15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL döneminde çıkarılan KHK’lerle 125 binden fazla kamu görevlisi görevinden ihraç edildi. İktidar, uygulamaları darbe girişimine karışanlara yönelik tedbirler olarak savunurken, süreç muhalif kamu çalışanlarının da görevlerinden uzaklaştırılmasının önünü açtı.
KHK’lerin üzerinden 10 yıl geçti. İhraç edilen çok sayıda kişi cezaevine girdi, bazıları sürgüne gitmek zorunda kaldı, bazıları ise uzun süre iş bulamadı. Geçimini sağlamak için inşaatlarda çalışmak zorunda kalanlardan iş cinayetlerinde yaşamını yitirenler oldu.
Resmi rakamlara göre 125 bin 678 kamu görevlisinin görevinden ihraç edildiği bu dönemi yaşayanlardan biri de bugün Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) bünyesinde müzik öğretmenliği yapan Engin Cengiz.
Müzik öğretmenliği yaparken 2016 yılında KHK ile görevinden ihraç edilen Cengiz, daha sonra bir süre cezaevinde kaldı. Cengiz, KHK sürecinde yaşadıklarını, ihraç sonrasındaki deneyimlerini ve Mezopotamya Kültür Merkezi ile tanışmasını ajansımızla paylaştı.
‘KOPUŞ, KOBANE SÜRECİNDE İKİ GÜNLÜK GREV SONRASINDA YAŞANDI’
KHK ile ihraç edildiği süreci anlatan Cengiz, 15 yıllık müzik öğretmeni olduğunu belirterek o dönemi şöyle anlattı:
“O döneme kadar yaklaşık 15 yıllık öğretmenlik deneyimim vardı. Müzik öğretmeniydim ve uzun süre Malatya’da çalıştım. Onun öncesinde sendikal alanda çalışma yürütüyordum, emek alanındaydım. Emek alanı bir yanıyla sınıfsal bir içeriği barındırsa da hem Türkiye’de hem Ortadoğu’da hem de dünyadaki toplumsal sorunlara, ezilenlerin sorunlarına ve kendi toplumsal varolma halimize bir taraf olma durumumuz vardı.
Rojava’da, Suriye’de iç savaş ve çok büyük bir saldırı vardı.
Aslında kopuş da orada yaşandı. Kobanê olayları nedeniyle aralık ayında iki günlük bir grev vardı. Oraya katıldığımız için birçok arkadaşla birlikte direkt bir hedef olma durumumuz oluştu. Ancak devlet açısından bakıldığında, bulunduğum yerde çalışmalardan kaynaklı ön planda olan bir insandım. Sonrasında darbe teşebbüsünün ardından KHK ile görevden alınmam yaşandı.”
CUMHURİYETİN KURULUŞ GÜNÜNDE İŞTEN ÇIKARILDI
Cumhuriyetin kuruluşunun yıl dönümünde işten çıkarıldığını belirten Cengiz, demokratik cumhuriyet talebini belirttikleri bir dönemde 29 Ekim’de görevden alınmasının kendisi için önemli olduğunu dile getirerek şunları söyledi:
“Görevden alındığım gün, belki de hayatım boyunca biriktirebileceğim tesadüf ve felaketlerin aynı güne denk gelmesiydi. Aslında en başta 29 Ekim olması başlı başına bir meseleydi. Çünkü demokratik cumhuriyet talep ederken cumhuriyetin ilan edildiği günde böyle bir şey yaşamak olayın kendisini bambaşka bir hale getiriyordu.
Kardeşim, cezasından dolayı yaklaşık 10 yıldır Güney’de sürgündeydi. Orada bir arkadaşla tanışmıştı, evlilik meselesi vardı. Karşı taraf Hakkârili bir aileydi, onlar geldiler. Biz Erzurum Oltululuyuz. Düğün yapıldı ama damat ve gelin ortada yoktu. Buruk bir şekilde düğün merasimini bitirip herkes eve dağılacakken bir mesaj geldi ve görevden atıldığımı öğrendim. Aslında beklediğim bir şeydi.
