Korucu: Süryaniler sürece destek veriyor

korucu:-suryaniler-surece-destek-veriyor

Osmanlı’dan bugüne kadar bu topraklarda halklar büyük katliamlara ve soykırım saldırılarına maruz bırakıldı, topraklarından sürüldü. Bugün geldiğimiz noktada halklara yönelik yaşananlara dair yüzleşme de konuşulur hale geldi.

Soykırım saldırılarına maruz bırakılan halklardan biri de Süryaniler oldu. Sayfo Katliamı ile yok edilmek istenen ve büyük çoğunluğu diasporaya gitmek zorunda kalan Süryaniler, bugün bir ‘azınlık’ olarak halen varlıklarını sürdürmeye çalışıyor.

Yüzleşmeye ilişkin kitaplarıyla tanınan gazeteci yazar Serdar Korucu, son kitabı ‘Biz Bu Topraklara Aitiz- Türkiye ve Diasporadaki Süryaniler Anlatıyor’ ile bu toprakların kadim halklarından Süryanilerin yaşadıklarına ve özlemlerine mercek tutuyor.

Cumartesi Anneleri, öz yönetim sürecinde yaşamını yitirenler ve 6-7 Eylül Pogromu’na dair kitapları bulunan Korucu, ajansımıza son kitabıyla ilgili konuştu.

‘O KORKU İÇİMİZDE KALDI’

Süryani toplumunun Sayfo travmasını halen yaşadığını dile getiren Korucu, hayatlarının merkezinde Sayfo’nun etkisinin hissedildiğini belirterek şunları ifade etti: “Süryani toplumunun geneli için konuşacaksak ortak nokta, Sayfo travmasıdır. Kitapta röportaj yaptığım isimlerden Yakup Mirza, ‘Sayfo’yla biz bitirilmek istendik. O korku içimizde kaldı. Hâlâ tüm Süryanilerin içinde o korku var’ diyor ve bu korkunun tüm hayatlarına sirayet ettiğini söylüyor.

1983’te İsveç’e giderken ninesini ikna edemeyişini kitapta şöyle anlatıyor: ‘Dedim ki “Nine, biliyorum sen bana ‘Allah seninle olsun’ demeyeceksin. Ben bunu biliyorum. Yeter ki elini ver öpeyim.” Durdu, şöyle yaptı. İki elini göğsüne koydu. Kapattı. Kaldım, kalakaldım, ağladım.’

Mirza, ninesinin ağzından çıkan şu sözü de paylaştı: ‘Sayfo’nun kanı daha yerdeyken siz buraları bırakıp gidiyorsunuz.’

Sayfo’yu konuşurken, bir yanda soykırımın ve yok etmenin yanında olanlar, yani failler; öte yanda ise vicdanen temiz insanlar, yani kurtarıcılar. Ve Süryaniler, o kurtarıcıları unutmuyor; hem de hiçbirini…

Neredeyse tüm anlatılarda başı çeken, ortak hafızada yer tutan isim ise Sayfo’da hayatta kalanların bir araya geldiği ünlü Aynvert direnişinde barışı sağlayan Şeyh Fathalla’tır. Horiepiskopos Süleyman Hınno’nun Sayfo’yu anlattığı kapsamlı eserinde, Süryanilerden üç kişinin onun yanına geldiğini, ‘Evvel Allah, sonra sığınağımız ve koruyucumuz sizlersiniz. Aynı zamanda sizlerden başka kimseye güvenimiz yok. Vereceğiniz her kararı, öneriyi şimdiden kabulleniyoruz’ dediğini yazar.

Şeyh Fathalla onları teselli eder ve devlet erkanıyla görüşmeye girer. Devlet erkanı ve Kürt aşiretleri, Şeyh’in emirlerine uyarak Aynvert köyünden uzaklaşacaklarına dair söz verirler. Şeyh Fathalla’nın sonrasındaki sözleri de çok kıymetli olur: ‘Bundan sonra her kim ki bir Süryani’den kan akıtırsa, bana ve ocağıma kurşun sıkmış olur.’”

