Tev-Çand (Mezopotamya Demokratik Kültür ve Sanat Hareketi) Komite Üyesi Nurettin Demirtaş, Önder Apo’nun 77. doğum gününe ilişkin ajansımıza konuştu:
“Kuru tahtanın hikayesini merak edenler peşine düşmeli. Bir kuru tahta nasıl yeşerir? Bunu anlamak isteyenler, hikayenin takipçisi olmak ve araştırmak zorunda. Bu, merak, heyecan ve tutkulu bir yaşamın başlangıç hikayesidir. Yeniden doğuşun yeşerdiği anı hissederek ve görerek yaşayabilmenin anlamıdır. Hiçbir yerde, ne filmlerde ne de romanlarda rastlanabilir bir olaydır. Fakat buna rağmen hayatın ta kendisi Kürdistan da canlandı. Bunu gerçekten anlamak isteyen, bir kuru tahtanın ve bir ağaç parçasının peşine düşmek zorunda!
KURU TAHTAYI YEŞERTEN HANGİ MUCİZEYDİ?
Evet, kuru bir tahtayı yeşerten hangi mucizeydi? Hangi akıl, hangi yürek, hangi insan bunu başardı? Eğer kuru tahtanın nasıl yeşertildiğinin hikayesinin peşine düşülürse, Kürdistan’da nelerin yaşandığı, nereden nereye gelindiği ve bu mucizenin sahibinin kim olduğu, bunu nasıl başardığı anlaşılabilir.
Kürdistan tarihi, betonlara gömülmüş bir halkın o betonları kırarak tekrar canlanması tarihi olarak bilinir. Belki en güzel ve çarpıcı tanım, mucizevi gelişmeyi zamanında yaşlı bir amcanın sorusuyla ortaya konmuştur. Betonlara gömülmüş Kürtlük gerçeğine karşı sorulan soru anlamlıdır. Bir o kadar da umutsuz olan durumu izah etmektedir: ‘Kuru tahtayı yeşertebilir misin?’ Bundan daha umutsuz bir konu söz konusu olamaz.
Önder Apo’nun mucizevi olarak gerçekleştirdiği ve tarihsel olarak başardığı şey, kuru tahtayı yeşertmektir. Bunun farkında olmayanlar, nasıl bir halk gerçekliğine sahip olduğumuzu ve nasıl dönüşümlerden geçtiğimizi, bugünlere nasıl geldiğimizi anlayamazlar. Önder Apo’nun tükenmek bilmeyen emekleri, 77 yıllık ömrüne sığdırdığı değişim ve dönüşümler, sadece Kürt halkının değişim ve dönüşümüyle kavranamaz.
Önder Apo’nun 77. doğum gününde, onun fiziki doğuşun ötesinde gerçekleştirdiği büyük ve tarihsel eyleme ‘yeniden doğuş’ ismini vermiş, hatta bunu dönemlere ayırmıştır. Fiziki doğuşu birinci doğuş olarak adlandırmıştır. İkinci doğuşu, Özgürlük Hareketi’nin ortaya çıkmasıyla anlamlandırmıştır. Üçüncü doğuşu ise tarihin gördüğü en büyük uluslararası korsanlık eylemiyle, büyük bir komployla esaret altına alınmasıyla İmralı Adası’nda gerçekleştirilmiştir. Bu da bilindiği gibi paradigma değişimidir.
İNSANCA YAŞAMIN YENİ ADI
Yeni paradigma, üçüncü doğuş olarak adlandırıldı. Önder Apo bu tanımları yaparken bizler elbette birinci, ikinci ve üçüncü doğuşa da aynı değeri ve anlamı yüklüyoruz. Onun mucizevi olarak gerçekleştirdiğini ne teolojik ifadelerle ne mitolojik ifadelerle ne de mistisizme büründürerek anlayabiliriz. ‘Mucizevi’ denilen şey, aslında tamamen insan aklına ve yüreğine dayalı olarak gerçekleştirilmiştir. Aynı zamanda büyük emeklere dayalı olarak gerçekleştirilmiştir.
Önder Apo, Kürdistan’da en umutsuz koşullarda insanca yaşamın peşine düştü. İnsanın ve insanca yaşamın nasıl olması gerektiğini tarif etti ve tanımladı. Onun emeğiyle kendisini yarattı. Yani aslında ‘mucizevi’ dediğimiz şey tamamen insanidir. Ne hayali ne teolojik ne de masal veya destanlarda anlatıldığı gibi değil; bütünüyle somut emeğe dayalı olarak bunları gerçekleştirdi.