İşin ilginç tarafı, ortaokulda öğrencim olan arkadaş da o gün düğünde yanımızdaydı ve öğrencimle aynı günde atıldık. Sürecin trajikomik bölümünü yaşadık. Ben kendimce hazırlıklıydım. Türkiye’de ve Ortadoğu’da bu kadar şey yaşanırken bunu sormak çok ahlaki bir durum olmazdı. His olarak herhangi bir üzüntü yaşamadım; sadece kötü bir tekrarı yaşadığımızı, bundan sonra hayatımızı yeniden inşa edeceğimizi düşündüm.”
MALATYA’DA GÖZALTINA ALINDI, 10 AY TUTUKLU KALDI
KHK ile ihraç edildikten kısa bir süre sonra tutuklanan Cengiz, “29 Ekim’de atıldıktan sonra birkaç ay farklı arayışlar oldu. Hatta birkaç haftalığına İstanbul’a geldim. Biraz gezmek, memurluk psikolojisini üzerimden atmak ve müzisyen arkadaşlarla ne yapabileceğimizi konuşmak istedim. Ardından evimin bulunduğu Malatya’ya döndüm. Yaklaşık 4-5 ay sonra, 17 Ocak’ta Malatya’da gözaltına alındım ve 10 ay süren bir tutukluluk süreci başladı” dedi.
Tutuklanma sebebinin Kürtlükle yeniden buluşması olduğunu söyleyen Cengiz, “Görünür sebepler ve onların uydurdukları sebepler vardı. Asıl sebep, halkının ve kendi toplumsallığının yanında durmak, siyasal çalışmalarda yer almaktı. En belirgin unsur ise Kürtlüğünü savunmak ve mücadelenin arkasında durmaktı. Devletin geleneksel yapısında Kürtlüğü kriminalize ve terörize etme alışkanlığı var. Temel amaç, Kürtlüğüyle buluşan ve asimile olmuş bir insanın yaşadığı süreci bana yaşatmaktı” diye konuştu.
ÇAMAŞIRHANEDE, OTELDE ÇALIŞTI
Cezaevinden çıktıktan sonra Malatya’da kalamadığını ve İstanbul’a geldiğini belirten Cengiz, o dönemde yaşadıklarını şöyle anlattı:
“Cezaevinden çıktıktan sonra Malatya’da kalma koşullarım pek yoktu. Orası dar bir toplumsal yapı olduğu için neredeyse selam verilemez bir duruma gelindi. Yıllardır süren bir deneyimimiz ve sahiplenen değerli arkadaşlarımız vardı. Fakat toplumun bir kesimi, suçlandığımız meselelerden dolayı ürkmüştü.
2017’nin sonuna doğru İstanbul’a geldim. Lise döneminden arkadaşlarım yardımcı oldular. Bir dönem çamaşırhanede çalıştım. Çamaşırhanede çalışırken kendimi eski Rus romanlarında anlatılan, toplumun en altında yer alan ve güvencesiz işler yapan karakterlerin arasında gibi hissettim. Bu, bir yaşam gerçekliğiydi ama haksız bir gerçeklikti. Bir dönem de bir otelde çalıştım. Ardından, yavaş yavaş MKM süreciyle birlikte müzik hayatımda daha aktif hale gelmeye başladı.”
