Komün ve Kürtler

komun-ve-kurtler

Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’nda Önder Apo, tarihi doğru yorumlamaya dikkat çekiyor. Marx’ın tarif ettiğinin aksine, tarihin sınıflar arasındaki savaş değil; komün ile devlet arasındaki savaş olduğunu söylüyor. Komünal toplum ile devletçi uygarlık arasındaki savaşın ilk tanıklık ettiği yer, Mezopotamya ile Zagros ve Toros dağ silsileleridir. Devletçi uygarlık, tarihi sürekli yeniden tahrif ederek bugüne kadar toplum üzerinde kendi yaşamını bir ağaç kurdu gibi sürdürmekte ve varlığını devam ettirmektedir.

Devlet, her süreçte kendi iktidar sistemini toplumda zorunlu kılan ve iktidar sahiplerinin varlığını sürdürebilmesi için komünü ortadan kaldırmaya çalışan bir kurumdur.

Proto-Kürtlere baktığımızda, yaşamın bütünüyle bir olduğu; anlam ve mucizelerle dolup taştığı görülür. Toplum, kadın-ana etrafında klan biçiminde örgütlenmiştir. İnsanların ayağını bağlayan hiçbir zincir yoktu; özel mülk ya da kişisel mal diye bir şey bulunmazdı.

Yalnızca hareket, devinim vardı. Bu hareket de özgür ve özerk bir şekilde gerçekleşiyordu. Klanın bütünlüklü yaşamı, kadının emeği, duyarlılığı ve düşüncesinin güzelliğine dayanıyordu. Bu nedenle bugün de birçok geleneğe kadının damga vurduğunu görebiliriz. Kadınların kendilerine dönük saldırılardan korunmak için geliştirdikleri örgütlenmeler, eşsiz bir direnişin parçası haline geldi. Bu direnişi Enki ve İnanna’nın serüvenlerinde de görebiliriz.

Kastik katil, bu sistemi kendisine amaç edinmiş ve toplumdan koparmaya çalışmıştır. Kastik katil sistemi toplumun içinde nasıl kültür haline geldi? Bu, kadının evde tutsak edilmesiyle başladı. Böylece kadın, kendi komünal rolünden uzaklaştırıldı. Mülkleştirme sistemiyle toplum baskı altına alındı. Erkek egemen iktidar rolü ve kadının köleleştirilmesiyle toplumdaki komünal gerçeklik zayıfladı. Bu yüzden Önder Apo, kadın ve erkek ilişkilerinde hakikat ve ortak yaşamı esas alan yeni bağların kurulmasına önem verir.

Bugün Rojava’da, kadın öncülüğünde yeni bir yaşam filizlenmektedir. Önderlik, bu bağlamda Rojava’da gelişen JINWAR deneyimine özellikle dikkat çeker. Kastik katilin kadın, çocuk ve genel olarak toplum üzerinde yarattığı sorunlar karşısında Önderlik, komünü yeni ailesi olarak kabul etmektedir.

Zagros ve Toros dağ sıralarında kabile örgütlenmesi, devletçi uygarlığa karşı her zaman bir hareket ve dinamizm içinde olmuştur. Kabile örgütlenmesi sadece kan bağı ve hizmet temelinde tanımlanmaz. Devletçi uygarlığa karşı kendini savunan, büyüten ve üreten bir topluluktur. Bu nedenle kabile, toplumun en işlevsel toplumsal niteliklerini taşır. Kabile içinde eski komünal yaşam etkisini sürdürmüştür. Devletçi uygarlığın bütün saldırılarına rağmen kabileler kendi komünal hafızasını korumuş ve geliştirmiştir.

KOMÜN SİSTEMİ BUGÜN KÜRDİSTAN’DA HALA GÜÇLÜDÜR

Kabile örgütlenmesinde Mazda inancı önemli bir rol oynar. Mazda inancı, karanlık ile aydınlığın ikiliğine dayanır. Evrensel diyalektiği temel alır. Zerdüşt inancı, Mazda inancının devamıdır. Devletçi uygarlığın tanrılarına karşı özgürlük ahlakını esas alarak başkaldırır. Med konfederasyonu, Zerdüşt inancını temel alarak komünal bir yaşam tarzı kurmuştur. Aşiret konfederasyonu sistemi başlı başına bir komündür. Örneğin Med kabileleri birer konfederasyondur; 24 federasyon birleşerek bir konfederasyon oluşturur.

