Kürdistan’ın her bölgesinde ekolojik kıyım yaşanıyor. Ormanlar, vadiler, akarsular ve dağlar büyük bir saldırı altında. Devlet ve şirketleri ele ele vererek Kürt coğrafyasını yok etmeye, kaynaklarını tüketmeye ve insansızlaştırmaya çalışıyor. Tarım alanları yok ediliyor, halkın geçim kaynakları elinden alınıyor ve halk ayrıca köklerinden koparılıyor.
1990’lı yıllardan bu yana Kürtlere karşı yürütülen savaşların yanı sıra, kar ve sermaye odaklı rantçı politikaların yürütüldüğü Kürdistan’da köyler boşaltıldı, ormanlar yakıldı, yaylalar “askeri yasak bölge” ilan edildi ve en stratejik tepelere karakol/kalekollar dikildi. Son yıllarda ise petrol sahaları, baraj projeleri, maden-taş ocağı sahaları, JES, HES ve GES’lerle Kürdistan, her açıdan sömürge alanına dönüştürülmek isteniyor. Devlet, ekolojik kıyımla Türkiye kentlerinde daha çok rantçı politikalar izlerken; Kürdistan’da yıkımı hem Kürt Özgürlük Hareketi’ne hem de Kürt coğrafyasına karşı özel savaş olarak yürütüyor.
Özellikle 2023’ten bu yana Çewlîg, Mûş, Amed, Mêrdîn, Şirnex, Dersim, Wan ve Agirî gibi birçok kentte devreye koyduğu yıkım projeleriyle, her alanı parçalayarak kültürel ve tarihsel hafızayı da yok etmek istiyor. 2026 yılının başından bu yana, halkın işgal projelerine karşı hemen her gün eylemler düzenlediğine ve kampanyalar yürüttüğüne tanık oluyoruz. Şu anda devreye konulan ekolojik yıkım projelerine yakından bakalım:
GIMGIM VE KANÎREŞ’TE ALEVİ KÖYLERİ GÖÇERTİLECEK
Türkiye’de, 2023’te şube açarak 2030’a kadar 1 GW üretilebilir jeotermal rezervine ulaşmayı hedefleyen Amerika Merkezli IGNIS H2 Anonim Şirketi, Mûş’un Gimgim (Varto) ilçesi ile Çewlîg’in Kanîreş (Karlıova) ilçesinde “Jeotermal Enerji Kaynağı Arama” çalışmaları kapsamında en az 25 sondaj kuyusu açmayı planlıyor. Ekim 2025 tarihinde Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) sürecini başlatan şirkete 1 Nisan’da olumlu yanıt verildi. “ÇED olumlu” raporuna karşı ise bölge halkı, dava açmaya hazırlanıyor.
Projenin, “Doğu Anadolu Fay Hattı” olarak isimlendirilen ve odak noktası Kanîreş Qerxabazar köyü olan Mûş’un Gimgim ilçesini de içerisine alarak kuzeybatı yönüne yönelip, “Kuzey Anadolu Fay Hattı” ile birleşen fay hattı üzerinde planlanması deprem riskini arttırıyor.
Şirketin, bin 418 kilometrekare yüzölçümüne sahip Gimgim’da başlattığı çalışma köylülerin tepkisini çekiyor. Muş Valiliği İl Komisyon Başkanlığı, projenin Gimgim ilçesini kapsayan, toplam yüz ölçümü 453 bin 494.83 metrekare olan mera vasıflı alanın 5 bin 560.13 metrekarelik kısmı üzerinde, JES yapılmasına onay verdi. Xwarik köyü sınırları içerisinde başlatılacak çalışmayla 16 Kürt Alevi köyünü kapsayan alanda JES hayata geçirilmek isteniyor. Şirket, Xwarik köyü sınırları içerisinde aynı fay hattı üzerinde Mayıs ayında ilk sondajı vurmaya hazırlanıyor. Ve proje için sadece Kanîreş’e bağlı Qerxabazar köyünde 8 bin 139 metrekarelik alan kullanılacak. Mera alanlarının yanı sıra Alevi köylerin inanç merkezleri de yok olacak. Aynı proje kapsamında Kanîreş’e bağlı Qerxabazar (Kargapazar) başta olmak üzere Aynik, Licik, Şorik, Çêrmûk ve Siqavêlan köyleri de risk altına giriyor.