‘ŞİDDET DALGASI SÜRYANİLERİN PEŞİNİ BIRAKMIYOR’

Süryanilerin 1960’lı yıllarda yaşanan Kıbrıs tartışmalarında da saldırılara uğradığına dikkat çeken Korucu, şöyle devam etti: “Kitapta beni şaşırtan konulardan biri, Kıbrıs geriliminin, üstelik 1960’lardan itibaren Mardin’e ve Midyat’a çok şiddetli bir şekilde yansıması. Bölgenin adayla hiçbir ilgisi, bağlantısı yok. Anlatılarda da şu mesaj öne çıkıyor: ‘Anne babalarımızın Kıbrıs’la uzaktan yakından ilgisi yoktu. Hatta önlerine harita açsanız, ‘Kıbrıs nerede?’ deseniz onu yarım saat ararlardı.’ Buna rağmen Süryaniler, Kıbrıs meselesi üzerinden çok büyük baskı ve şiddet görüyor. En sertlerinden biri de 1960’ların ilk yarısında yaşanıyor.

Mardin’de Süryani esnaf ve aynı zamanda papaz olan Bıtrıs Abacı’nın dükkanının kilidi pislikle kaplanıyor. Aile bunu temizleyip işine gücüne devam etmeye çalışıyor. Bir başka sabah geldiklerindeyse bir pankart görüyorlar. Üzerinde şöyle yazıyor: ‘Ya Kıbrıs’ın yarısı ya Bıtrıs’ın karısı.’ Bu aile nasıl şehirde kalabilir? Kalamıyorlar. Apar topar İstanbul’a göç etmek zorunda kalıyorlar.

On yıl sonra, 1974’te Midyat’a Cizre’den bir şeyh geliyor. Yine Kıbrıs meselesi gündemdedir. ‘Kıbrıs’ta kafirler bir albayımızı şehit etmişler. Midyat’taki gavurlardan alışveriş yapan, evlerine girip çıkan, yolda selam veren herkes kafirdir!’ diyor. Bu kez Midyatlı Kürt Mehmedo ailesinden Aziz Reşito devreye giriyor, cami kapısına yakın bahçe duvarına çıkıyor ve Süryanilere yönelik olası bir saldırıyı önlüyor. Öyle ki kendi ikazına uymayanlara hakarette bulunuyor. Böylece kalabalık dağılıyor. Ama bu gerginlik ve şiddet dalgası Süryanilerin peşini bir türlü bırakmıyor.”

‘SÜRYANİLER SÜRECE DESTEK VERİYOR’

Süryani toplumuyla ilgili bazı adımların atıldığını belirten Korucu, Cumhuriyet tarihinin sıfırdan inşa edilen tek kilisesinin Süryani kilisesi olduğuna, sürecin Süryaniler tarafından da desteklendiğine vurgu yaparak şunları söyledi:

“Süryani toplumu için atılan önemli ve olumlu adımlar var. Cumhuriyet tarihinin ilk sıfırdan inşa edilen kilisesi, İstanbul’daki Mor Efrem Kilisesi oldu. 2011 seçimlerinde BDP’den Meclis’e giren, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk Süryani Milletvekili Erol Dora da bu törenin önemli olduğunu söylüyor kitapta: ‘Sayın Cumhurbaşkanı yeni kilisenin, Mor Efrem Kilisesi’nin temelini attı, açılışını yaptı. Bütün bakanlar katıldı. Ben buna da çok önem atfediyorum. Siyasette olumlu olan şeylere de olumlu bakmanız gerekir.’

Süryanilerin, Ermeniler, Yahudiler ya da Rumlar gibi okulu yoktu; ama şimdi onun için de adımlar atılmaya başlandı. Fakat yine de toplum için en önemli konu güvenlik… Bu nedenle süreci en çok destekleyen kesimlerden biri de Süryaniler.

Antakya ve Tüm Doğu Patriği, Evrensel Süryani Ortodoks Kilisesi’nin Ruhani Lideri Moran Mor İğnatius Efrem II, Türkiye’deki barış sürecinin çok önemli olduğunu söylüyor. ‘Barış ve güvenlik yeniden tesis ediliyor. Bu sadece Süryaniler için değil, tüm halk için önemli. Türkler, Kürtler, Süryaniler, Ermeniler, hepsi atalarının ülkesinde bir arada yaşıyor. Herkesin kültürüne, geleneklerine ve diline saygı duyulmalı. Herkesin onurlu bir hayata hakkı vardır’ diyor.”