Medler, 300 yıl boyunca Kasti katil sistemine ve dönemin en acımasız imparatorluğu olan Asurlara karşı savaşmış ve galip gelmişlerdir. Medler, kendi komünal sistemlerinde ısrar etmişlerdir. Bu nedenle komün sistemi bugün de Kürdistan’da güçlüdür.

Ancak iktidar Medlerin elinden Perslere geçince Kastik katil sistem yeniden hakim olmuştur. Pers kralları kendilerini tanrı yerine koymuş, hiç kimsenin onların sözüne karşı gelemeyeceği çok sert bir sistem geliştirilmiştir. Zerdüşt inancı yalnızca Kürtleri kapsamıyordu; Persler, Pakistanlılar, Afganistanlılar, Hindistanlılar ve hatta Çin üzerinde bile oldukça ciddi bir etkisi vardı. Buda ve Konfüçyüs inançlarının birçok yönü de Zerdüşt’ün bir devamı olarak görülür. Zerdüşt köken olarak Kürt olsa da inancını evrenselleştirmiştir.

O dönemde Zerdüşt inancı komün düşüncesine dayanıyordu. Ancak Perslerin değişimi ve devletleşmeye doğru ilerlemeleri nedeniyle Zerdüşt inancı zamanla dogmatizme dönüşmüş ve devletin hizmetine girmiştir.

Peki, komün nedir? Komün, toplumun örgütlü gücüdür. Komünü en iyi şekilde anlayabilmek için en sade haliyle ele almak gerekir; komün ortak yaşam biçimidir. Bunun en çarpıcı örneği köylerdir. Köylerde yaşamın tüm işleri ve gerekleri ortak şekilde örgütlenir. Siyaset, kendi kendini yönetme ve öz savunmanın yanı sıra tarım, hayvancılık, ev yapma gibi tüm işler eşit ve ortak bir şekilde paylaşılır.

Kürt toplumu açısından komünü uzun uzun teorileştirmeye gerek yoktur. ‘Kom’ sözcüğünün kendisi bile bunu açıklar. Komün, Kürtçe ‘kombûn’dan gelir. Komünal yaşam Mezopotamya topraklarında ortaya çıkmıştır. Kapitalist sistem ve işgalci devletler, Kürdistan’da toplumun komün ruhundan uzaklaşması için büyük çaba sarf etmiştir. Kürdistan köylerinin yakılıp yıkılması da bu pratiklerden biridir.

SAVAŞLARI YALNIZCA SINIF TEMELLİ ELE ALMAK DOĞRU DEĞİLDİR

Bakûr’da köyler neden yakıldı? Çünkü toplum kendi kendini yönetiyor, örgütlüyor, üretimini yapıyor ve kendini savunuyordu. Bu nedenle topluma devlet gerekmiyor, toplum devlet karşısında boyun eğmiyordu. Devletin toplumu kendisine muhtaç kılmak için köyleri yakması gerekiyordu. Halkın bir kısmı göçe zorlanarak mülteci haline getirildi, bir kısmı da metropollere sürüldü. Devlet, dayattığı yaşam biçimini topluma zorunlu kılmak istiyordu.

Aynı politika Başûr’da Saddam tarafından da uygulandı. Toplum örgütlenmesin, üretmesin ve kendini koruyamasın diye tüm köyler katliamlardan geçirildi. Böylece herkesin yönünü şehirlere çevirmesi sağlandı.

Kapitalist sistem, bireyciliği ve ayrışmayı teşvik eder. Herkes kendi evine kapanır; teknoloji ve internetin gelişmesiyle kimse kimseye ihtiyaç duymaz hale gelir. Oysa geçmişte köylerin kendi meclisleri ve toplumsal düzenleri vardı. İnsanlar birlikte yaşar, birlikte örgütlenir ve paylaşırdı. Yaşam adil ve eşitlikçiydi; kimse diğerine hükmetmiyordu.

Bu nedenle Marx’ın sınıf savaşı tanımı yanlış olmasa da yeterli değildir, çünkü Kürdistan gerçekliğine baktığımızda devlet herkesi hedef haline getirmiştir. Bu yüzden savaşları yalnızca sınıf temelli ele almak doğru değildir. İşgalci devletler, Kürdistan’da toplumsal kültürü ve aşiret örgütlenmesini parçalamaya çalışmıştır; çünkü aşiret, özü itibariyle komünal bir yapıdır. Bugün hala aşiretler vardır, fakat çoğu komünal niteliklerini yitirmiştir.