DERSIM’DE MADEN İSTİLASI
Dersim’de özellikle Pilemorî (Pülümür) ve Pêrtax (Pertek) ilçeleri ile Hel Dağı’nda maden çıkarma projeleri dikkat çekiyor. Pilemorî’ye bağlı Aşgirek, Gurik, Daxbek ve Panceras Tojingê köylerine Dimin Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından maden ocağı yapılmak isteniyor. 65,97 hektarlık alanda yapılmak istenen yerde 36 hektarlık kısmı doğrudan ocak üretim alanı olarak kullanılması planlanıyor. Maden projesine karşı bölge halkı 2 bine yakın imza topladı.
Pêrtax ilçesi de kum, pomza ve Güneş Enerji Santrali (GES) tehdidi altında. İlçeye bağlı Sekasur Mezrası’ndaki 2 bin 200 dönümlük alanda Arven Doğu Yapı İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şirketi’nin hayata geçirmek istediği kum ve pomza maden projesine dair Tunceli Valiliği tarafından “ÇED gerekli değildir” kararı vermişti. Karara karşı geçtiğimiz yıl Hozat Pertek Sekasur Doğa ve Çevre Koruma Platformu tarafından yapılan itirazı; Erzincan İdare Mahkemesi’nden gelen bilirkişi heyeti inceleme yapmıştı. 17 Ocak’ta mahkeme, “ÇED gerekli değildir” kararının iptaline karar verdi.
Bölgede 6 ay boyunca köylülerin çadır direnişi sonucu 2 bin 200 dönümlük arazi madenden kurtarıldı. Ancak tek geçim kaynağı hayvancılık ve tarım olan ilçeye bağlı Kanîsar, Şavşak, Paşavenk ve Sevkar köyleri de yok tehdit altında. Arıcılık ve hayvancılıkla geçimini sağlayan yurttaşlar için hayati önem sahip olan Hel Dağı bölgesinde de krom madenciliği projesi hayata geçirilmek isteniyor.
HÊZIL ÇAYI SULAR ALTINDA BIRAKILACAK
Şirnex’in Besta, Gabar ve Kato dağlarında yıllarca devlet ve korucular eliyle ağaç kıyımları yapıldı. 2017’den bu yana “güvenlik” iddiasıyla ağaç kıyımı yapılırken bir yandan da tarım ve hayvancılık yok ediliyor, su kaynakları kurutuluyor.
Devlet Su İşleri (DSİ) 10’uncu Bölge Müdürlüğü tarafından, Şirnex’ın Qileban (Uludere) ilçesine bağlı Sêgirk beldesinde bulunan doğa harikası Heftborî’de yapılması planlanan Şenoba Barajı büyük bir risk taşıyor. ÇED, Hêzil Çayı üzerinde yapılması planlanan baraj için “olumlu” karar verdi. Öte yandan Şirnex’te 2026’nın ilk 3 ayında 21 ÇED başvurusu yapıldı. Yapılan 17 başvuru hakkında ÇED gerekli değil kararı verilirken, 3 başvuru hakkında ise ÇED süreci başlatıldı. 2014 ile 2026 yılları arasını kapsayan son 13 yılda Şirnex’te maden araması için 724 ÇED başvurusu yapıldı. Bu başvurulardan 408’i ise son 3 yılda yapıldı.
CENGİZ HOLDİNG MÊRDİN’E ÇÖKTÜ
Devletin, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün (MAPEG) 2023 yılı başından 2025 yılı sonuna kadar açtığı maden ihalelerinde yüzlerce sahayı alan Cengiz Holding, Türkiye’nin Karadeniz Bölgesi’ndeki rantından sonra gözünü Kürdistan’daki maden kaynaklarına da dikti.
