Kox ve Şerefdîn dağları ranta mı açılıyor?

kox-ve-serefdin-daglari-ranta-mi-aciliyor?

Mûş (Muş), Çewlîg (Bingöl) ve Erzirom (Erzurum) illerinin kesişim noktasında yer alan Gimgim (Varto), Kanîreş (Karlıova), Tatos (Tekman) ve Xinûs (Hınıs) ilçelerini kapsayan devasa dağ silsilesi, bugünlerde jeotermal enerji projeleri ile maden arama faaliyetlerinin kıskacında. Bu ilçeler idari olarak farklı illere bağlı olsalar da Kox ve Şerefdin dağlarının eteklerinde, binlerce yıllık ortak bir hayvancılık kültürünü paylaşan bir havza; son dönemde “jeotermal sondaj” adı altında yürütülen çalışmalarla toplumsal ve ekolojik bir yıkıma doğru sürükleniyor. 

Bölge, Türkiye’nin en önemli hayvancılık merkezlerinden biri olarak biliniyor. Yaz aylarında Çewlîg, Xarpêt (Elazığ) ve farklı iller başta olmak üzere çevre illerden gelen yüzbinlerce küçükbaş ve büyükbaş hayvan, Kox ile Şerefdîn dağlarının yüksek rakımlı yaylalarına taşınıyor. Karların erimesiyle beslenen soğuk su dereleri, sadece bu yaylalara değil, havzadaki tüm köylere hayat veriyor. Ancak Gimgim’da 16, Kanîreş’te ise 6 köyü kapsayan jeotermal projesi, bu doğal su döngüsünü ve meraların bütünlüğünü bozma riskini taşıyor. 

Gimgim ve Kanîreş hattında “temiz enerji” vaadiyle sunulan jeotermal projelerin yanı sıra, Tatos ve Xinûs hattında yıllardır yürütülen maden arama çalışmaları ve dağlık alanlara yönelik gizli maden haritalandırma faaliyetleri büyük bir kaygı yaratıyor. Uzmanlar ve halk, jeotermal sondajların aslında daha kapsamlı bir maden arama faaliyetinin ‘altyapı hazırlığı’ olduğunu biliyor. Bu durum, bölgenin hem sismik dengesini hem de binlerce yıllık mera ekosistemini doğrudan tehdit ediyor. 

Bu durumu değerlendiren Ziraat Mühendisi Abdulssamed Ucaman, şunları söyledi: “Mûş’un Varto ilçesinde planlanan jeotermal enerji projesi, yalnızca ortaya çıkaracağı ekolojik tahribatlar ve sismik alanın tetiklenmesi gibi tehlikeli sonuçlar doğurmuyor, aynı zamanda kırsal alanın temel yaşam kaynaklarına yönelik bir tehdit olarak da karşımıza çıkıyor. Türkiye’de meralar, 4342 sayılı Mera Kanunu ile korunmaktadır ve bu alanların amacı dışında kullanılması sıkı kurallara bağlanmıştır. Herhangi bir mera alanının enerji ya da madencilik projeleri için tahsisi, kamu yararı kararı, İl Mera Komisyonu incelemesi ve Tarım ve Orman Bakanlığı onayıyla yapılacak ‘tahsis amacı değişikliği’ ile mümkün olur.

Ancak Varto özelinde bu sürecin büyük ölçüde belirsiz olduğu gözlemlenmektedir. Projeye konu olan yaklaşık 453 bin metrekarelik mera alanı, yüksek verimli otlaklardan oluşmaktadır ve yaklaşık 150 büyükbaş ve bin 400 küçükbaş hayvanın beslenmesine olanak sağlamaktadır. Yani buradaki kayıp, yalnızca arazinin büyüklüğüyle değil, bölgenin hayvancılık kapasitesiyle de ölçülmelidir.”

‘İNSANİ BİR FELAKET OLUR’

Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporunun kapsamı ve ot bedeli ödemelerinin yapılıp yapılmadığı konularında açıklık bulunmadığına da değinen Ucaman, şunları belirtti:  “Hukuken zorunlu olan bu adımların eksik ya da belirsiz yürütülmesi, fiili bir işgale, bir başka anlamda sömürüye yol açmakta; halkın yalnızca meralarının değil, aynı zamanda bilgi edinme ve kendi yaşamlarını kurmada karar süreçlerine katılma haklarını da ellerinden almaktadır.

Varto’da yapılan bu uygulama, enerji yatırımlarının kırsal alanlara etkilerini ve hukuki prosedürlerin eksik uygulanmasının doğurabileceği toplumsal gerilimi açıkça göstermektedir. Bu durum, yalnızca yerel halkın yaşamını değil, aynı zamanda Türkiye’de enerji projelerinin şeffaflığı ve hukuka uygunluğu konusundaki güveni de zedelemektedir.

Enerji üretimi, hiçbir şekilde kamu yararı adı altında hukuki ve çevresel süreçleri bypass edemez. Varto’da yaşananlar, bu ilkenin yok sayıldığı bir tabloyu ortaya koymaktadır. Kamu otoriteleri ve yatırımcı şirketler, yalnızca ekonomik kazanç değil, hukukun üstünlüğü ve halkın haklarını koruma sorumluluğunu da yerine getirmek zorundadır. Yine burada yaşayan halkın yaşam konforunu ve istihdamını gözeten bir noktada yaklaşmak zorundadır.

Fiili bir yerinden göç söz konusudur. Birçok insan, geçim kaynaklarının elinden alınmasıyla taşraya göç etmekte; bunun ardından yaşanabilecek geçim sıkıntıları, toplumsal uyumsuzluk, geçim sıkıntısından kaynaklı hastalıklar ve kendi ailesini geçindirememe gibi birçok ailesel ve toplumsal çalkantıyı bir arada travmatik bir şekilde geçirmek zorunda bırakılmaktadır.

Yine endemik bitkilerin yaşam alanına müdahale edilmesi, bitkilerin biyoçeşitliliğine verilecek zarar, daha sonra geri getirilemeyecek tahribatlara yol açacaktır. Ez cümle; insanı, etrafında yaşayan canlıları, doğa tahribatını ve olası sismik durumları tetikleyen bu süreçler, kabul edilemez bir durum olarak görülmelidir.”

Source: ANF News

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

mt-sample-background

© 2024 Egerin. All rights reserved.

Scroll to Top

Subscribe to receive News in Email

* indicates required

Intuit Mailchimp