Örneğin, aşiretlerde dayanışma vardır; herkes birbirini korur, her işi birlikte yapar. Yaşam örgütlüdür. Devlet bu örgütlülüğü parçalayarak bireyleri yalnızlaştırmış ve her birini kendisine bağımlı kılmaya çalışmıştır. Botan bölgesindeki bazı aşiretler bugün hala komünal özelliklerini korumaktadır.

Aşiret kültüründe sınıfsal ayrım yoktur. Aşiret reisi zengin değildir; elde edilen her ürün aşiretin tüm üyeleriyle eşit biçimde paylaşılır. Tarihi anlatımlarda da aşiret reisinin mülk sahibi olmadığı ve zengin sayılmadığı görülür. Eğer aşiret reisi görevini yerine getiremezse, aşiretin saygınları toplanarak uygun bir kişiyi seçer ve görevlendirir.  

KAPİTALİZM İÇİN TOPLUM YOKTUR, BİREY VARDIR

Komünde eşit paylaşım, doğal otorite ve toplumsal demokrasi vardır. Klanların devamı olarak günümüzde hala aşiretler mevcuttur. Toplum bugün hala kendini klan, kabile ve aşiret örgütlülüğüyle korumaktadır. Toplum, kastik katilin saldırıları karşısında dağlara çekilerek kendini savunmuştur. Kabilelerin direnme merkezinin Kürdistan olduğu açıktır. Kürdistan coğrafyasında kabile kültürüne ait birçok değer korunmuştur.

Komün düşüncesi anaerkil kültüre dayanır. Mezopotamya’da Zerdüşt felsefesinde, Çin’de Lao Tze’de, Hindistan’da Budizm’de, peygamberlerin çıkışlarında, Yunan’da Sokrates felsefesinde komün düşüncesini görebiliriz. Esasen Önderlik yeni yorumlamalarında şunu ifade eder: Toplumsallaşma tarihinin temelinde komün vardır. Toplum, komün sistemiyle yaşamını sürdürmüş ve kendini korumuştur. Buna karşı olan sistemi ise kastik katil sistemi olarak adlandırır.

Demokratik ulus, kendi sistemini inşa ederken komünlerin oluşturulmasını temel alır. Kapitalist modernite ve devletçi sosyalizme karşı demokratik-komünal yaşam esastır. Kapitalist modernite, liberalizm anlayışıyla demokrasiyi özünden koparıp içini boşaltır. Bu nedenle demokratik ve komünal bir sistemin geliştirilmesi gereklidir.

Önder Apo’nun bu konudaki yaklaşımı şöyledir: ‘Biz moderniteyi mahşerin üç atlısı üzerinden tanımlarız. Birinci ayağı, ulus-devlete karşı demokratik ulus; ikinci ayağı, endüstriyalizme karşı eko-endüstri; üçüncü ayağı ise kapitalizme karşı demokratik/komünal toplumdur. Bilinmelidir ki toplumun varlığı komün temelinde biçimlenmiştir. Kapitalizmin karakteri nedeniyle bugün toplum parçalanmıştır.

Kapitalizm için toplum yoktur; yalnızca birey vardır. Kapitalizmin dayandığı felsefenin temeli toplum inkarıdır. Buna karşılık komün ise toplumun asli niteliği ve karakteridir.’

Önder Apo, demokratik modernite paradigmasında ve sisteminde komünlere büyük bir önem verir. Çünkü komün, toplumun köküdür. Komünde demokrasi, yaşamın temel ilkelerinden biridir. Esasen demokratik komün, demokratik sosyalizmin kendisidir. Sosyalizm komünsüz olmaz. Komünalist sistem, toplumsal sorunların çözümünde etkili olabilir. Demokratik komünlerin temeli özgürlük ve demokrasidir. Kapitalist sistemin ‘mahşerin üç atlısı’ olarak tarif edilen gücüne karşı alternatif de budur.

Source: ANF News

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

mt-sample-background

© 2024 Egerin. All rights reserved.

Scroll to Top

Subscribe to receive News in Email

* indicates required

Intuit Mailchimp