Mêrdîn’in Şemrex (Mazıdağ) ilçesinde fosfat yataklarının 1950’lerde Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü’nün (MTA) tespitiyle başlayan endüstriyel süreç, 2011 yılında özelleştirme yoluyla Cengiz Holding bünyesindeki Eti Bakır A.Ş.’ye devredildi. Kırsal Têznê Mahallesi’nde bulunan özel Endüstri Bölgesi içinde 3 yeni tesis kurulması için çalışmalar başlatıldı. Yüksek saflıkta kobalt tuzları, çinko sülfat monohidrat ve üretim tesislerinden oluşan bu 3 yeni tesisin bedeli ise 450 milyon TL olarak açıklandı.
Mêrdîn Ekoloji Derneği’nin hazırladığı rapora göre, bölgede yeraltı su seviyesi son 5 yıl içinde yüzde 60 oranında azaldı. 2014’te 69 metre olan su seviyesi, 2019’da 27,57 metreye kadar geriledi. Bu düşüşün temel nedeninin endüstriyel su kullanımı olduğuna dikkat çekilen raporda, planlanan yeni tesislerle birlikte saatte 356 metreküp ek su tüketimi öngörülüyor. Yine Midyad (Midyat) ilçesine bağlı Kerşaf kırsal mahallesinde de tarım arazilerine taş kesme ocağı ve hayvan kesim alanı projelerini yapılmak isteniyor.
DEPREMDEN RANT DEVŞİRENLER
2023 yılında meydana gelen depremlerde büyük yıkımlar yaşayan Semsûr’da yaralar henüz sarılmamış ve halk çoğunluğu başını sokacak bir ev bulamıyorken, devlet maden aramalarıyla kentin altını üstüne getiriyor. Her yerde inşaat araçlarının görüldüğü, tozların havada uçuştuğu ve patlama seslerinin duyulduğu Semsûr, maden şirketlerinin kıskacında. Burada Cengiz Holding’e bağlı Eti Bakır işletmesinin bir maden ocağı dikkat çekiyor. Eti Bakır’ın yanı sıra Semsûr merkez ile Çêlik (Çelikhan) ilçesi arasındaki yolun 27 kilometrelik kısmında 7 taş ocağı bulunuyor.
Öte yandan, Perre Antik Kent, Roma Çeşmesi, Pirin Ören yeri, Kaya Mezarlığı gibi tarihi yerlere birkaç kilometre mesafede bulunan taş ocakları, büyük tehlike saçıyor. Derviş Çalı Taş Kırma Eleme Ocağı, Giba Taş ve Kum Ocağı, Akdaş Madencilik, Eti Bakır Madencilik gibi şirketler tarafından yapılan eko-kırım, bölge halkına büyük zarar veriyor. Eti Bakır İşletmesi tarafından yılda 159 bin ton bakır konsantresi üretimi yapıldığı belirtiliyor.
SERHED KENTLERİ DE HEDEFTE
Serhed’in Wan ve Agirî kentlerinde de yaşam kaynakları yok ediliyor. Wan’ın Payîzava (Gürpınar) ilçesine bağlı Nordiz bölgesinde son dört yıldır sürdürülen maden arama çalışmaları, çevreye telafisi mümkün olmayan zararlar veriyor. Şamanis köyüne bağlı Derbedanis mezrasında Vefa Group tarafından yürütülen maden çalışmaları sonucunda köyün temel su kaynakları kirleniyor ve suda yaşayan canlılar ölüyor.