‘SÜRYANİ TOPLUMUNUN SÜRECİ DESTEKLEMESİ ÖNEMLİ’

Sürecin Süryani toplumu tarafından desteklenmesinin önemli olduğunu dile getiren Korucu, şunlara dikkat çekti: “Süryaniler için süreç önemli çünkü nüfuslarına göre savaş dönemindeki şiddeti en fazla hisseden halk oldular. Bethkustan köyünde doğan Yuhanna Aktaş, şöyle diyor: ‘Bizim köyümüz Süryani köyü. Hiç Müslüman yok. Babam muhtar olduğu için, muhtar da devletin temsilcisi olduğundan tüm yaşananlardan etkilendik. PKK’li gelir muhtarı çağırır, jandarma gelir muhtarı çağırır. Bu böyledir. Kemal Sunal filmlerindeki ‘Mazlum’u getirin bana!’ repliği gibi…’

Göç etmelerine neden olansa ‘faili meçhul’ bırakılmış cinayetle. En çok da bununla yüzleşilmesi gerekiyor. 80’ler ve 90’lar içinde 60’ın üstünde cinayet var. Nüfuslarına göre çok büyük bir sayı. Yakınlarını o dönemde kaybedenler failin bulunmasını istiyor. Fakat sorunları sadece geçmişle yüzleşmekle de sınırlı değil. Çünkü içlerindeki güvensizliğin sebebi, şiddetin sadece Sayfo’da, Kıbrıs meselesi döneminde ya da 80’ler ve 90’lardaki faili meçhul zamanlarında kalmaması.”

Süryanilere yönelik baskıların ve ayrımcılığın halen sürdüğünü dile getiren Korucu, son olarak şunları söyledi: “Bu noktada, hafta sonu ölüm yıldönümü olan Sırrı Süreyya Önder’i anmış olalım. İmralı Notları’na göre Önder, Süryanilerin Nusaybin’de yaşadıkları bazı sorunları 2014’teki görüşmede Öcalan’a aktarmıştı. Öcalan da ‘Bu problemlere çözüm bulmamanıza çok kızıyorum. Ezidi ve Süryani köylerini işgal edenlere müdahale edeceksiniz. Zaten bunlar katliamdan, sürgünden geçirilmişler, bir avuç kalmışlar. Şimdi bu bir avuç insana saldıranlardan hesap sormayanlar şerefsizdir’ demiş, bu kesimlerin korunmaları, savunmaları gerektiğini söylemiş, ‘Bunu yapmamanız büyük bir eksikliktir’ diye eklemişti.

Yani Süryanilerin bölgede yaşadıklarını herkes biliyor ama bir türlü durdurulmuyor, durdurulamıyor. Hâlâ Diril davası önümüzde duruyor. Kızları Gülcan Diril kitapta konuşan isimlerden ve şöyle diyor:

‘Annemizi bulabilmek mucizeydi. En azından bir mezarı var. Peki ya babam nerede?’

Mücadeleyi sadece ailenin yürütmemesi gerek, herkes onlara destek olmalı. En çok da yalnız bırakılmak aileleri yaralıyor. Hepimizin ‘Hürmüz Diril nerede?’ diye sorması gerekiyor.

Yine kitaptaki bir başka aile ise Akgüç, Süryanice asıl adlarıyla Ego ailesi… Ailenin babası Gevriye Akgüç, 92 yaşındayken iddiaya göre bir arazi anlaşmazlığı nedeniyle öldürülüyor. Öyle uzak bir dönemde de değil, 2023’te… Oğlu Dikran Ego, ‘Kafasına beş tane kurşun sıkmışlar. İlk gördüğünde elini silaha atarken ilk sıktıkları kurşun parmaklarını uçuruyor. Diğerlerini başına sıkıyorlar. Böyle hunharca, insanlık dışı, tamamen planlı bir cinayet’ diyor ve bu cinayetlerin Süryanilere geçmişi, Sayfo’yu hatırlattığını söylüyor: ‘Bu tamamen Seyfo’nun tekrarı.’

Dikran Ego faillerin bölgede bilindiğini de söylüyor: ‘Sabah bize selam veren, davet etmediğimiz halde, bizim köylerde hep böyledir; adamlar çıkar gelir, siz çay getirirsiniz, sohbet edersiniz. Sabah çayımızı içen adam, akşam babamı öldürdü.’

Hukuki süreç devam ediyor; ama tüm ailelerin korkusu, dosyanın ‘faili meçhul’ olarak bırakılması ya da derine inmemesi.”

Source: ANF News

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

mt-sample-background

© 2024 Egerin. All rights reserved.

Scroll to Top

Subscribe to receive News in Email

* indicates required

Intuit Mailchimp