‘AÇLIKLA YÜZYÜZE KALSAM DA BU TARZA İKNA OLMAYACAĞIM’
Başka işlerde çalıştıktan sonra Mezopotamya Kültür Merkezi ile tanıştığını ve burada müzik çalışmalarına yeniden başladığını dile getiren Cengiz, MKM ile tanışmasını ve o süreci şöyle anlattı:
“Maalesef o konuda bir destek olmadı. İstanbul’un sanat alanının kendine özgü bir rutini var. Örneğin, cezaevinden çıktıktan sonra tanınan bir sanatçı bir eserimi okumak için izin istedi. Cezaevinden yeni çıktığımı ve zor durumda olduğumu belirtmeme rağmen bana, ‘Senin gibi birinin bestesini benim gibi biri söylüyor, ben seni ünlü yaparım, daha neyine yetmiyor?’ şeklinde bir cümle kurdu.
Bunu, bu kadar mağduriyet yaşamış bir insana söylemek, yaşanan dejenerasyonun bir göstergesiydi. Açlıkla yüz yüze kalsam da bu tarza ikna olmayacağımı söyleyerek eserimi vermedim. Bu nedenle ekonomik anlamda ciddi bir getirisi olmadı.
İstanbul’da çalıştığım süreçte kendimi kapitalizmin çarklarından birine monte edilmiş bir vida gibi hissettim ve mültecileşme hissi ruhumu daralttı. İstemeyerek geldiğim bu şehirde mültecilerle bir araya gelmek bir nevi mecburi oldu. Müzisyen ve halkın bir parçası olmam nedeniyle önceden de bildiğim MKM’ye yöneldim. Otel işinden sonra bu yaşamın bana göre olmadığını, bir müzisyen olarak hayatıma devam etmem gerektiğini anlayıp MKM’ye katıldım.”
‘MKM’DE ÖDENEN BEDELLERİN DUYGU VE ANLAM OLUŞTURDUĞUNU GÖRDÜM’
MKM’de ilk gördüğü şeyin, ödenen bedellerin bir anlam oluşturması olduğuna dikkat çeken Cengiz, şöyle konuştu:
“MKM’de çok iyi bir sahiplenmeyle karşılaştım. Ödenen bedellerin bir toplumsallık, duygu ve anlam oluşturduğunu net bir şekilde gördüm. Eksiklerimi gidermemde ve yaşamı tekrardan anlamlandırmamda arkadaşlarım ve kurum bana çok destek oldu. Kapitalizmin vahşi bir çağında bu yoldaşlık ilişkisi çok değerliydi.
MKM, Kürt müziği ve politik müzik yapan bir kurumdu. Yaşamdan büyük maddi beklentileri olmayan, kimseye muhtaç kalmayacağım bir yaşamı tercih ettiğim için buradayım. Kendi kültürümüze ve toplumumuza hizmet etmek, bilgi ve birikimimi gençlerle paylaşmak için en doğru yer burasıydı.”
‘BAŞLAYAN SÜREÇ O GÜN YAPILANLARIN HAKSIZLIK OLDUĞUNUN GÖSTERGESİDİR’
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne de değinen Engin Cengiz, sürecin geçmişte yaşamam haksızlığını da ortaya koyduğunu belirterek şunları söyledi:
“Cumhuriyetin ilan edildiği günde insanların meşru, sivil ve toplumsal haklarını aradıkları için mağdur edilmesi bir çözümsüzlüktür. Bugün Sayın Öcalan’ın başlattığı Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin görüşme düzeyinde sürdürülmesi de o gün yapılanların haksızlık olduğunun göstergesidir. Diyalog ve müzakere olmadan Kürt sorunu ve ayrımcı politikalar çözülemez; ezberlerin bozulması gerekir.
Bu sürece hem Kürt halkının hem de Türkiye’deki diğer halkların sahip çıkması gerekir. Savaşlardan yorulan toplumlar için barış elzemdir. Ben 10 yıldır ciddi zorluklar yaşadım ancak barış olacaksa yaşadıklarımı tek bu koşulla helal ederim.
Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun barışa ihtiyacı var ve bu barışın muhatabı da Sayın Öcalan’dır. Kibre kapılmadan bu süreç ilerletilirse daha demokratik bir yaşam inşa edilebilir.”
Source: ANF News