başta olmak üzere Ortadoğu genelinde gerilimin hangi yöne evrileceği yakından izleniyor.
Bölgedeki gelişmeleri yakından takip eden gazeteci Kadir Cesur, yaşanan sürece ilişkin ANF’ye değerlendirmelerde bulundu.
‘ATEŞKES BİR UZLAŞI DEĞİL, TAKTİK BİR MOLA’
Ateşkesin uzun ömürlü olmayacağını düşündüğünü belirten Cesur, sahadaki tabloya dikkat çekerek şöyle konuştu:
“Bu ateşkesin fazla süreceğini düşünmeyenlerdenim. İran tarafı ve Hizbullah ateşkese uyduğunu söylerken, İsrail’in ihlallerini sürdürdüğünü öne sürüyor. Nitekim 9 Nisan’da Hizbullah, İsrail’in ihlallerine karşılık olarak Manara yerleşimine roket saldırısı düzenledi. Bu, sahadaki kırılganlığı açık biçimde gösteriyor zaten.
Sahada ihlaller devam ederken, masada da somut hiçbir ilerleme yok. Diplomatik kanalların tıkalı olduğu bir süreçte ateşkesin kalıcı olması zaten beklenemez. Bu tablo bize şunu söylüyor: Bu bir barış iradesi değil, tarafların yeniden konumlandığı kısa süreli bir mola. Taraflar çatışmayı bitirmek istemiyor; aksine, herkes kendi pozisyonunu güçlendirmeye çalışıyor. Bu nedenle ateşkesin dili ile sahadaki gerçeklik arasında ciddi bir kopukluk var.”
‘UZUN BİR BELİRSİZLİK DÖNEMİ BİZLERİ BEKLİYOR’
Sürecin kalıcı barışa evrilme ihtimalinin zayıf olduğunu vurgulayan Cesur, bölgedeki dengelerin çok katmanlı bir krize işaret ettiğini belirterek şöyle devam etti:
“Dürüst olmak gerekirse, kalıcı bir barıştan ziyade ‘yönetilen bir gerilim’ senaryosu daha olası görünüyor. İsrail’in 2026’da seçim yılına girmiş olması, Benjamin Netanyahu’yu daha sert bir hat izlemeye zorluyor. İç politikada güçlü görünme ihtiyacı, askeri refleksleri doğrudan etkiliyor. Diğer tarafta, İran’ın nükleer kapasitesini elinde tutması da bu belirsizliği derinleştiriyor. İran, Lübnan’da ateşkes sağlanmadan ABD ile herhangi bir barış görüşmesine oturmayacağını açıkça ifade ediyor. Bu da her cephenin bir diğerine bağlı olduğu karmaşık bir denklem yaratıyor.
Van’dan bakınca tablo çok net: Bu süreç kısa vadeli bir kriz değil. Uzun soluklu bir belirsizlik dönemi bizi bekliyor. Ne tam anlamıyla bir savaş var ne de gerçek bir barış; arada, sürekli gerilim üreten bir hat var.”
‘SINIR TİCARETİ ÇÖKTÜ’
Bölgedeki çatışmalı sürecin ekonomik yansımalarına da dikkat çeken Cesur, özellikle Türkiye’nin sınır kentlerinden olan Wan’ın bu durumdan doğrudan etkilendiğini belirtti. Van Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Necdet Takva ile yaptığı görüşmeyi aktaran Cesur, şunları söyledi:
“İran sınır kapıları bu bölgenin ekonomik can damarı. Kapılar kapandığında ya da ticarette belirsizlik oluştuğunda bunun etkisi anında hissediliyor. 2026 yılı için Van’a beklenen İranlı turist sayısı yaklaşık 1 milyondu. Geçtiğimiz yıl bu sayı 777 bine ulaşmıştı. Her bir İranlı turistin ortalama 500 dolar bıraktığı hesaplanıyor. Bu da yaklaşık 500 milyon dolarlık bir ekonomik hacim demek.
Ancak mevcut savaş ortamı bu beklentiyi neredeyse ortadan kaldırmış durumda. Van ve İran arasında ticaret yapan binin üzerinde şirket var ve bu şirketler şu an ciddi şekilde iş yapamaz hale geldi. Özellikle Newroz dönemi için yatırım yapan turizmciler, oteller ve esnaf büyük zarar etti. Birçok işletme iflasın eşiğine geldi. İranlı turist, Van ekonomisinin en büyük gelir kalemlerinden biri. Bu gelir kesildiğinde şehir doğrudan ekonomik çıkmaza giriyor.”
‘İNSANLAR RAHATLAMIYOR, SADECE NEFESİNİ TUTUYOR’
Sahadaki gelişmelerin toplumsal yansımalarına da değinen Kadir Cesur, bölge halkının ruh halini şu sözlerle anlattı: “Van’da uzun süredir İranlılarla iç içe yaşayan bir toplum var. Bu nedenle sınırın öte tarafında yaşanan her gelişme burada doğrudan hissediliyor. İnsanların hafızası çok güçlü; daha önce yaşanan benzer süreçleri unutmuyorlar. Bugün sokakta birine ‘ateşkes oldu’ dediğinizde, genelde ilk tepki ‘iyi oldu’ şeklinde oluyor. Ama hemen ardından ‘bu iş daha bitmedi’ cümlesi geliyor. Bu, aslında toplumun ruh halini çok iyi özetliyor.
Özellikle sınır ötesinde akrabaları olan aileler için ateşkes kısa süreli bir nefes anlamına geliyor. Ama kimse bunun kalıcı olduğuna inanmıyor. Haziran 2025’te yaşanan ateşkes de benzer şekilde değerlendirilmişti. Burada en çok kullanılan ifade şu: ‘Fırtına öncesi sessizlik.’ İnsanlar bir rahatlama yaşamıyor; sadece bekliyor, daha doğrusu nefeslerini tutmuş durumda gelişmeleri izliyor.”
Source: ANF News