Agirî’nin Gîyadîn (Diyadin) ilçesine bağlı Meleqer köyünde, Koza Holding tarafından Murat Nehri’nin kollarının ortasında 470 hektarlık alanda kurmak istediği 3 maden işletme ocağı için ayrı ayrı ÇED raporu verilmesinin ardından, çalışma başlatıldı. Bunun sonucunda 4 yılda 44 milyon metreküp su ve 1 milyon kg toprak kirletilecek. Bazirgan köyünde ise halkın temel geçim kaynağı olan mera alanlarına GES kurulmak isteniyor. Proje için halk tehdit ediliyor.
GABAR, BESTA VE CÛDÎ AĞAÇ KIYIMI
Kürdistan’da ekoloji ve doğa kıyımının gözle görülür en çarpıcı örneği Şirnex’in Gabar ve Cûdî dağları ile Besta bölgesinde her yıl gerçekleştirilen ağaç kesimleri. 2018’den bu yana sistematik şekilde gerçekleştirilen ağaç kesimleri, önceleri “güvenlik” gerekçesiyle yapılıyordu. Ardından bunu “orman gençleştirme” takip etti. Son iki yılda ise ağaçlar “ihale” yöntemiyle kesiliyor. Ağaç kıyımı, 8 Ekim 2018’de Cûdî ve Besta bölgelerinde “güvenlik gerekçesiyle” başlatılmış, kıyım Gabar, Namaz Dağı, Güneyçam ve Beytüşşebap’a da yayılmıştı. Şirnex’te o süreçten bu yana orman kaybının 15’e vardığı belirtiliyor ve günde tonlarca ağaç kesiliyor. Meşe ve palamut ağırlıklı yoğun orman örtüsüyle kaplı ormanlar, kıyımlarla birlikte biyoçeşitlilik bakımından ağır yara aldı; endemik bitki türleri, kuşlar, memeliler ve böcek popülasyonları hızla azaldı. Ormanların yok edilmesiyle maden ocakları ve karakollar arttı. Araziler, yandaş şirketler için ihalelere açılıyor. Türk devleti, ağaç kıyımını da gerillanın hareket alanını daraltmak, halkın doğayla bağını koparmak ve bölgeyi topyekûn bir imhaya sürüklemek istiyor.
ÇÖZÜM EKOLOJİK PARADİGMADA
Devletin, şirketlerin ve kar odaklı sistemin Kürdistan üzerinde yürüttüğü çok boyutlu eko-kırım böyleyken; Kürtlerin bu politikalara karşı mücadelesi ise doğa bilinci ve ahlaki değerlerine sahip olmaktan geçiyor. Halk, özellikle son iki üç yılda yıkım ve talana karşı mücadele ediyor, şirketlere dava açıyor, eylem ve etkinlikler düzenleyerek dikkatleri Kürdistan’a çekmeye çalışıyor.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, “Ortadoğu’da Uygarlık Krizi ve Demokratik Uygarlık Çözümü” adlı eserinde işaret ettiği ekolojik paradigmada, “Ekolojik olmayan canlı tasfiye olmaktan kurtulamaz. Şüphesiz her canlının kendine özgü bir ekolojik zekâsı vardır. Endüstriciliği ekolojik yaşama başkaldıran çağ olarak da değerlendirmek mümkündür. Ekolojiye başkaldırmak ise kıyamete gidiştir” der.
Demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü paradigmasıyla mevcut krizin nasıl aşılacağına da işaret eden Kürt Halk Önderi, şunları belirtiyor: “Doğaya bakışımızdaki yabancılaşma, güçlü bir zihniyet ve vicdan devrimi ile aşılmadıkça, sapmalı toplumsal gelişme durdurulamaz. Bu süreç iç içe işleyecektir. Toplumda iktidar aşıldıkça ekolojik bilinç gelişecek, yine ekolojik bilinç geliştikçe de iktidar toplumdan dışlanacaktır. Böylece toplum doğasına yeniden ve daha güçlü bir biçimde kavuşacaktır. Doğa toplum ilişkilerinin özgürleştirilmesi, özgür bir toplum ve özgür bir doğaya doğru atılmış en büyük adım olacaktır.”
Source: ANF News