Emekle kendisini var eden Önderlik gerçekliği, bilinçle, anlam olgusuyla ve felsefeyle buluştuğunda bir insanlık önderi haline geldi. Bu nedenle, Kürdistan’da bir tahtanın, bir kuru ağacın yeşertilmesinin mümkün olmadığını tarif eden o umutsuz durumdan, şimdi insanlık alemine ışık olan bir düzeye gelindi.
İnsanlık tarihinde yeni doğuşlar vardır. Bunlar hep müjdeyle anılmıştır. Mesela peygamberlerin doğuşları böyledir. Yine birçok filozofun insanlığa sunduğu hizmetten dolayı, onların doğuşları da böyle bir anlam taşır. Avrupa Rönesans zaten kendi başına yeniden doğuş demektir. Fakat her doğuş, insanlığa değerli ve anlamlı katkılar sunmuştur. En son Avrupa Aydınlanması’yla, Rönesans ve Reform hareketleriyle temeli atılan ve gelişen yeniden doğuş, insanca yaşamın oluşturulması adına büyük bir adımdı. Ama eksikti. Neden?
Birincisi, dayandığı temeller Greko-Romen’ kadar gidiyordu. Tarihsel olarak esas aldığı referans Greko-Romen’di. Öncesi ya bilinmiyordu ya da reddedilmişti. Bu yönüyle şimdi insanlığın en eski kültürüne ve tarihine gidiyoruz. Göbekli Tepe ve öncesini, klan-kabileler dönemini, o toplumsal kültürü esas alarak insanlığın özünü arıyoruz. İkincisi, Avrupa Rönesans’ında sanatçılar değişim ve dönüşüme cüretkar bir biçimde öncülük yapmıştı. Fakat aralarında kadın yoktu. Rönesans’ın ikinci eksikliği de bizim devrimimizle tamamlanmış oluyor.
Dolayısıyla yeniden doğuş, insanlığın keşfinde eksik kalanları, yarım kalanları tamamlayan bir doğuş oluyor. Bunları böyle anlamlandırırken, bizim kendi doğuşumuza, insan olarak kendi yaşamımıza ne anlam yüklediğimiz ve nasıl yaklaştığımız önemli.
Önder Apo’nun doğuşunu kendi doğuşu olarak gören, buna inanan ve bu şekilde sahiplenen büyük bir halk gerçekliği ortaya çıkmıştır. 2026 Newroz’u bunu çok açık bir şekilde gösterdi. Fakat bir de kendi doğuşumuz olarak gördüğümüz halde 27 yıllık bir esaret söz konusu. Buna son verecek bir Newroz, bir çözüm Newroz’u olarak böyle büyük bir irade ortaya çıkmıştır.
Şimdi hepimiz Önder Apo’ya bağlı olduğumuzu iddia ediyoruz. Ama Önder Apo, bağlılığın ve gerçek sevginin; insanlığın yeniden doğuşu anlamına gelen fikirlerin ve paradigmanın hayat bulması ve uygulanması olduğunu söylüyor. Bu şekilde kendimizi sorgulayarak, yeniden doğuşa kendi pratiğimizle karşılık vererek doğru yaklaşmış oluruz.
Öbür türlü bağlılıklar ve sözler tam yerini bulmaz; eksik ve yarım kalır. Elbette öyle bir Önderlik gerçeği ki, kendi doğuşunu fikirsel ve felsefi düzeyde, aynı zamanda yaşamsal ve kültürel düzeyde tüm bir halka, oradan da tüm insanlığa taşırmayı başardı.
‘ÖNDER APO’NUN DOĞUŞU, BİR HALKIN DOĞUŞUDUR’
Bütün çağların en çirkin, en vahşi, en kötü sistemi olan kapitalizme karşı alternatif olan demokratik modernite ile tüm insanlığa alternatif bir yaşam imkanını sundu. Bunun etrafında şekillenen bir direniş geleneği oluşturdu. Bugün halkımız, her tarafta, dört parça Kürdistan’da direniş ruhuyla birleşmiş durumdadır. Bu direniş ruhu elbette ki kapitalist sömürgeye karşı bir duruştur. Aynı zamanda dünyanın her yerinde yaşayan halkımız da buna aynı ruhla karşılık verdi.
Avrupa’daki görkemli Newroz kutlamalarında bunu gördük. Kültürüyle, sanatıyla ve direniş ruhuyla, Önder Apo’nun doğuşunu kendi doğuşu olarak gören bir halk gerçekliği açığa çıktı. Yine enternasyonalist hareket de kendisini Avrupa ile dünyanın diğer ülkelerinde ve bölgelerinde partileştiren, örgütleyen bir düzeye kavuşturmaya çalışıyor. Enternasyonalist dayanışma ruhunu aşan demokratik modernite ile alternatif bir yaşama kavuşan; kimin nerde, nasıl duracağını belirleyen, ona bu anlamda ışık olan, yön ve yol gösteren bir gerçeklik açığa çıktı.
İşte biz, bütün dünyada entelektüellerin, aydınların, sanatçıların, yazarların, edebiyatçıların, sinemacıların; aslında yaşamla ilgilenen herkesin yakından araştırması ve incelemesi gerektiğini düşündüğümüz bir hususa vurgu yapıyoruz. Bu ağaçları ve tahtaları bunun için buraya getirdik. ‘Kuru tahta yeşerir mi?’ sözünün araştırılması, bu hikayenin peşine düşülmesi; demokratik modernitenin ne olduğunun, nasıl yaratıldığının ve nerelerden nerelere gelindiğinin anlaşılması açısından hikayenin peşine düşülmesi gerekiyor. Bu hikayenin bir öncüsü ve binlerce kahramanı var.
Önder Apo’nun yeniden doğuşuyla hepimiz; halkımızı ve insanlığı tanıştırdığı yaşam felsefesi her biri bir dünya değerinde olan ve her zaman sonsuz bağlılıkla andığımız şehitlerimiz sayesinde gerçekleşmiştir. Öyle ki Önder Apo, baştan itibaren Haki Karer yoldaşın şehadetinden günümüze kadar tüm çalışmalarını ve yaşamını, şehitlere cevap olmak adına gerçekleştirdiğini ve geliştirdiğini söylüyor.
Bu anlamda Önder Apo’nun ve hepimizin doğum gününün; başta şehitlerimiz olmak üzere, şehit analarına, halkımıza ve tüm insanlığa kutlu olmasını diliyoruz. Önder Apo’nun doğum gününde, tüm hasretimizle ve sevgimizle, içten ve yürekten kutlamalarımızı sunuyor; onun için hazırladığımız hediyeleri bizzat ona teslim etmek istiyoruz. Buna inanıyoruz ki en kısa sürede Önder Apo fiziki özgürlüğüne kavuşacak ve onun bize sunduğu en büyük hediye olan yoldaşlığı, hep birlikte onunla kucaklaşarak, hakkını teslim ederek yaşayacağız. Önder Apo’nun bugüne kadar öncülük yaptığı ve yarattığı değerleri, hak ettiği düzeye taşırarak, özgür bir şekilde doğum gününü kutlamak istiyoruz. Önder Apo, bizler, halkımız ve insanlık için tarihin gelmiş geçmiş en büyük şansıdır.
SÜWEYDA NEDİR?
Bunun için dinleyenlerimize ‘Süweyda nedir?’ diye sormak istiyorum. Üzerinde biraz düşünülürse, doğa edebiyatında çokça değerlendirilen bir kavramdır. Ortadoğu sahasında, Önder Apo’nun akademideyken öğrencilerine sorduğu bir sorudur aynı zamanda. Süweyda’nın ne olduğunu sorduğunda, her bir arkadaş düşünüp ayrı bir cevap vermiştir. Bunu, bizim Adnan yoldaşın yazdığı anıyla öğrenmiş olduk. Tüm cevapları aldıktan sonra Önder Apo sadece gülümseyerek cevap vermiştir. O zaman arkadaşlar anlamışlar ki, sorunun cevabı tam karşılarında duruyor.
Şöyle güzel bir tarifi ve tanımı da vardır: İnsan yüreğinde, kalbin üzerinde; yağların ve kanın içinde ama asla kirlenmeyen, küçücük bir benek halinde duran ve tıpta da tarif edilen bir gerçekliktir. İnsanın kalbi durmak üzereyken, bir ömürde sadece bir kez çalışan ve kalbe enerji vererek onu yeniden hayata döndüren bir gerçeklik. Yani dağlarda zirveye tırmanmışsın, yorulmuşsun, nefessiz kalmışsın; koşturmuşsun ve neredeyse kalbin durmak üzeredir. Bir pınara varmışsın ama su içecek halin, mecalin kalmamıştır; hayatın gitti gidecek. İşte o anda, ölüme karşı kalbe son enerjiyi veren, onu yeniden çalıştıran ve hayata döndüren şey Süweyda’dır.
Süweyda, hepimiz için, bütün insanlık için Önder Apo’dur; onun kendisidir. Onu bu duygularla, saygıyla selamlıyor; 77. doğum gününü kutluyor ve kendisine, bizzat kendi ellerimizle hazırladığımız hediyelerimizi sunarak, kuru tahtanın nasıl yeşerdiğini Kürdistan dağlarında göstermek istiyoruz.
Bu temelde, Önder Apo’nun, tüm yoldaşların, tüm halkımızın ve tüm insanlığın doğum gününü kutluyorum.”
Source: ANF News